<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706</id><updated>2011-12-28T22:52:58.221+02:00</updated><category term='Yetti Artık Yazısı'/><category term='Meslekî Etik'/><category term='Duyuru'/><category term='Aydın Eleştirisi'/><category term='Eskiden Tek Parti Döneminde'/><category term='Uygulamalı Felsefî Estetik'/><category term='Müzik Üzerine'/><category term='Adalet Üzerine'/><category term='Borderline Hal'/><category term='Basın Eleştirisi'/><category term='Deneme'/><category term='Light Kavramlar'/><category term='Şiir'/><category term='Münih Havaalanında Türk Transit Yolculara Ayrımcılık'/><category term='Zevrak-ı Derûnumuz'/><category term='Çevre'/><category term='Toplum'/><category term='İsyan'/><category term='Siyasî Gündem'/><category term='Sıradan Yazılar'/><category term='Hafiften Felsefe'/><category term='Toplum Kuramı'/><category term='Aile'/><category term='Etik'/><category term='Film Eleştirisi'/><category term='Gıda'/><category term='Şair'/><category term='Üzerine Düşünülecek'/><category term='Tavır'/><category term='Hayat Dünyamız'/><category term='Günlük Hayat'/><category term='Yerli Sinema'/><category term='Alel Acele Yazılanlar'/><category term='İtiraz'/><category term='Can Sıkmayacak Yazılar'/><category term='Hukuksuzluk'/><category term='Zevrak-ı Derûnumuz&apos;dan'/><category term='Hatırlama Notu'/><category term='Tüketim'/><category term='Siyah Beyaz Türk Filmi'/><category term='Konuşmalar'/><category term='Ayrımcılık'/><category term='Zevrak-ı Derûnunuz'/><category term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category term='Giyim Kuşam'/><title type='text'>Eleştiriler</title><subtitle type='html'>Basın-Yayın, Kitap, Gündelik Hayat, Yeme İçme, Tiyatro, Sinema, Kültür, Sanat, Edebiyat, Müzik, Dans, Popüler Kültür, İdeoloji Eleştirisi</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://elestiriler.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>64</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-6519940905558792297</id><published>2011-12-28T20:59:00.002+02:00</published><updated>2011-12-28T22:52:58.233+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz&apos;dan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Etik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meslekî Etik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Keşan Müftüsünün Söyledikleri Düşünce Özgürlüğü Sınırları İçindedir!</title><content type='html'>Noel ve Noel Baba için batıda daha fazla şey yazılır söylenir. Noel Baba menkıbelerinin değişik kökenleri, farklı geleneklerle kurulan köprüler Noel Babanın gerçek kimliğinden çok cevap verdiği toplumsal ihtiyaç açısından anlamlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batıda Noel Babaya yönelik çeşitli söylentiler, eleştiriler gündeme gelse de, Noel Baba en az şişedeki cinimiz kadar gündemdedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşitli geleneklerin Noel Babaya bağlanmışlığı uzun bir düşünce tarihi metnine de ihtiyaç duyuracaktır. Demreli Aziz Nikolas konusu Noel Baba tartışmasının sadece bir kısmını oluşturur. Eleştirenlerinin az olmadığını ve bugünkü ticari noel alışverişi ve noel eğlenceleri ile alâkası olmadığını da belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde yılbaşı ile noelin farklı olduğunu vurgulayan yılbaşı kutlamaları savunuculuğunun argümanında hata olduğu kanaatindeyim. Her gelenekte yılbaşı ve noel örtüşmez ama bazı geleneklerde bu örtüşme söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşan Müftüsünün gerekçeleri de tartışılabilir gerekçeler. Bacadan girme, kapıdan girme birbiriyle örtüşemeyecek alanlarda ele alınmış mesela. Teşbih, benzetme, metafor ve eğretilemeye başvurma gerekçelerin anlam alanlarını devreden çıkarıcı özellikler taşısa da meşru bir tartışma zemini kaybedilmiş de olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gerekçesi ise ifade edilmediği halde haklı ve hakkanî bir temel açıyor: Bir çözülme, özenme, geleneği devam ettirememe halimize eleştiri olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stabil bir toplumda komşumuzun kutlamalarına sırt dönmek farklı, özgüvenin yitirmiş bir toplumun yalpalamaları içerisinde geleneksel arka planımızla bağımızın kopuyorluğu farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batıda kutlamaların ticarileşmesi, tüketim dini içinde anlamlanan bayramlar, alışveriş günleri eleştirisi, eğlence ve festivallerin alkolizasyonu sağdan, soldan eleştiri alır. Nietzsche'nin Deccal'indeki gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben insanların eğlenmesine karışılmasına taraftar olmasam da din adamlarının yeni ritüalleri eleştirmeye çalışmalarının görevleri olduğunu düşünüyorum. Tek sesten konuşmayacaklarsa, kendi gerekçe, bilgi ve birikimlerini kullanacaklarsa elbette tartışılır şeyler söyleyeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı düşünen gerekçe sunar; "soruşturma, kovuşurma açılsın!" çığlıkları atmaz. Yanlışsız ve siyaseten doğru şeyler söylemek yerine tartışılır şeyler söylenmesi evladır. Herkesin ahkâm kesmesi ve bildiğini okuması değildir bu. Toplumsal konsensus tamamen doğrular yanlışlar üzerinde oluşmaz, nerede susulacağı, nerede konuşulacağı, nerede kimin ileri gidebileceği, kimin ne ölçüde karşı çıkabileceği üzerine dinamik bir konsensustur da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konsensus, konuşan koklaşan ve hareket halindeki bir toplumda zaman içinde oluşur. Bir birine hak vermelerden çok birbirinin özgürlük, yanlış doğru alanlarını da tanımaktan geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılbaşı, noel kutlaması olmak zorunda değildir. Ama, ikisinin örtüştürüldüğü de olur. Kaç yılbaşı vardır, zaman bilinci üzerine yıldönüm kutlamalarının ne önemi vardır bunları tartışmamızda fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul edersiniz, uyarsınız ya da uymazsınız gelenek size bugünden bir yorum olarak itiraz eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İçkili eğlencelere alternatif var mıdır, varsa nedir?" ise ayrı bir mevzudur. Yılbaşı üzerinden tartışılmasını pek anlamlı bulmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlenceyi anlamsız bulanlardan değilim. Alternatrifi olanların ise teorik bir dayatma olarak değil bir hayat tarzı olarak sunmalarını şart görüyorum. Bu konuda zamanında hayat tarzımızın yaş sınırlarıyla segmentleştirilmesi de bir çözümdü, doğru çözümdü demiyorum, çözümdü, üzerine düşünülmelidir diyorum. Gelenek neden böyle bir kapı açmıştı üzerinde durmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Keşan Müftüsünün düğüne, derneğe, eğlenceye karşı çıktığı kanaatinde değilim. Kişise bir çıkış yaptığını da düşünmüyorum. Yorumu, başvurabileceği yanlış gerekçe kendisine aittir, kendisine ait bir sorumluluktur, ancak bir sorumluluğun başka sorumluluklara açılması tarzında bir sorumluluktur. Yanlışı varsa gerekçelendirerek kendisine sunmayan sorumsuzluktan konuşuyor olur. Açık bir konuşmayı kapatan Keşan Müftüsü değildir, onu hemen susuturmaya çalışanlardır. Diskuru açık tutmak söyleneceğin, konuşlabileceğin geleceği gideceği yeri de belirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı eğlence anlayışı, hatta eğlenceye karşı eleştirel anlayışlar olabilir, dayatma olmadıkça tartışmanın sorun yaratacağını da düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi ne bir müftünün anlayışına tabî olmak zorunda görüyorum, ne de onu soruşturmayı öneren bir başka anlayışa. Sadece ve sadece hakikat bağlayıcıdır. Sözü hakikat iddiası olarak işitmek ise herkese karşı yükümlulüğümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat tarzımın sorumlusu benim, mucidi olmasam da. Başkalarına hayat tarzımı dayatmadıkça, kimseye de hesap vereceğimi düşünmüyorum. Ancak hayat tarzları üzerine tartışmayı da entellektüel bir konu olarak düşünüyorum. Düzey ileridir, değildir ayrı bir mevzudur. Tartışma, alışveriş zamanla ve zamanda ilerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların sevap günah çetelelerini biz tutmuyoruz. Onlara insan olarak davranmak, hitap etmek, yanlışlarını doğrularını abartmamak, insan hayatını tek tek alanlardan ibaret saymamak durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlencenin toplumsallaştırıcı ve toplumsallaşmayı çözebilici yanlarını aynı anda görebilen toplum kuramı, toplum eleştirisi konuşma, söyleşme, birbirine itiraz yollarının açık kalmasını açık tutulmasını tercih edecektir, etmelidir. Eğlencede sorun ifrat tefritte değildir, eğlencenin diyalektiğinin olmasıdır mesele, bir gün devam ederiz belki, meselenin, olayın, konunun, mevzunun kendisine yönelerek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-6519940905558792297?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6519940905558792297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6519940905558792297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/12/kesan-muftusunun-soyledikleri-dusunce.html' title='Keşan Müftüsünün Söyledikleri Düşünce Özgürlüğü Sınırları İçindedir!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-7214203161314973037</id><published>2011-12-27T23:13:00.002+02:00</published><updated>2011-12-27T23:17:46.540+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz&apos;dan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>Ey Maneviyatçı ve Muhafazakârlar! Gözetleme, Tecessüs ve Yakıştırma Hamlesi Ne Zaman Tamamlanmış Olacak?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JH_6O1uX_EI/Tvo13BnqxoI/AAAAAAAAA2I/-wOErxJsWN8/s1600/normal_budageceryahu.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/-JH_6O1uX_EI/Tvo13BnqxoI/AAAAAAAAA2I/-wOErxJsWN8/s200/normal_budageceryahu.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gözetlemede, tecessüsde, yakıştırmada kimselerden aşağı kalmadığınızı gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarını ne ile suçladıysanız, vaad edildiği gibi aynısı başınıza gelmeden durmayı bilebilecek misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarına yakıştırdıklarıyla suçlananlar, bu dünyada başkalarına yakıştırdıkları başlarına gelmeden terk-i dünya edemeyecekler yine de şanslılar, yeniden mazlum olabildikleri için, bir anlamıyla dahi olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep haklı, hep kusursuz, hep tepeden bakan olmamak, başkalarına verdiği acıyı tadmış olmak insan vicdanı için daha iyi bir başlangıç noktasıdır. Günahsızlıktan, hatasızlıktan değil de insan olmanın gurur ve azabından konuşmak bambaşkadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirimizi her ne kadar daha iyi tanımaya başlamış olsak da, bu iştihadan vazgeçmek; örümcek ağı serip tuzak atma, kafes kurma dönemini artık kapatmamız lâzım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi tuzak atabilecek, bent kurabilecek ve bütün tuzakları okuyabilecek olanın dersini mi bekliyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmete kapalı olanın burnu sürtülür, sürtülecektir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bildiklerini okuyanların değil, anladıkları ve kavradıklarını öğretemeyenlerin de sorumlulukları ortaktır!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-7214203161314973037?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7214203161314973037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7214203161314973037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/12/ey-maneviyatc-ve-muhafazakarlar.html' title='Ey Maneviyatçı ve Muhafazakârlar! Gözetleme, Tecessüs ve Yakıştırma Hamlesi Ne Zaman Tamamlanmış Olacak?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-JH_6O1uX_EI/Tvo13BnqxoI/AAAAAAAAA2I/-wOErxJsWN8/s72-c/normal_budageceryahu.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-2353874372588694494</id><published>2011-11-25T03:49:00.008+02:00</published><updated>2011-11-25T04:07:38.826+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayrımcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Beyaz Tv'deki Sünnet Meselesi İçin Özür Dilenmeyecek Değil mi?</title><content type='html'>Seda Sayan'ın programında &amp;nbsp;Kamer Genç'e yapılan için iktidar partisinden çıt çıkmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamer Genç'i verdiği cevap için kınamıyorum. Bundan daha ince bir cevap ne olabilirdi diye düşündüm, ama bulamadım. Suskunluk yanlış anlaşılır. Mahkemelik olunmasının bir ciddiyeti kalmadı. Ne yapılabilirdi, iktidar partisinden, iktidar basınından bir tepki gelmedikçe?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürsüde itilip kakılmasına "operasyon" demiştim. Anında ve anda gelişse dahi bu böyle. Kredibilitesini zedelemek için yapılmadık kalmadı. "Kendi hataları da var!" demeyin. Hatadan ibaret olsaydı dahi Kamer Genç, kürsüde milletvekili bir demokraside itilip kakılmaz. İtip kakanlar da ertesi gün yaptıklarının önemini farketmemişliğin hayretiyle konuşmazlar. Birileri ona, onlara demokrasinin ne olduğunu izah eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mecliste olan, mecliste kalmadı, gerisi geldi. Bu kez bir magazin programıyla. Kanalın sahipleri kimler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersimlilerden özür dileniyor, ancak Dersimin vekili bu kez televizyonda linç ediliyor: "O sünnetsiz!"miş. İnsanların sünnetlerinden onlara ne? Kendilerinin bu yaptıkları sünnet mi? Kaç kitabın içeriğini, kaç emri, kaç uyarıyı zulme uğratıyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özürün dili ile linçin dili bir madalyonun iki yüzü olduğunda biz hangi yüze bakacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes özre tarihi anlam yüklerken, ben Kamer Genç'e yapılana (Kamer Genç haksız dahi olsaydı!) karşı çıkılmasına önem veriyorum. Dersimlileri yetkin görmeyen, temsilcilerine sömürgeci gibi davranan bir anlayışa karşı çıkılmasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamer Genç sandıktan tesadüfen çıkmış bile olsaydı, ciddiye alınmayacak mı idi? Nerede kaldı seçilmiş atanmış farkı gümbürtüsü, iddiası, heyheylenmesi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım yarın, bir gün ne olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersim 1937-39'da yakınlarını kaybeden Kılıçdaroğlunu köşeye kıstırmışlığın diliyle ceberrutlukların eleştirisi bana anlayışsız, insafsız ve gaddar geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılıçdaroğlunun sakin, proveke olmayan tavrını devlet adamlığına yakışır buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradaki varlığı, duruşu, sessizliği de hesap soruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felaketler üzerinden rant sağlanması insanlığa sığmaz. İnsanın acısıyla puan toplaması da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlardan beklenen oysa özür değil, anlayış, kavrayış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve artık acıyı paylaşanların özürü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-2353874372588694494?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2353874372588694494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2353874372588694494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/11/beyaz-tvdeki-sunnet-meselesi-icin-ozur.html' title='Beyaz Tv&apos;deki Sünnet Meselesi İçin Özür Dilenmeyecek Değil mi?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-8391391899142010369</id><published>2011-11-22T20:44:00.005+02:00</published><updated>2011-11-22T21:19:49.438+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz&apos;dan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Etik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tavır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adalet Üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Ekşi Sözlüğü Kapattırma Girişimleri Üzerinden</title><content type='html'>Ekşi Sözlük bazan incitici, yüzeysel olabiliyor. İtiraza kapılarını açık tutmaları, başkalarının imajını ellerinde tutma olayına ihtimamla yaklaşmalarını beklemek herkesin hakkı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklarında önyargı oluşturulduğunu düşünenlerin, sitenin kendi sorumlularından cevap alamadıklarında mahkemelik olmalarını da doğal karşılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak son kapattırma kampanyasının demokratik, eleştirel, hukukî her türlü sınırı zorladığı kanaatindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi'nin vazgeçilebilir bir şey olduğu vurgusu ise, ironik de olsa ilginç, referandumda hayır oyu verenlerin darbecilikle suçlanması demek durum, an, ironi icabıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada ilginç bir gerekçe var: Kutsalların aşağılanması. Kutsalların aşağılanması kötü bir şey. Ancak bu, kutsalların savunulmasından ileriye gidiyor ve hukukun herkes için geçerliliği içinde herkesin, her çevrenin kutsal bildiği için demokrasiyi paranteze alabilme hakkını öne sürmelerinin yolunu da açıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokağın devreye girebilirliği, galeyanın önünü açmaya kalkışılabileceği lafzı Çorum ve Maraş provakasyonunu yaşamış bir ülkede akıl kârı değil. Fark? İddiada haklı olunduğu düşüncesi. Kanıtın apaçık ortada olmadığı durumlarda da iddia büyükse, demokrasinin rafa kaldırılabilirliğinin meşruiyetinin düşünülebilirliğinin önü yeniden açılmış olmayacak mı? Yenidemokratlarmızın demokrasi söyleminin kolayca sönüvermesi yeni bir diktatörlüğün hedeflendiği iddialarını güçlendirmeyecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanıt apaçık olsa da olmasa da, hukukî sınama süreçleri devreden çıkarılarak mı hukuk gündeme getirilecek?&amp;nbsp;Yani önce ortalık ateşe verilip sonra hukuk işlemeyecekse, hukuk baskı altına alınmakta değil midir? Değil ise, kamuda fiili infial için gerekçe mi oluşturulmaktadır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada dikkat edilmesi gereken şudur: 11 Eylül türü saldırılarından sonra batıda göçmenlere yönelik saldırı çağrılarına meşruiyet kazandırıcı bir yolun önü açılmaktadır. Almanyada olup bitenler ve faillerin en iyi ihtimalde dahi korunmuşluğu uyarıcı olmalı idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salman Rüştü meselesinde göçmenlerimiz üzerine baskıları meşru kılan bir diskur açıldı. Kutsallar korunur görünürken, batıdaki ırkçılığın göçmenleri fişleme, izleme, baskı altında tutma olayı kolaylaştırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne yapılmalıydı?" diye sorulursa: Eleştiri ile karşılık verilmeliydi. Evrensel aklını bulmuş, gerekçelerini bulmuş alay ile. Bulunamadıysa, bu ihtiyaç doğardı. Aydınımızın söz hakkı elinden alındı. Söz hakkı'nın haklı olmayan sözü de içerdiğini, eleştiri hakkını yitirmenin acısıyla vurgulamalarda kalış, toplum mühendisliğine teslim oluş idi de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölçü kaçırılmadıkça bu tür hallerde sokağın tepki vermesini demokratik buluyorum. Ancak demokrasinin rafa kaldırılabilirliği söylemi içinde sokak ve hukuk aynı anda gündemde tutuluyorsa, provakasyon hukukunca esir alınma durumuna düşüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların inançlarıyla alay edenler çokbilmiş ilkel ve cahil bir bilimsellik iddasından konuşuyorlar öoğu kez. Düşünceleri, iddiaları inanç-bilgi ayrımı, antinomilerin eleştirisi gibi hususların farkında oluşun aydınlanmasını içermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaba eleştirinin çattığı indirgenmiş ezberi inancın hakikati sanan bir karşı kutup da, indirgenmiş, basitleştirilmiş, saptırılmış olanı kendi hakikatleri olarak savunabiliyor. İki tarafın ileri sürülen içeriğin gerçekliğinden emin oldukları, ama hakikatini sorguladıkları bir ortak zeminde kutuplaştıklarını görebiliyoruz çoğu kapışmada. Örnek verelim: Mevlânaya küfredenlerin Mevlânâya yazdıklarını bazı sözde mevlevî çevreler aynen savunuyorlar. Bir taraf bu ezberi övüyor, bazıları da ona sövüyor. Küfürü hafifletecek hiç bir şey olamaz. Ancak çarpıtma, kendi diyemeyeceklerini büyüklere söyletme de hafif br hakikat suçu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlâna üzerine kapışöalarda yapılması gereken, hakikî Mevlânâyı sunmaktı. Bu da zaman alacak bir iş idi. Hakikîsini sunmak zaten, hakikati içinde sunmaktır, bilebileceğimiz, kavrayabileceğimiz hakikatimiz içinde, yorumlarımızı tartışmaya, yanlışlanmaya (bilgiteorisindeki anlamıyla) açıklık içinde tutarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen cevap verememek acıtsa da, söyleyeceğin bir şey yoksa, dersini çalışmak, ezberi olanla dövüşe girişmeden daha hayırlı bir yol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanlı pazarda başkalarının hakikatini çarpıtıp balta satır saldıranları her daim haklı kılan bir hukuk, ilahî bir söz vermişlik yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarpıtma olmadığında da kafa göz kırmakla hakikat savunulur diye bir şey yok. Bunda cahiller, çok bilmişler her daim daha ustadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikate sadık olmak, hakikatini bulmak, hakikati savunmak acelecilik, baskıncılık işi değildir. İzah edemiyorsan cahilsin. Daha iyi gerekçe sunamıyorsan, hakikate ezberi tercih ediyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnandığında, bildiğinde hakikat olduğunu, olması gerektiğini düşünen insan saldırmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meşru müdafaa güçlü olanın, hukuku tayin edenin değil, köşeye kıstırılanın hakkıdır öncelikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidar iken köşeye kısmışlık psikozuna girmeyeceksin. Önüne geleni de köşeye kıstırmaya çalışmayacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha iyi bir ufuktan bakış, daha geniş bir anlayıştan eleştiri seni çaresiz, zavallı, garip yapmaz. Ayrıca garip, mazlum kalışın bir kötülüğü yok. Kerbelâ'yı okumakta aciz kalıyoruz: Orada kendilerini savunmak için mazlum kalıştan başka bir yol seçmeyişi sanki yenilgi nedeni gibi görüp, zalimlerin dilini seçmeyi yeğleyenlerimiz var. Kerbelâdaki zulümü onaylamadan değil de, yenilgiye yol açan yolu reddetmekten kaynaklanan, mazlumların aleyhindeymişçesine bir yolu seçtiren, iktidara, galibiyete götüren yolun seçilmiş oluşudur. Bu, mazlumlardan uzaklaştırıyor, Kerbelâda susuz kalanlardan uzaklaştırıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük'e karşı tavrın mutlak galibiyete, ezici dayatmaya gidecek görülen yol olması sorunlu. Bu dilden bizler çok çektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velev ki hakikate zulmedilmiş olsun: Biz iktidara, ikbale, yarın yarı yolda bir kenara atabileceğimiz demokratik söyleme sarılıp, işimize gelmeyen hakikat sözcülerini susturursak, dayanaklarımızın zehrini geç farkederiz. Asaları, sopaları yere atmak, hakikate teslim olmak, hakikatin kirletilemeyeceğine inanmamız lazım, öncelikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanlış tezi zor ile, tehdit ile, mutlak iktidar ile susuturursak, galibiyeti garantileyen yolları seçersek susturduğumuz sadece ve sadece eleştirel aklın sesidir. Hakikati anlama eleştirel bir çabadır. Soruya cevap vererek olur. Kötü soru yoktur, provakatif soru ise gerçekliğini en kolay ele veren sorudur. Verimsiz soru anlamında kötü soru ise vardır, sormaz, tartışmayı kapatarak destekler. Yağcıların, yalakaların soruları değil, seni cepheden sarsan soruları cevaplayarak aşarsın ezberi. Provakatif soru değil, tartışmaya kapalı duruştan gelen sorudur kör soru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezber? Ezberin işi başkalarının yorumuna, anlayışına, kavrayışına nakletmek, aktarmaktır. Hali, zamanı, meseleyi bilmeden duyduğunu tekrarlamak olduğunda, alaka, bağlam, söylenenin hangi alanda hakikat iddiasında bulunduğu bilinmediğinde sözün hakikatine zulmedilir. Anlama, kavrama sözün tüm içeriğini kavrama değildir. Kendi halinden durumundan, hakikatin kendisine açıldığı kadarından konuşmaktır. Konuşmaktır, çünkü, kavrayış kavrayışla buluşarak genişler. Konuşma bu anlamıyla eleştirel bir diskurun gündeminde, kucağındadır. İster anlam nüans farkından, ister tümüyle karşı karşıya gelmekten kaynaklansın konuşma, soru cevap diyalektiği, açık bir ufukta bizi düşünülmemiş ile buluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfke, hakikat derdi olanların işi değildir. Yalanı iftirayı göğslemek güçtür. Güçtür ama, hakikate yaklaştıracak, daha da yaklaştıracak olan o soruyu sorana değil, sorabileceğe cevap gönderebilmek, bir sonraki soruyu davet edebilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehditle, kodesle, yasakla hakikat korunmaz. Düzen korunur. Hakikat derdi olanlar, kendi cehalet ve dar ufuklarından korkarlar sadece, kendi faniliklerine tapmaktan, faniliklerine yapışmaktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslolan iktidar değildir. İktidara ve galibiyete götüren garantili yolların taburesine tekme vuramadıkça, gönüllerde taht kurulmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönlümüzün sahipleri, tevazularına, insanlıklarına sarılan ve insanlıktan umut kesmeyenler, propaganda değil hakikat ipine sarılanlar olacaktır demem kimleri aydınlatabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acelen varsa, sabrın sözcüsü olmayacaksın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-8391391899142010369?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8391391899142010369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8391391899142010369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/11/eksi-sozlugu-kapattrma-girisimleri.html' title='Ekşi Sözlüğü Kapattırma Girişimleri Üzerinden'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-2561210280432239348</id><published>2011-11-18T03:44:00.001+02:00</published><updated>2011-11-18T03:46:44.679+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Etik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adalet Üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Vicdanî Red Üzerine Ev Ödevleri</title><content type='html'>Savaşın nerede red edileceği, nerede kabul edileceği eski adamlık, yiğitlik, alplik geleneğimizin (tüzüğünde, el kitabında değil) praksisinde, fronesisinde de yazılı idi. Kabile ve aşiretler demokrasisinde reddedilen savaşlar çok olmuştur, güç dengelerinin elverişli olmasına bakılmamıştır çoğu kez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GAZA. Gaza zulme karşı duruş, barış için hareket idi, zamanla nasıl gerekçeler, temellendirişler, duruşlar sulandırılır ayrı bir konu. Savaşı red veya savaşı kabulleniş aynı gaza kavramının içinde gerekçelenebiliyor meşruiyetini bulabiliyordu. Erken fütüvvet bir aşiretler, boylar demokrasisin buluşma alanında şekillendi. Merkezî devlet(ler)le fütüvvet evet, zayıflamıştır. Bu anlamda bir zayıflamayı da dert ettiklerini sanmıyorum. Aşiretlerarası demokrasi yani dengeler ve ortayol bulma faaliyetleri kötü bir şey olmasa da, stabilite, güvenlik, hukuk, &amp;nbsp;ticaret yollarının açık tutulması özlemi merkezî devlete yönelik bir talep de yaratıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüzeyin Gazi'nin Kuyucu Murat Paşaya katılmayı reddeden torunları da o dönemin anadolusunda yiğit, er bulunuyordu pekalâ. karşı koyuşlar her daim isyan biçiminde olmazdı. Dengeler elverdikçe diplomatik, elvermediğinde canından olmayı göze almayı gerektiren bir kodeks öncelenirdi. Bir el kitabından yola çıkarak değil. Halkın, kültürün, geleneğin temellendirici desteğini, toplumsal vicdanı arkasına alarak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdanî redde ayırt edici olan gerekçenin bireyden mi topluluktan mı geldiği değildir. Kararın arkasında bireyin durması önemlidir, birey ve vatandaşın hak ve ödevleri alanında gerekçelenmesi dahi ayırt edici değildir. Hak ve ve ödevler bağlamında bakan ve değerlendiren bir hukuk ve toplum yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torunlarına silaha el sürmeyeceklerine dair yemin ettiren savaşçı geleneğin temsilcisi de vicdanî reddi gündeme getirebiliyordu, hem de meşruiyet tartışmasını anlamsız bırakarak. Olgun bir toplumda böylesi durumlarda hal çareleri bulunabiliyordu. Bulunamadığında münderecat ve hukuk icabıdır her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşa karşı çıkarak dağa çıkan vicdani red kapsamında hareket etmiyordu. Reddin aktif direnişe dönüşmesi, savaş karşıtlığının savaşlara iç savaşlara dönüşebilmesi ise her daim mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdani reddi modern zamanların kavramı olarak görmüyorum. Ancak modern zamanların temellenmiş direniş tarzları, barışçı duruşları ile de alakalanmış, yeniden temellenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PASİFİZM. Vicdani red, zorla silah altına alma karşısında şiddet kullanmaz. Gandi'nin siyasi mücadelesi pasifizmin modern zamanlardaki yeniden temellendirilişi, sınanışı da olmuştur. Bugün vicdani reddi tartışan ufuk pasifizmi gündeme getirmeden kendisini ifade edemez! Pasifizm tartışmaya açık, argümentasyona açık bir duruştur. "Dinim böye gerektiriyor!", "anlayışım böyle gerektiriyor!", "gazi dedeme söz verdim!", &amp;nbsp;demek durumunda değildir pasifizmden argüman. Bu tür argümanlar, bir anlamda tartışmaya kapalıyken, bir başka boyutta tartışmaya açık olabilirler. Bunda sorun yoktur. İnanca, anlayışa saygı başka bir şeydir, bir şeyin doğru olup olmadığını başka bir planda tartışmak ayrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Köylüme silah doğrultamam!" da bir yeterli gerekçedir. Bunu söyleyen "Çanakkaleye gitmem!" dememektedir. Gerekçesi de pasifist değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Pasifist, işgale evet der, sömürgecilere uysaldır" diye de düşünmemek lazım. Evet, işletilebilse medenî bir duruştur. Özgüven ister. Karşı tarafa da güven ister. İnsanın ruhuna. İnsanlığın kader ortaklığına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pasifizme karşı argümanların güçlü olmasından çok reel politik durumlar konuşur. Savaş endüstrisi, çatışma mühendisliği. Kapıdaki bela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ben 12 Eylül döneminde askerliği reddederdim! Çanakkale Direnişine ise gözüm kapalı katılırdım. "Doğru mu yapıyoruz?" sorusunu sormak ise ne ayıp, ne yanlış, ne de günah. Bu soruyu birileri sormalı. Birileri de cevap vermeli. Ancak hiç bir cevap sorunun önünde, ilerisinde değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru hakikatini de taşır. Cevap kendi olumsuzlamasını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale'de tartışılabilecek bir şey yoktu, her şey apaçıktı: Doğru mu yanlış mı yapıyoruz sorusunu aşar bazan savaş. İşte o zaman sorgulanmaz direniş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale üzerine tartışmalar, yine de, olmadı değil. "Neden geri çekilen düşman askerleri imha edilmediler?" sorusuna bazan "savaş katliam değildir!" cevabını işittik, bazan reelpolitik açıklamalarla desteklendi bu, bazan karşılıklı profesyonellik ya da insanlık üzerine diskur yürüdü. Doğrusu neydi? Doğrusundan öncesini söyleyelim: Bu sorular geçmişi değil geleceği şekillendirir! Tartışma gelecek için yapılmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu şudur: Çanakkaledeki direniş bir ahlâkın, varlık sebebinin, kültürün, dayanışmanın medeniyetinin cevabıydı işgalin medeniyetine. Daha üstün bir ahlâk silahlardan üstündür. Tecrübe, kurmaylar silahlı bir direnişin askeri-hukuki normlar sınırında hareket etmesini sağlayabilirler. Yani tek başına haklılık, direniş ahlakı, gelecekle dayanışma hali yeterli değil. Ufuk da vardı. Soğuk savaşın flu gerekçeleri, şeytanlaştırmaları değil, hakikat, varlığımız, insanlık için söylenebilecek sözümüz can pazarındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı karşısında aşağılık duygusu içinde olanları anlamakta zorlanmışımdır hep: Biz orada anayasamızı, babayasamızı, insanlık duruşumuzu yazdık, yaşadık, ilan ettik. Elbette kendimizi sınırlandırarak, savaşı intikam eylemine dönüştürmeyerek, barışa geçiş kapılarını savaşta, hatta savaşla açık tutarak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PARANTEZ. Yunanlı sosyalistler Selanik açıklarında anadoluyu işgal için yola çıkarılmış bir gemiyi (kruvazör?) işgal ettiler. Yeri göğü inleten sloganları "Savaşa Hayır!" idi. Dışardan işgal değildi bu. Yalta ile reel sosyalizmlerle henüz dümura uğratılmamış bir kardeşlik ilanıydı, üniformalı erlerin, askerlerin. Benzeri birkaç olay İzmir açıklarında oldu. Buna "savaş karşıtlığı" deniyor. Bu direniş türü, "sivil direniş" kavramıyla geçişli olsa da, sivil direnis değil. Sivil direniş pasifizmin spektrumunda şekilleniyor. Yunanlı barış eylemcileri silahlı askerlerdi. Göze aldıkları küçümsenebilir bir şey değildi. Başlarına neler geldi, can kayıpları oldu mu neden çokbilmiş ve cengaver gazetecilerimiz incelemez, araştırmaz anlaması zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVİL DİRENİŞ. Batı üniversitelerinde "sivil direniş" pratik felsefenin dalları olan uygulamalı etik, siyaset &amp;nbsp;felssefesine konu edilir. Vicdani red, "sivil direniş" başlığı altındaki bir çok konudan birisidir. Sivil direniş pasifizmin eylem spektrumu olarak görünse de, pasifist olmayan siyasetlerin de pasifist yolları kullanabildiğini biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdanî red konusu askeri bir konu olmadan çok, adalet felsefesinin, siyaset teorisinin, düşünce tarihinin, siyaset felsefesinin, uygulamalı etiğin tartışma konusu olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri görüş, reel durumu ifade eder, varolanın içinde, varolan şartlarda, olması gerekenin alanını işaret etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tartışmalar ise hikmeti, düşünceyi, siyaset bilmini, toplum kuramını, siyasi pragmatiği, reel politika tarihini de ister, düşünce tarihi kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜŞÜNCE TARİHİ. Zorunlu askerlik vatandaşlık kavramının gelişimi unutularak, aydınlanma sonrası toplumların gelişimleri unutularak tartışılamaz. Profesyonel ordu bu yüzden sadece askeri bir mevzu değildir. Zorunlu askerlik bir hak mıydı, zorlama mıdır, bilinmesi gerekir! Savunmanın düzenli ordu ya da milis tipi örgütlenmesi de askeri tarihin değil, siyaset tarihinin önemli bir konusudur. Yugoslavyalaşma, balkanlaşma olaylarından sonra bizim geçmişimizdeki düzenli ordu için milislerin tasfiyesi düşünce tarihi açısından da ele alınabilmeliydi. Nerede bu tartışmalar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FARKLI DURUŞLAR, farklı tavır alışları normalitesine dahil edebilen kapsayıcı pragmatizmler bir ülkenin çöküşünü getirmez. Savunma toplumsal dayanışmanın çökmesiyle ortadan kalkar. Teknik bilgi ve alan tecrübesi, çeşitli alanlarda önderlik sorunları reddedebileceğim şeyler değil. Ancak ruhsuz bir teknik, dayanışmasını yitirmiş bir toplum, toplumuna sömürgecileşmiş aydın, mühendisleşmiş siyasetçilerin itirazsızlıkta bile yapabilecekleri fazla birşey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İÇERDE SAVAŞ VAR argümanı son haftalarda sürekli vicdani redde karşı gündeme getiriliyor. Ordu dışardaki savaş için kurulur, doğrudur, sınırlarımızda savaşlar var. Ancak ordunun içerde kullanılması gerektiğini addeden argümanlarla vicdani reddi reddetmek, vicdani red lehine argümentatif ve vicdan sızlatıcı temel oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİLAHSIZ HİZMET TALEBİ vicdani red ile özdeş değildir. Vicdani red bir dispozisyondur. Silahsız hizmet, değişik gerekçelerle silah taşımak istemeyenler için bir çözüm yoludur. Silahsız hizmet yerine hapishane de seçilebilmektedir bazı ülkelerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAPİS. Bazı demokrasilerde bir çözüm idi. Abartılı bir süre olmaması kaydıyla, angarya ve aziyete dönüşmedikçe. Burada dikkat edilen vatandaşlık duygusunun yitirlmemesi, muteber olan olmayan vatandaşlık kavramlarına kapı açılmamasıydı. Hukuk felsefesinden, siyaset düşüncesinden argümanlar tartışmaya atılmadan bu konuyu da tartışmak imkansız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VATAN SAVUNMASI. "Bizim çocuklar darbe yaptı" diye bir önerme düşünelim. Bu önermedeki "bizim çocuk" olmayı kutsallaştırmak değilse onca hamasiyat, tehdit, kavgacı ton insanları dinlersiniz! Dinlersiniz, taleplerine bir biçimde cevap verirsiniz. Vatan savunması soğuk savaş örgütlerinin sokaklarda aydınlarımızı yok etmesi; Maraş, Çorum, 1 Mayıs provakasyonlarına kalkışabilmesinin adı değil! Mamak askeri cezaevinde kendi aydınlarına soğuk su sıkan, taciz eden (fonda İstiklal Marşıyla!) zihniyeti reddetmek de vicdani reddi bir zamanlar, Efendiler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tereddüt, eleştiri, farklı bakış bizi çözmez, çökertmez. Ama devlet eliyle işkence, tecavüz yapılırsa çökertir! Kurtuluş savaşında eline silah almayanlar değil, ordu cephede çırpınırken ellerine silah alıp da yolları kesenler, ali kıran baş kesen açgözlüler belaydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdandan redde gideni döverek, korkutarak, şeytanlaştırarak bir yere varılamaz. Herkes hastabakıcı, aşçı olmaya kalkıştığında, evinde oturduğunda, işine baktığında zaten bir tehdit de yoktur. İnsanı evinden çıkaran yola döken, çöllere çıkaran savaş severlik değil, barışın değerini biliştir, insanlıktır, sözünde dururluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evini sevmek fena bir şey değildir. Eve dönmek, evine ekmek götürmek isteyen direnir. Evsiz, barksız, umutsuzlar da arkadaşlarını evlerine sağ salim gönderebilmek için çarpıştıklarında galip geliyoruz, geliyorduk, bir zamanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Zamanım bu kadarına yetti, benden bu kadar... Düzeltilmedi.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-2561210280432239348?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2561210280432239348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2561210280432239348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/11/vicdani-red-uzerine-ev-odevleri.html' title='Vicdanî Red Üzerine Ev Ödevleri'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-4509813475512269383</id><published>2011-11-13T20:06:00.003+02:00</published><updated>2011-11-13T23:07:18.595+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tavır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eskiden Tek Parti Döneminde'/><title type='text'>Çoğunluğun Azınlığı Meclis Kürsüsünde Linç Edebilirliği Olarak İleri Demokratik Düzen</title><content type='html'>Kamer Genç'in üzerinden muhalefete "operasyon" yapmak kolay görünüyor. Kredibilitesi zayıflatılıyor, hukukun ve hakkanî davranışın rafa kaldırılabilirliği olarak istisnaî bir hal üretiliyor. Ya da, daha şaşkın bakanlarca, Kamer Genç'e yapılan tartışmasızca hukukî ve hakkanî olanın ifadesi gibi pazarlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamer Genç bir milletvekili. Bulunduğu yer meclis kürsüsü. İfa ettiği ise, çoğunlukla ters düşse de milletvekilliği. Onu orada itip kaktırabilecek, çekip sökecek hiç bir meşru güç ve güç kullanımı gerekçesi söz konusu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamer Genç'i itip kakan şahıs, susup meclisin meclis hayatını regüle etmesine izin vermek yerine hareketini Kamer Genç'in şahsiyeti üzerinden meşrulaştırmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamer Genç yanlış da hareket edebilir doğru da. Mikrofonunun kapatılmasını meşru kabul edelim. Onu oradan itip kakarak indirmeye kalkışan bir zihniyet o andan itibaren kendi meşruiyetini tartışılır hale getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orası meclistir. Protesto da olur, işe gelmeyecek şeylerin söylendiği de. Citizen Kane'deki konuşma örnek gösterilirken, mahkeme ya da meclis kürsüsünde kısa kestirme, susturma, gündemi uygulama çabaları saçma kaçıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürsüde gündem de delinir. Gündem eğer herkesin gündemi değilse, yapılamazsa. Meşruiyeti olan bir gündem, oylama ile değil, oydaşma ile sağlanır. Bazan etkin olmak, aceleye getirmenin haklı bin bir gerekçesi olabilir. Ancak bir meclisin gündemi çoğunluğun keyfi de değildir. Meclisteki uzlaşmalar, konsensus, anlaşmanın ileri zamanlara da yayılmasının, çoğunluk kaymalarında dahi işlemesinin ön adımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayatma olarak anlaşma, zaruriyet üzerinden gider çoğu kez. Anlaşma zaman kaybı değildir oysa, genel bir diyaloğun ifadesi olabildikçe, tek tek konu ve durumlarda, olmadık zamanlarda gündeme getirilmeye çalışılmadıkça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar kürsü dokunulmazlığını korumak ve savunmak için ne mücadeleler verilmişti. O mücadeleler bugünkü iktidarın elindeki imkânların bir kısmını sunan. Milislerin mebusların önünü kestiği zamanlara özlem çoğunlukçuluğun içine kolay düştüğü bir tuzaktır. Çoğunlukçuluk demokrat değildir her daim, ya da zorunlu olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki meclis çoğunluğu halkın çoğunluğu anlamına gelmiyor. Meclis azınlığı da hükümeti (her hangi bir konuda) desteklemeyenlerin toplumun yarısından azına&amp;nbsp;tekabül ettiğine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis çoğunluğu, makbul olan ve makbul olmayan vatandaşlık ayrımına tekabül ettirilmesinin ne gibi rasyonel gerekçeleri var bilemiyorum. İktidar partisinin bir çok fonksiyoneri ya demokrasiyi kavramada zorlanıyorlar, ya da artık çoğunluk da olsalar azınlık psikolojisini üzerlerinden atamıyorlar. Neyin intikamı alınıyor, kendi savunmaları gereken elden giderken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka sorun da Çorum, Maraş ve Sivas provakasyonlarını yaşamış insanlara meclisten gönderilen mesaj. Kamer Genç'in renkli kişiliği değil de mezhebi bu saldırıya uğramada öncelikli hale gelmesini sağlayan gizli neden ise yalnız demokrasimiz değil, aynı halk olma tasarımına bir müdahale söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mesaj da gitmiştir, ileri demokratik hotzotun içerisinde. İtip kakan ve itip kaktıran milletvekillerinin mezhep çatışmalarında yer almamış olmalarını, hatta değişik mezheplerden olmalarını umuyorum. Keyiflerine göre ülkenin çivilerini çıkartma haklarına sahip değiller ve onların keyifleri hakkanî tavrın gölgesi ya da izdüşümü değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mecliste söz hakkı çoğunluğun keyfi oylamaları üzerinden olmadığında, gruplar ve milletvekilleri zaptiyeye ihtiyaç duymayacak şekilde çoğu sorunu çözer. Tekil durumlardaki güçlükler gelecek haller için gelenek ve pratik oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi konuşma, tartışma, çözüm kanallarının açıklığı üzerinde devam kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir milletvekili kürsüyü işgal ettiğinde ona verilecek cevap, onun eylemine orantılı dahi olsa, demokratik alışverişin içerisinde, konsensusun kapılarını açık tutarak, demokratik geleneği gündemde tutma kaydıyla ifa edilir. Demokrasi an'dan sonrasını tufan görenlerin temellendireceği bir alışverişe dönüştürülemez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diplomasi zaman kaybı değildir. Olgunluk, sabır, karşı tarafa değer veren bir tavır çoğu sorunu çözdüğü gibi, demokrat diskurun olmazsa olmazlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürsü işgalleri, söz hakkı gaspları güçsüzlük, çaresizlik ifadesi olduğunda çoğunluk kendi tavrını gözden geçirmeye meyilli olmalıdır. Azınlıkta olanın sorumsuzluğunun, sorumsuzluklarının da her daim bir açıklaması, meşru desteği olmayabilir. Demokrasi, haklılık, aklıbaşındalık kimsenin tekelinde değildir. Yanlış her taraftan gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclisin çoğulcu geleneği canlı tutulmamaktadır. Şahıs ve toplulukların haklılık iddialarının medya üzerinden imaj ve propaganda savaşlarına temel oluşturması temsil sorunlarını boğar görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni demokrat milletvekillerimiz meclisi gelip geçici bir araç, yol üzeri istasyonu olarak görmemelidirler. Bu oy kazandırsa da kaybettirse de, bir halk olmanın, bir demokrasi olmanın temelleri en basit bir olayda erozyona açılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne siyaset ne de demokrasi sorumsuzluk üzerine kurulmaz. Birbirinden sorumluluk diyoruz ilk elde, meclis bağlamında sorumluluktan bahsettiğimizde, Efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-4509813475512269383?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4509813475512269383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4509813475512269383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/11/cogunlugun-aznlg-meclis-kursusunde-linc.html' title='Çoğunluğun Azınlığı Meclis Kürsüsünde Linç Edebilirliği Olarak İleri Demokratik Düzen'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-427523052827883790</id><published>2011-10-29T04:26:00.003+03:00</published><updated>2011-10-29T04:30:10.389+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Etik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çevre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Van Gölüne Moloz Dökmek Nedir?</title><content type='html'>Ahlaken ve hukuken böyle bir eylemde bulunmak için hiç bir kabul edilebilir gerekçe yoktur.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günü kurtarırken, gelecek için sorumluluk reddedilmektedir!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gelecek nesillerin içme suları, diğer canlıların varolma hakları ellerinden alınmaktadır. Burada "ekolojik denge sürekli ve kendiliğinden oluşmaktadır" lafzı saçma kaçacaktır, çünkü, katliam yapıp, "hayat devam ediyor, edecektir!" demekle eşdeğer bir gerekçedir tabiatla ilişkilerimizin alanında. Her gerekçenin meşru kullanım alanları vardır. İhmalden öldürdüğüne "kadere inan" diyemezsin, karşındaki kadere inansa dahi. Dediğinin doğru olduğunu düşünelim, doğru olsa bile tavrın ahlâklı olmayacaktır: Sorumluluğunu reddetmektesin!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eylemin sonuçları depremin zarar verme süresini uzatacaktır. Zehirli molozlar, tuzlar, mineraller tespit edilmemiştir. geçici bir toplama istasyonu kurulabilirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maliyet gelecekteki erozyon, çöküntü, izolasyon, kaymalar karşısında geleceğe katlanarak aktarılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siyaseten, bizden sonra tufan anlayışı üzerine demokrasi kurulmaktadır. Depremlere karşı önlem alacak mantık ayaklar altındadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çevre Hareketinin iblisleştirilmesi, izlenen ezici ve sindirici tavrın kırmızı kitaba girmediğinin kalması hakkani bir pragmatizmin değil, ideolojik ve dar ufuklu bir siyasi pragmatizmin siyasetlere temel oluşturduğunu gösterir. Burada söz konusu edilen ideoloji marxtaki "yanlış bilinç"e, geleneğimizdeki "hakikate zulüm" kategorisine girer. Yalanla yaşamanın paragmatizmi olumlu anlamıyla pragmatizmi yerle bir edecek bir hakikatsizlik ufku ya da ufuk karartıcılığı içermektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiç bir yerel idari makamın göllere, akarsulara ve denizlere moloz döktürme yetkisi yoktur. Sel, tsunami gibi afetlerde kurulabilecek setlerin dahi son dakikada çekilen çerden çöpten setler olmaması gerekir. acil önlemler risk almayı gerektirebilse de, sorumluluk işidir. Zaten nelerin yapılabileceği önceden tartışılmadıkça, sınanmadıkça, üzerinde çalışılmadıkça aklı başında kararların alınması güçleşir. Son dakika bilirkişisine başvurulması, karar alınması gerektiğinde kurulların tartışmaya kilitlenmesi değildir söz konusu olan. Zamanında tartışılır, zamanında hızla karar alınır. Karar alınırken ve karardan sonrada de bilirkişiye ve denetime ihtiyaç olacaktır. Acil kararları demokrasi iddiasıyla bloke etmek söz konusu değildir. Demokrasi, tartışmaya ve denetime açıklık sürecin tümünde söz konusu edilir. Eylem ve önlem çerçeveleri üzerinde çalışılmıştır, uzmanların uzmanlıkları sınanmıştır, karar süreçleri denenmiştir. Yine de çaresiz kalındığı olur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Japonyada dahi "bize bir şey olmaz"cılık, istatistiki verilere güvenin yolaçabildiği felaketleri gördük. Afet yalnız bir doğal afet değildi. Bir teknoloji felaketti de.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz Van depremine teknik ve kimyasal bir uzatma süresi tayin edersek, gerekçelerimizi başkalarını iblisleştirerek, hakikati karartarak kurarsak gelecek teknolojik felaketlerin de zemini giçlendirmiş oluruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu olumsuz zemin vardır. Gümüş işletmelerindeki zehirli göletlerin debisini, hacmini, ortaya çıkabilecek momentumu en alt düzey kontrol anlayışının dışına çıkardığımızı unutmayalım!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çeşmeden su içerek zehirin sızmadığını iddia eden bir gazetecilik dahi basın etiğinden de önce, bilimsel (jeolojik, kimyasal, biyolojik) bir temellendirmenin hiç bir merci tarafından yerli yerinde kullanılmadığını, her şeyin kendi hakikatinin öncelenmediğini gösteriyor. Yine "hakikate zulüm" bahsindeyiz, etik kriterleri hiçe sayan, hukuku gelecek nesillere ve tabiata karşı işlenen suçlara dair işletmeyen, aç gözlü ve kendi çevresine karşı sömürgeci bir insanlığın hakikati karartma bahsinde!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her bir söylenen, tartışılan, ahlâk ve hukuk felsefesinin alanında zahmetsizce çürütülebilir, savunalamaz hale getirilebilirken, temelsizlikten ve gerekçesizlikten eylemenin demokrasisi geçmişte tartışılan "cicidemokrasiden" daha ciddi iddialar taşısa da, demokrat sorumluluğunu bulamamışlıktan yola çıkmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Demokrasi çevre felaketlerinin çaresi olmasa da dostudur. Ancak demokratik bir toplumda eleştiri ve eleştirel diskur (söylem) işler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Muhalefeti olmayan, eleştirel aydını olmayan bir toplumda su havzaları bataklık diye kurutulur, Göçmen kuşların konakladıklara alanlara fabrikalar dikilir. Zirai atıklar, gübre ve zehir fazlaları nehirlere akıtılır, dip sularına iner. Kene sorununu, hayvan hastalıklarının nedenlerini dümdüz edici bir ekolojikpolitikaya bağlayamayan bir ufuksuzlukla "geleceğin nurlu ufuklarına" yürüdüğümüzü sanırız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir lokma bir hırkayla avutulduğumuzun iddia edildiğii dönemlerde insanla, doğayla, toprakla, suyla barışıktık ve komşularımızla kardeştik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeni bir medeniyet eğer gerekiyorsa, medenî bir geleneği çiğneyerek değil, olsa olsa, eleştirerek yükseltilr. Eleştirinin eleştireceğini tümden ve hepten bulup yakalayamayacağını bilirsek, her eleştirinin, bir tezahürün, zaman ve mekanda şekillenen gerçekliğin eleştirisi olduğunu unutmazsak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-427523052827883790?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/427523052827883790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/427523052827883790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/10/van-golune-moloz-dokmek-nedir.html' title='Van Gölüne Moloz Dökmek Nedir?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-8150111143715302016</id><published>2011-10-26T03:34:00.011+03:00</published><updated>2011-10-27T21:50:25.967+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz&apos;dan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Konuşmalar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hafiften Felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Dangalaklar, Patavatsızlar, Lomsözlüler Bizim Yerimize de mi Konuşmaktalar?</title><content type='html'>&lt;b&gt;Dangalaklar bizim söyleyemediklerimizi mi söylüyorlar?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne münasebet! Öyle şey mi olur! Aklımızdan onun söylediği dahi geçmiş olsa, o akıldan geçen onu seçmedikçe, gerekçelemedikçe bizim değildir ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıldan her bir şey geçer, onların arasından seçeriz, ya da onları eleştirerek, onlara itiraz ederek başka bir şey buluruz, başka bir yere varırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Akıldan geçeni temellendirmeden, gerekçelendirmeden, arkasında durup duramayacağımızı bilmeden söylersek, söz bizim sözümüz olmaz mı?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz bizimdir, sorumluluğunun bizim olması anlamında. Fikir ödünçtür. Temellendirme, arkasında durma da ağzımızdan çıkanın doğruluğuna imandan değildir ki! Yanlışımızı bir gösteren olduğunda geri adım atmaklığımız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıldan her geçen bizim değildir. Sağdan soldan duyduğumuz da, etarfımızın tekrarları da, savunmada kalma hali de, saldırıya geçmişlik de, düşünce kapasitesi de herşey etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıldır bu, her şey gelir, geçer. Akıl kamuya, etrafa, etkiye, iyiye kötüye açıktır, açıklıktır. Ancak yargıgücümüz, akıl terazimiz, insafımız, tecrübemiz de vardır. Akıllı dedğimizde bir dengeliliği kasdediyoruz çoğu kez. İşini bilirliği kasdetmek düşünce üzerine konuşanın, sorumluluktan bahsedenin işi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Aklımızdan iyi ya da kötü&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;bir şeylerin geçmesi&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;o kadar kötü birşey değil yani?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki! Ama bir kuzuya karşı &amp;nbsp;bir çakalın aklından geçenler başkadır, bülbülün başka, ceylanın başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Aklımızdan geçenler karakter düzeyimizin, olgunluğumuzun da bir göstergesi mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değil. Doğrudan değil. Tamamen değil. Rüyalarında bile yapmamaları gerekenleri yapmayan insanlar gördüm. İşkencede ilaçlandıkları halde konuşmayanları gördüm. Uyudukları halde arabayı kaza yapmadan durdurabilenleri gördüm, ona uyku denirse, ama en ağır uykuya kafası kesilmiş horozun hedefine koşmaktan vazgeçmemesindeki gibi etrafı emniyete almadan teslim olmadıklarını görebiliyoruz. Her kalbi duran pilot uçağını olur olmaz yere çakmıyor. Kontrol bazan insana pahalıya da patlayabilir. Bunu sanat haline getiren gelenekler vardı eskiden. Şimdi içgüdü, güdü, iti, tepki, paşa gönlün ne istediği, keyif, akıldan geçen spontanite olarak görülüyor ve göklere çıkarılıyor. Oysa övülen icatlılıkları dengede tutan ve karaktere yerleşmiş bir terbiye var, kendisini spontan sanan insanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ya da böyle, geliştirilen "mekanizmaların" çöktüğü, gereksiz görülüp ihmal edildiği, insanı zorlayıp olumsuzlandığı haller de olur. İnsanın kontrolü yitirdiği, kafayı yediği zamanlar da gelebilir. İyi terbiye almış, güzel yetişmiş bir mecnun, elbette, hanzo bir mecnundan incedir, zariftir her daim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kontrol altına alınabiliyor mu akıldan geçenler?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alanlar var, ama onlar bir durum karşısında ne yapılabileceklerden bir listeyi o olay olmadan da yapabilecek kapasitede insanlar. Bir şeyi de unutmamak lazım: İnsan en çok sınandığı, açık vermekten en çok korktuğu alanlarda fren geliştirir. Eskiden terbiyede aklına gelmeyecek, yönelmeyebileceği alanlarda da güçlendirilebiliyordu insan. Genel eğitim düzeyi artsa da, insan olmanın, insan yetiştirmenin, kendisini yetiştirmenin sanatları unutuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tasavvuf bunlardan birisi mi idi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ama sadece bir yanıyla. Her okul, aynı şeyleri öne çıkarmayabilirdi de. Fütüvvetin, melamiliğin insan anlayışı yakın zamana kadar gündelik terbiyemizde hakim idi. Bunları tartışırsak konu dağılır gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan güreş öğrenirken de yetiştirilebiliyordu, hamur yuğururken de. Ok atış da kontrolü geliştiriyordu, şarap ustası da çırağına olgunlaşmayı üzümden başlatıp gösterebiliyordu. İnsan yetiştirme sadece bizim gelenekte vardı diyemeyiz, her gelenekte öncelikli idi çoğu dönemler. Tasavvufun ise bir yanı buydu. işi buydu bile diyebiliriz, sadece bir yanı olduğunu akıldan çıkarmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kısaca diğer yanı neydi diye sorsak?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yanlarından birisi, bilgiye bir başka türlü bakış tarzıydı. İnsanın faniliği ile sonsuzluk arasında hayattan geçen bir bağ kurulurdu. Ancak bu da sadece tasavvufun bir çok yanından birisi idi. Bu konuyu açarsak bugün teoria ile praxis diye ayrılan alanlara, fronesis ve hikmet sorunlarına falan gireriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Diğer yanları şimdilik sormayalım?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi edersiniz. Zaten karşınızda her şeyi bilen bir insan da yok. Karşınızda sadece başkalarının ezberlerinden birşey öğrenebileceğinden umudunu kesmiş bir umut var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deminki konuya geri dönerek tasavvuf konusundan çıkabiliriz: İyi bir futbolcu da iyi bir insan olmak için epey oyun oynuyor, alıştırma yapıyor. Ancak hedef artık mankenini kapma işine dönüştü. Mankenlik de dönüştü. Eskiden bir tavır aranıyordu sanıyorum. Kimseyi yaptığıyla yargılamak istemiyorum, meslek tasnifcisi değilim. Ama üreten, ter döken, maddenin, eşyanın, insanın binbir evresini görecek, görmeyi düstur edinmişlerin elinde gelişmiş mesleklerde çalışanları şanslı görüyorum. Ancak, insan yetiştirmek artık demircilerin, bakırcıların, tekercilerin, arabacıların işi değil. Bir standart tututurulabiliyor bazan okullarda. Hatta okullarda insan yetiştirilebiliyor idi. Bugün meslek ve kariyer bağlamında herşey. Yarın başka türlü olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulun vazifesi insan yetiştirmek değil, vatandaş yetiştirmektir, işin bir kısmıdır. Gerisi aileye, topluma, insanlara, komşuya, toplumsal alışverişe (interaksiyon) bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Okula yönelik bir eleştiri mi bu?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayr değil. Toplum kuramının dikkatini çeken konulardan birisi sadece. Okul kişi yetiştirir ama birey yapamaz der düşünürler, ama, bu sadece bir kesitidir işin, anlaşılması için modelleştirilen, ayrıştırılan süreçlerden konuşmaktır. aslında kişisellik ile bireysellik içiçe aynı toplumsallaşma süreçinde gelişir. Bu gelişmede okul gelişme ortamlarından sadece birisidir. Bir başkası ailedir. Ailesiz biriycilik olur, ama bireyselliğin gelişimi güdük kalır. Bu tek tek herkesin aile sahibi olması ile ilgili değildir. Toplumda ailelerin olması, ailenin kurumsallaşması ve meşru bir alanının olması ile alâkalıdır. Yetimler yetişmez diye bir şey yok. Herkesten iyi yetişebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde erkek çocuk kadınların arasında yetişince daha uysal olmuyor. Baba sadece model değil, karşı model, bazan adeta rakip, "ben böyle olmayacağım" iddiasını karşısında durarak sınadığı, karşısında bir kişiliği ayağa kaldırdığı şahıs da. Bunun babaya saygıyla saygısızlıkla alakası da yok. Sadece birbirlerini değişim ve değişen roller, şekillenen karakter ve karakter alışverişi içinde yeniden kabullenme, düzey ve denge tutturma kapışması söz konusu. Bu her zaman sancılı olmaz. Bazan belli bile olmaz. Ama olmaması eksikliktir. Kapışma öğretmene, sokağa, bakkala, otobüs şöförüne kayar zamanla, evde bu alışveriş iyi kurulamamışsa kaçış varsa, itiş varsa. Sokakta da olgunlaşılabilir. Akrabalarla, abilerle, komşularla da rol ayarı, dengesi tutturulabilir. Aslolan, toplumların bazan ideolojik davranıp çocukların yetişme süreçlerinden erkekleri uzak tutmayı planlayabilmeleridir. Savaşlarda yetişen kuşaklar ise bu sorunları ister istemez yaşıyor, yaşadılar. sanayinin, eğitimin farklı şekillenmesi yetiştirme açığını kapatabiliyordu. Okul da bizde atmışlı yılların sonuna kadar terbiyeyi de esas alıyordu. Özellikle yatılı okullar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sizi biraz yoklamış gibi oldum. Gördüğüm kadarıyla paldır küldür bir şey söylemek istemediğinizden temellendirme yollarını açtınız ve konun kendisine dönmemizi daha uygun görüyorsunuz.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, söylenebileceği her hangi bir anlamıyla anlaşılır kılıp geçebilmek için. İnsanın nasıl insan olduğuna dair bir ömür kafa yordum ama henüz çözebilmiş de değilim. Sakladığım bir sır yok. Özetleyebilmek için, artık bu konuda bulunabilecek bir şey yok demeyeceğimi bilsem de, benden bu kadar diyebilmem gerekiyor, özetleyebilmem, netleştirebilmem için. Bir yandan problematize et, bir yandansa terapi rehabilitasyon işindeymiş gibi şu şudur bu budur de, modeller oluştur. Onların yaptıkları bu arada, meşrudur. Bilinen kadarıyla, varolan sorumluluk düzeyinin en üst noktasında kalarak bir şeyler de yapmak lazım. Benim gibiler ise, duvarları yıka yıka ilerlemek, lavlara doğru inmek durumunda. İpe güvenmeden de olmuyor bu iniş. Burnun lavdan tütsülenecek de bazan. Ancak düşünce de ha birebilgide &amp;nbsp;ilerleme istemiyor. &amp;nbsp;Alaka kurmada, gerekçelemede, eleştiride de ilerletmek lazım eldekini. Sınanmaya sokmak lazım. Bazan muhafazakar sanılan pozisyonlar da almak lazım. Durup, yerleştirmek, oturtmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Konuya dönersek nereden başlayalım?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dangalak'ın aklından geçen bizim aklımızdan geçseydi bile o bizim sözcümüz olmayacaktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İnsanları ölüme atmak isterlik, kindarık var mıdır dangalakta?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoktur. Dangalak masumdur. Kin ve nefret avukatlarının piskopata bağlamalarından daha ılımlı ve masum halleri tartışmış oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Psikopat masum değil midir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım öyledir. Bu alanda bir tartışma vardır mutlaka. Hatta var, vardı da denilebilir. Biz klinik meseleri konuşmuyoruz. Bu bizim işimiz değil. Ancak "groteskin estetiği" gibi iddialar saf saf tartışılırken bazan şizofreninin beslenmesi bazan psikopatolojinin kutsanması söz konusu olabiliyor. Farkına varmadan "sanatlı tecavüz belgeseli" yapmayı gerekçelendirebilen bir cehalet ile okunuyor yazılıyor bugün "hızlı toplumbilim" eğitiminde. İnsan derisinden abajur da sanat eseri diye karşımıza çıkabilir bir gün, "entellektüel" savunucuları da çıkar. Dün uyuşturucusuz sanat olmaz diyebilenler vardı. "Kimler?" diye sormayın şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafinin linç edilirken, sopayla taciz edildiğine de tanık olduk. Diyelim ki orada bir de "groteskin estetiğini" grotesk tarafından kavramış bir filim ekibi de "embedded" olmuştu. Neler olurdu? Onları hangi argüman durdurabilirdi? Belki çantalarındaki terbiyeleri durudurabilirdi. Kesin bir şey söylenemez. El Gurayb'da nekadar ileri gidilebileceğini gördük. Groteski estetik bulabilecek olanlar sadece bugünün okumuşları. Bakhtin deskriptif bir temellendirme yapmış olsaydı bile, algısı impulsif olacaktı, bugünün kanlı ama steril dünyasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Siz kuramsal olarak destek verebileceklere dikkat çekiyorsunuz burada?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destek verebilecekler aslında dangalaklıkları da desteklemiyordur. Ancak, argümanın temelinin birazını orası, birazını şurası veriyor. Dr. Frankenstein yok artık. Herkes masumlarda takılıyor. Legonun parçalarını saftiriğin birisi birleştirince üstünde kalıyor tüm sorumluluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Sorumluluk onun değil mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylemin sorumluluğu, yaptığının sorumluluğu. Kimyasal silah yapanların, satanların yargılanmamasındaki hale benziyor bu durum en basit haliyle. Öyle bakmayın, "benzemiyor bu iki alan birbirine birisi ifade özgürlüğü birisi biyokimyasal üretim!" denmesi için söyledim. &amp;nbsp;Sorumluluk birisinde ahlaki ötekinde ağırlıkla hukuki sorumluluk. Sorumluluğun da bin bir bileşeni ve bileşimi var. Gentekniğinden örnek verseydim, tezat oluşmuyor gibi görünecekti, söylenen açıklığa kavuşturulamayacaktı. Bu konuya döneceğinizi umuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Eski zamanlarda daha mı iyidik, akıldan geçeni bizim kabul etmiyor muyduk?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden bir çocuk annesine aklından geçen tuhaf şeyleri anlatsa, annesi: "Tövbe de çocuğum, aklını şeytan çelmiş, şeytan aklına neler getirmiş, üç gulfü bir elham oku!" derdi herhalde. Bu bir cehalet işi değildi. Bilgelikti. Bilgeliğin toplumsallaştırılmasındandı. Bir kültür idik. Çocuk aklından geçen, akla gelen herşeyin eleştiriden geçmeden, süzülmeden söylenmeyeceğini, kendisine ait olmadığını öğreniyordu. Akıldan geçen bir arife söylenirdi. Olgun bir insana. Bunları konuşmanın binbir yolu vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüya tabiri sembollerle konuşma vesilesiydi. Kahve falı bile bu işlevi görürdü bazan, konuşulamayanları konuşmaya bahane olurdu, ama, tartışmalı bir konu açmayayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akla gelen her şey bir ruh hastalığına da tekabül ettirllmiyordu. Akıl bu her şey gelir. Aklın da geliştiği biliniyordu. Farklı düşünceler ve gelenekler vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Olumsuz yanı yok muydu geleneksel bakışın?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün de cin çıkarma, şeytan çıkarma işlerini kasdeyorsunuz sanırım. Hem uzmanı değilim, hem de karışık, rakip duruşlar var, düşünce tarihine de geçmiş oluruz bu alana girersek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyona bazı yaklaşım tarzları nesilleri toplumsallıklarından ediyor. İnsanlıklarını ve hesaplaşmalarını uyutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski eskide kaldı. sanıldığı kadar sığ değildi. Çoğu tavır, köklü anlayışların üzerinde kuruluydu. Bir kültür üzerinde konuşurken, toplumun nasıl şekillendiği, nasıl insan yetiştirdiği unutuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ülke Çanakkale'de bu direnişi verecek insanı yetiştiremez diyerek bırakayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yeni bir şey söylemek lazım, ancak insanlığın tecrübesine sırt dönmesi mümkün değil, işi düşünce olanın. Biz eleştireceğiz ki daha iyisini yapabilelim. Eleştiri anlama çabasıdır! Eksiği de yanlışı da görürsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nostalji sanatçıya, hatta insana yakışır, ama, toplum züerine düşünce nostalji üzerinde gelişmez. Duygusuz olmamızın da anlamı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikatli olmamız yeterli. Dönüp dönüp gözden geçirebilmemiz gerekli elimizde tuttuğumuzu sandığımız şeyleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet bir kazanımdır. Onca kaybettiğimiz şeyi geri getirme sanatı da değildir. Cumhuriyetle toparlandık. Ama insan insandır, uzaylılar gelmedi dedelerimizin yerine. Getirdiğimiz bilimlerde ezberde kaldık doğru, ama bütün dünya benzeri şeyler yaptı. Bazı ülkeler biraz fazlasını yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eksikliğimiz, geçmişin anlayışını kavrayamamış oluşumuz. İster ondan öğrenelim, ister eleştirelim, elimizdeki büyük bir kültürü heba ettik. Bazı duruş ve tavırlar insanı kavramışlıktandır. İnsan dört senelik eğitim ile kavranmaz. Hem ömür ister, hem de ömürlerin tecrübesini. Bunun üzerine koyabiliyorsan, bunun eleştirisi üzerine kurabiliyorsan bilimlerinin kurumlarını iyi bir yerdesindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bir daha benimle sohbet etmezsiniz artık, dağıtıyorum konuyu hep.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rica ederim, kim toparlamış da siz dağıtacaksınız. Benim cumhuriyetçi de olduğumu göstermek istediniz sanırım. Soran sizsiniz, isterseniz saati sorun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Aaa saat kaç olmuş...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli değil. Sayenizde soru cevap sporuna idmanlı kalıyoruz. İsterseniz toparlayayım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Buyrun!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin aklından geçen, halkın ruhunda esen değildir. O şartlarda öyle de düşünülebilir böyle de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bireyde bir yanı akla geliyorda öbür yanı gelmiyorsa akla, yetişmemizde kişiliğimizde bir sorun olabilir. Olgunlaşma ömür ister yalnız. Yaftalamak da istemem insanları. İnsanlık kimseye kapalı değildir. Bazıları insanlığa hevesli olmasalar dahi. Bilerek, isteyerek insanlığa ve hakikate sırt dönüş söz konusu olmadığında insanlar çoğu sorunu çözerler, ufuk açarlar, ufukları açılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Teşekkürler!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün soruları ben soracağım. O günü heyecanla bekliyorum!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-8150111143715302016?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8150111143715302016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8150111143715302016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/10/dangalaklar-patavatszlar-lomsozluler.html' title='Dangalaklar, Patavatsızlar, Lomsözlüler Bizim Yerimize de mi Konuşmaktalar?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-8674017686866786466</id><published>2011-10-24T19:23:00.005+03:00</published><updated>2011-10-24T19:41:07.024+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz&apos;dan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hafiften Felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Light Kavramlar'/><title type='text'>Jean Paul Sartre'a İftira Olarak "Cehennem Başkaları(dır)"</title><content type='html'>Şimdilerde "munis" ve "cici" bir "başkalık" ve "ötekilik" kavramı revaçta. Bazı anlamlarıyla felsefedeki "başkası"na yabancı olmasa da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felsefede "başkasının beni" sorunu bugün intersubjektivite teorilerine (öznelerarasılık kuramlarına) giden yolun ortalarında bir yerde. Sosyal Ontolojinin ele aldığı sorunlar zamanla sosyolojik sosyalpsikolojinin (yani psikolojik sosyalpsikolonin değil) çalışma alanına girmeye başladı. Bunda hem Herbert Mead'in çalışmalarının katkısı var hem de (bazılarına bir çeviri azizliği ile abartıldı diye düşündürse de) Sigmund Freud, Durkheim ve diğerlerinin katkıları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizde? Mevlânâda çocuk oyun oynayarak akıl geliştirir. Mead'e giden yolda zamanında boş durulmamış sanıldığının tersine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sartre'ın intersubjektivite kuramına katkısı büyüktür. &lt;i&gt;Bakış&lt;/i&gt;la algısal (perseptüel) bir bakışı;&amp;nbsp;&lt;i&gt;başkası&lt;/i&gt;yla donduran, ifşa eden, sanki fotoğraflayan, sabitleyen, insanı bulunduğu yere çakan bir bakış kasdettiğini hatırlatalım. Bakan, çivileyen, sömürgeleştiren bakışın sahibidir başkası. Herkesin herkese bakışında izole edilebilecek bir şey var burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkası farklı, değişik olan değildir burada. Başkası bakışına, (önyargıya hapsedişine?) yakalandığımızdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Sartre'da diğer anlamıyla ikinci şahıs olarak başkası yok mu? Var. Var ama, buradaki cehennemi kuran, ateşleyen, bizi terleten, insiyatifimizi, özgürlüğümüzü unutan o değil ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sartre'de insan olduğu değil, olmadığı. Yani bir proje. Birisi bir hırsıza bakıyor diyelim. Pis hırsız diyor içinden. Pis hırsız! Hırsız, kızkardeşini hayat kadınlığından kurtarmaya çalışıyor, didiniyor çırpınıyor gece okuluna gidiyor, sanat öğreniyor, derdi bütün çaldıklarını geri ödemek, ama hasta annesi, çaresiz kardeşleri için kız kardeşinin kendisini satmasını engelliyor. Hırsızlıkta geri dönülmez bir yola girebileceğinin farkında ya da değil. Ama hırsızlık dışında kazanmaya da çalışıyor çırpınıyor. Hırsızlığı yüceltmiyor. Utanıyor halinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkası Hırsıza olduğunu, şu an ne olduğunu sabitleyerek bakıyor, iftira atmıyor. Ne olduğunu görüyor. Ne olacağına aldırmıyor. Hırsız ise ne olduğuna itiraz ediyor, "çalmadım!" demiyor. Ben çalmadan çırpmadan yaşamak için çırpınan bir insanım, çalmayacağım, çırpmayacağım diyor. "Ben bir projeyim" diyor, bir başka anlamıyla. Kendisini tanımladığı şey, henüz olmadığı, uğruna çırpındığı, ter döktüğü şey. Belki de hiç bir zaman ulaşamayacağı bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni bir başkası gördüğünde, Mevlânâ'nın aslında bir tefsir olan dizelerinden yola çıkarak anlatırsak Sartre'nin dediğini: Kusurlarını güneş gibi aydınlatıyor, (gelecek) güzelliğini gece gibi karartıyor, siliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni bir başkası gördüğünde donduruyor, mahcup ediyor, utandırıyor, eziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka türlü bakan, adam gibi bakan yok mu peki? Var ama, &lt;i&gt;primordial&lt;/i&gt; değil. Bunu elbette Sartre söylemiyor, ben diyorum. Sartre bu kaçış, itiraz, hayırlamada bir hayır görüyor. Bu itiraz, yerin dibine geçme halinde diyoruz ki: Hayır, ama, fakat, binanaleyh.. ben bu gördüğün ben değilim, ben buyum ama şu an olduğum değilim, ben henüz olmadığımım, olmaya çalıştığımım, olmak üzere olduğumum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sartre kahrolsun sömürgeci başkası demiyor. Der gibi oluyor mu bazan? Belki. Ama, bir üstünkörü bakışın; hapseden, donduran, esir eden; hatasını çirkinliğini kusurunu yüze çarpan bakışın hepimizde olduğunun farkında olarak konuşuyor. Bunun temellendirici, kurucu, primordial bir özelliği var, bunu da Sartre söylemiyor ben söylüyorum, bir başka deyişle söylüyorum, felsefesinin özelliklerini hapsetmek için değil: Sartre bir fenomenelog. Husserl, Heidegger gibi. Üstelik bizim geçmiş etellektüel geleneğimize hiç de ters düşer bir düşünce tarzı/geleneğinden değil. Ters düşse ne yazardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okunması zahmetli, yoluna düştüğü çözümü bulabilmiş değil. Ancak bin bir eksikliği gediği kapatıyor. Romancı olarak nasıl bulursunuz bilmem. Varlık ve Hiçlik okunmadan zamanımıza şahitmiş gibi hiç mi hiç konuşulmaz demeyeyim, ama, onun ve onun gibilerin gayretini ve başarısını (ve başarısızlıklarını) göstermeden o kavramlar hakikati konuşmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tefsir ile ilgili söyledim durdum: Orjinal metin alıntıları dahi yorumdur, alakalı alakasız bağlamlarda sunulur, alakalı alakasız ufuklara yerleştirilir. Kendisini ve hakikatini perdelemişlikten hakikatini ele verdiğini iddia ederiz. Oysa yaptığımız anlama müdahale, hakikate müdahaledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, en kötü yorum bile tartışmaya açıktır. Yorum olanı yoruma kapattığımızda başlar çoğu sorun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildik kelimelerden, okuduğumuz roman ya da kitaplardan yola çıkarak ahkâm keserken de halimiz bu: Kendimizi hakikatin sahibi yapıyoruz, "eğer şunu şunu kasdettiyse ya da kasdetmediyse" demedikçe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmetin semantiği yok. Semantiği bilip unutmuş insanın tevazuda duruşu gerekli sadece. Efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arzeyleriz gündüz hayalimizden, gece düşümüzden.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-8674017686866786466?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8674017686866786466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8674017686866786466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/10/jean-paul-sartrea-iftira-olarak.html' title='Jean Paul Sartre&apos;a İftira Olarak &quot;Cehennem Başkaları(dır)&quot;'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-4969766050719468028</id><published>2011-10-22T06:08:00.003+03:00</published><updated>2011-10-22T20:25:39.322+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tavır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adalet Üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>Sırtta Bıçaksız Linç Resimleri</title><content type='html'>Kaddafinin linç edilmesi ile uluslararası bir çok düzenleme ve kural ayaklar altına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası hukuk açısından öldürülenin Allende mi Kaddafi mi olmasının pek bir önemi yok. Herkesin adil yargılanma, linç edilmeme, Cenevre Anlaşmasının uygulanmasını bekleme hakkı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libyada&amp;nbsp;muhalifler iktidara&amp;nbsp;daha iyi, daha üstün bir hukuk önerisiyle geliyorsa bu yapılan neyin nesidir? &amp;nbsp;Sunulan hukuk Kaddafi hukunu aratacaksa onca uluslararası kutlama, orji neyedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtilip kakılan ve ayaklananlardan zalimlerinkinden daha üstün hukuku her daim beklemiş güzide basının ve uluslararası aydının hali ne kadar acıklı. Sarılacakları gerekçe ayaklanma ve devrimlerde işlerin çığırından çıkabiliyorluğudur sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyanların, devrimlerin her daim meşru olmadığını savunanlardan değilim: İsyanın, halk hareketlerinin ayaklar altına alınmış bir ahlâkı ve hukuku yükseltmedikçe intikam, revanş ve zulümde nöbet değişikliğinden öte gitmeyeceğini bilenlerdenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libyadaki hareket aniden parlamış bir ayaklanma değil. Nato ve Batı Avrupa desteğiyle şekillendi. Linç gibi hareketlerin hukukî sorumluları sadece linç eyleminde bulunanlar değil, Kaddafinin yakalanmasına katkı veren tüm koalisyon güçleridir de. (Konvoyda Kaddafinin bulunduğunu bildikleri artık aşikâr!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrat tavır yargılanıp aklanmayı talep etmeyi gerektirirdi. Kazananların, hep kazanırlığın dilinden konuşuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi linç edilen ilk kişi değil. Bugüne kadar linç edilenlerin tümü diktatör de değil. Ancak, linç olaylarının arkasındaki koalisyonun aslî üyeleri pek değişmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki Türkiye de bu ülkelerle hukukunu geliştirerek insiyatif arıyor. Demokrat siyasetlerde ortaklık veya suç ortaklığı ciddi ayrımlardır! Arkadaşlarını söylersen kim olduğunu, ne olduğunu söylerler insana da, ülkelere de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırtta bıçaklı resim için kıyamet koparan aydınlar, cinayeti ve kanı midesi almayanlar neden bir diktatör linç edilirken bu kadar neşeliler? Hukuktan bakamadıkları için mi yoksa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mazlumun linç edilmesi, katledilmesi yüreğimizi kanatabilir, kanatmalı, ama, hukuk herkes için geçerlidir! Yoksa hukuk değildir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katiline eziyet edilmemesini vasiyet eden devlet adamlarımız, önderlerimiz vardı bir zamanlar. Onlar zulme isyanın sözcüleriydiler. Bin yıl önce yapılabilenden daha kolay olanı beklemeye hakkımız vardır! İnsanlığın takipçisi olmaklığımız şarttır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşta herşey olur diye bir şey yok! Sadece "medenî ülkeler" kendilerine konulabilecek sınırları engellemek için ihtilallerdeki, ayaklanmalardaki vahşete de göz yumuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk ayaklanmaları lümpenleri de angaje eder, bunu Oğuz Atay hatıralarında güzel işlemiştir. Angaje ediş, daha güzel bir dünya, daha insani bir duruş içinse amenna. Gazabı, kini, nefreti, kana susamışlığı sokaklardan akıtacaksa başka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların zulme direnme hakları vardır! Bu zalim olma hakkı, zulümde nöbeti devralma hakkı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi linç edilmesi olayını daha da vahim kılan, demokrasi söylemli bir koalisyonun linç topluluğunun arkasında durmasıdır. Galeyana geliş, durdurulamaz kitleler teranesi savaşa, içsavaşa hukuki standartları dayatmayan bir ahlâksızlığın, adaletsizliğin, tepeden bakışın eseridir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafiyle çatışabilirsin. Bu hukukun karşılıklılık ilkesini ayaklar altına almaz. Ama, esir alabildinse, alabileceksen, yaralarını tamponlarsın. Saldıranları bloke edersin. Kontrol edemeyeceğin bir kitleyi sokaklara salmazsın.&amp;nbsp;Eğer kontrol edilemeyecek bir kitle söz konusu idi ise, ki belli bir disiplin gerektiren çatışmalarda kontrolsüzlük ne iktidarın ne de şehirlerin alınışını açıklayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava desteği çapulculara verilmez, iş çapulcuların işi değildir. Olayın sorumluları başta Birleşmiş Milletler ve NATO olmak üzere muhalif güçlerdir. Sorumsuz, dokunulmaz hiç bir uluslarası siyasi ve siyaset yoktur, hukuk açısından bakarsak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu linç ettirme, kafa koparma, saray basma işlerine itiraz etmezsek bu tür eylemlerin kural haline gelmesine yol açacağız. Medeniyet iddialarında bulunmayacaksak bunda bir mesele yok elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi bir klanın, zümrenin desteğiyle ayakta dursa, hatta tüm desteği yitirmiş olsa bile, onun katline karar verecek olan, onu aslanların önüne atmaya hakkı olan bir merci yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesillerimiz sürek avlarını haber bültenlerinde dinleyerek büyüdüler: "Ölü olarak ele geçirilen" insanlar, bazan sadece üç beş kitap, bazıları şiir, daktilo ile. Ölü olarak ele geçirme hakkı varmış gibi. Doğalmış gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çatışma bile katliam eylemi değildir. Bir sınırı, sonu, sorumluluk dünyası vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerlik, ihtilalcilik, savaş siyasetin silahla, silah üzerinden yapılmasıdır. &amp;nbsp;Çapulcu ile isyancı arasındaki fark yalnız neye isyan ettiğinde değildir, neyi hedeflediğindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasilerini erdemsiz, hukuksuz, kurnazca şekillendirmeyi meşru görenler, savaşı nasıl yaparlar kim bilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş kepaze bir iştir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini savaşın içinde bulmak ayrı, savaş çıkarmak, barışı istememek, zulmü kimin yapacağında kapışmak ayrıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İş başa düşünce çekilir böyle" der Topalkoşma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış da yiğitlk ister, istiyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-4969766050719468028?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4969766050719468028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4969766050719468028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/10/srtta-bcaksz-linc-resimleri.html' title='Sırtta Bıçaksız Linç Resimleri'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1142384103623608756</id><published>2011-10-18T22:09:00.000+03:00</published><updated>2011-10-18T22:09:00.192+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Light Kavramlar'/><title type='text'>Kuzey Güney Farkı Masalları Üzerine</title><content type='html'>Yunanistandaki kriz, hikmeti hakikatinden kaynaklanmayan ezberleri yine gündemde tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Braudel'in Akdeniz Tarihine benzer bir İskandinavya Tarihi yazılmadıkça masallara katlanmaya devam edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydın'ın şunlara dikkat etmesi gerekiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistandaki kriz yunanlıların protestan kültüre uzak olmalarından değil. Yunanlılar sanılanın tersine çoğu protestan topluluktan daha çalışkanlar. Eğlence düşkünlüğü ve akşamdan kalmalık kuzeyde daha büyük sorun oluşturabiliyor. Kuzeydeki alkole ilişkin sorunlar da mezhepsel değil. Ortdodoxi ya da protestanite ayrım getirebilmek için yetmiyor. Kuzey güney farkı güneyde eğlence, hasbıhal ve sohbetin öne çıkması; kuzeyde daha yalnız, daha sohbetsiz topluluklarda içme neşe ve meşrep farkı olarak belki izole edilebilir. Bunda uygarlık tarihinin derinlinleştiriciliğini farkedenler daha farklı da bakabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk halkı dünyanın en çalışkan halklarından birisi. Yerli akdenizlilik teorileri kendimizi dışlayıcı tersten sömürgecilik içerse de, dışarıdan bakan akdeniz tarihçileri bizsiz akdeniz tarihi yazamaz kolay kolay. Bizim çalışma alışkanlıklarımız gitgide sönse de ezberden bir akdeniz tembelliği teorisini tersyüz edebilecek özellikler taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap kültürleri de farklılıklar ve çeşitlilikler gösteriyor. Akdenize veya "medeni dünya"ya yazılan çoğu özellikleri fazlasıyla Suriye ve Lübnanda, işgal süreçlerinden tamamen bağımsız olarak gözlemlemek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Turistik antropologların" kafeterya, kahvaltı, servis beklentisi kuzeyde, akdenizin kuzeyinde yerine gelmeyecekken Suriye kasabalarında dahi yerine gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeme içme ve birlikte yaşama kültürü akdeniz kuşağında daha temellidir. Doğu akdenizde ise daha köklüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğle sıcağında dinlenme tembellik belirtisi değildir. Bu adet bizde de vardı. Öğle tatilinin gerekmediği zamanlarda mecburiyet haline gelişi ise bazı eğlence, safahat dalgalarıyla bağlantılı olabilir. Nerede gerekli nerede gereksiz olduğunun düzenlenmesi toplum mühendisliği ufkuyla söz konusu edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlence bazan toplumu kaynaştıran sohbet, hasbıhal, dertleşme gelenekleriyle içiçedir. Bir yanına saldırdığınızda bir başka yanını da sindirmeye kalkışırsınız. Toplumsal dayanışmanın çoğu şekillenişi bir alandan öbür alana kayar ve farklı anlamlar perdesi arkasında kendisini gösterir. İşlevsellik iddialarından yola çıkış, ne yapıldığı ve nasıl yaşandığının işlevlerinin açığa çıkarılmışlığının ifadesi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanayileşme ve sanayileşmenin kültürünin incelenmesi daha geniş aralıklarda, daha çok alanın kavuşturulmasıyla söz konusu edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılaştırmalı kesitleme iddiaların problematizasyonu için ipuçları verebilir: İtalyanın verdiği göçlerin iskandinavyanın verdiği göçlerle kıyaslaması bazı yapısal dönüşümlerin anahtar kavramlarını sunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneyin turizm gıda kuzeyin sanayi merkezi olmaya doğu kayışı iki dnya savaşı konjuntürlerini gözden kaçırarak yapılmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci dünya savaşında savaşa entegre olarak savaş dışı kalmışlık unutulmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistanın askeri harcamaları, sovyetlerin çöküşünde askeri harcamalar ve uzay sanayiindeki yarışmanın etkisi ile kıyaslanmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan göçlerde en dinamik kesimlerini kaybetmiş olamaz mı? İtalya demir çelik ustalarını, bilgisini zamanında ihraç etmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransanın mezhepsel hali daha az çalışmayı mı öneriyor? Toplumsal dayanışmanın farklı iktisadi şekillenmelerin önünü açtığı unutulmamalı. Şu anda söz konusu edilen fransöz tipi, tarihin derinliklerine geri götürülebilir mi? Paris Okuluna kadar inildiğinde bir paralel fransa ile karşılaşılacaktır! Katoliklik eski katoliklik ile ne kadar alakalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sendikal hareketler, halk hareketleri, ücret politikalarının başlangıç noktaları her toplumda aynı mı? Kuzeydeki sınıf ayrılıkları "das folk" kavramıyla neden düzleniyor? Bu konuda akdeniz homojen mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ticaret burjuvazisinin varlığı, ulaşım, ince zenaatlar bunların sanayileşmenin yolaçtığı hayat tarzı üzerine etkileri, kaipatlizm öncesi sınıf ve katmanların ağırlıkları unutulmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her dönemin dünya iktisat tarihinde abartılamayacak ağırlıkları da gözden kaçırılmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya, Portekiz yakın zamana kadar sömürgeci ülkelerdi. Nasıl oluyor da Yunanistanla ortak ön kabullerle iki çırpıda anlaşılabiliyorlar? Smürgeciliğin kabul değiştirmesi, paylaşım dengelerinin şekillenmesi neden unutuluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkelerin tek tek tarihleri ortak bir avrupa ve dünya iktisadi ve siyasi tarihinde neden ele alınamıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzeyde sanayileşme dönemlerindeki "ayıklık" (yeşilay) hareketlerinden neden haberimiz yok? Bunların halk hareketleri (işçi sınıfı hareketi içinde) görülebildiğinden haberdar mıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezi devlet kurma süreçlerinde İsveç Türkiye (Osmanlı) kıyaslaması ilginç olabilir. Devlet kilisesi, devlet mezhebi kurulması süreçleri ingiltere tarihi de bilinerek neden gözden geçirilmiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydınlarımız yeme, içme, eğlence, tatlı hayat antremanları dışında birşey ile dönüyorlar mı memlekete inceleme ve tetkik gezilerinden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batının en iyi , &amp;nbsp;en eleştirel sosyalkuramsal dispozisyonunun "yalnız batı için geçerli olduğu" bir dönemde dünyayı birbirine relativize edebilecek bir kapasite sadece balçıkla sıvanır, bu ezbere atışlarda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne batı öyle bir batı, ne doğu öyle bir doğu, ne akdeniz bizsiz bir akdeniz. Dünya tarihini, sosyolojisini, düşüncesini bütünleştirmeden modernizm avukatlığı yapmak sömürgeciliğin avlusunda kumdan kaleler yapıp tahkim etmekten ibaret!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1142384103623608756?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1142384103623608756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1142384103623608756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/10/kuzey-guney-fark-masallar-uzerine.html' title='Kuzey Güney Farkı Masalları Üzerine'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-8233313518841708239</id><published>2011-10-18T01:08:00.003+03:00</published><updated>2011-10-18T01:40:04.274+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çevre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gıda'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><title type='text'>Helâl Gıda Etiketlemesinin Fanatizm İle Alâkası Yok!</title><content type='html'>Katkı maddelerinin listelenmesi, belirlenmesi bir şeffalık ve denetim sorunudur.&amp;nbsp;Şampuanların içerdiği domuz derisi ve kemiğinin teşhirini eleştiri üzerinden çağdaşlık ya da bilimsellik iddiası yürütülebilir bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çeşitli sivil ya da resmi denetim kuruluşları tüketici hakları çerçevesinde örgütleniyorlar. Akademilerin, biyokimyacıların içerik üzerinden varolan etiketlemelere, sınıflandırmalara katkıda bulunmalarında bir sorun görmüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eleştirilecek olan helâl, koşer ve benzeri sınıflamaların ötesindeki tasniflerin yeterince yapılmamasıdır. Örneğin bir şampuanı koyulaştırmak için domuz kadavrası artıkları kullanılmıyor diyelim. Kadavra kullanımının çerçevesi, devredeki üretim süreçleri ve sınırları hakkında genellikle açık hiç bir bilgi olmuyor. Heal kesilmiş sığırdan yapılan jelatinin hangi durumdaki hammaddelerden, hangi süreçlerden geçirilerek üretildiğini bilebilen de pek yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bitkisel jelatinin kullanıldığı ürünleri alıyorum. Elbette daha yüksek para ödüyorum. Şampuanımda hayvan kemiği, derisi, canı, kanı bulunmasını istemiyorum. Balık yağı aldığımda bitkisel veya balık jelatininden yapılmış kapsülü tercih ediyorum. Satın aldığım yer ve imalatçı firmanın güvenilirliği ödediğim miktarı biraz daha yüksek tutmama gerekçe olabiliyor. Sıvı balık yağı ya da keten tohumu yağını tercih edemeyecek kadar hareketli hayat tarzımı değiştirmem de gündemimde.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yoğurdun, dondurmanın içeriğinde sağlık açısından jelatinden daha beter katkı maddesi sorunları ve süreçler göz önünde tutulmuyor. UHT'li dondurma ürünleri tazelik ve sağlıkğa uyunluk eşikleri düzenlemesini gerektiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;GDO'lu gıdaların "helalleştirilmemesi" helâl ve koşer endekslerini daha güvenilir kılacaktır. Geleneksel sınıflamalara başka düzeylerin de eklenmesi, çok perspektifli tasniferin gündeme getirilmesi elzemdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vejetaryan, vegan tasnifler genel bir tasnif arşvinde bütünleştirilmelidir. Tavsiye düzeyleri konulmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kozmetik ürünlerde vegan tavsiyeleri, gıdada vegan olmayanlara da fikir verebilecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu işlerle uğaraşanlara fanatiklik yazmak yerine, daha çok endeksin devreye girmesini, daha fazla ürün tavsiye kategorilerinin, sağlığa uygunluk kriterlerinin ürünlere uygulanmasını önermek "bilimsellik, rasyonalite, demokratik açıklık" ilkelerine daha uygun olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dudak nemlendiricilerinde lokanta yağ arıtma aygıtlarından pompalanan, kanalizasyondan alınmaya eşdeğer olarak düşünülebilecek yağ atıklarının dekalarasyonu, kimyasal sterilite meselesinin üzerindedir, mide işidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir gün lağım da sentetik yiyecek kaynağı olarak kullanılabilir. Bu duruma gelmemeyi hedeflemek esastır. Sarıkamışta at dışkısından arpa toplayan aç dedelerimize eleştiri yöneltmemiz saçmadır. Bir gün olabilecek olanı standartsızlığa, keyfiliğe gerekçe olarak kullanmak ise başta gıda etiğine uygun değildir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lağım biogaz üretimi ve gübre katkısı için belki kullanılabilir, lokanta atıkları da.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak, kimyasal ve fiziksel süreçler, ambalaj içerikleri, koruyucu maddelerin kullanım gerekçeleri açık açık sunulmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hazır gıdadaki dolgu maddesi olarak kullanılanlar, protein ilavesi olarak katılan kan ürünleri yalnız içerik olarak değil tüm üretim süreçleriyle izlenebilir ve değişik endekslerden değerlendirilebilir olmalıdır. Tek tek tüketicilerin yapamayacaklarını tüketici gruplarının değişik koalisyonları ve bileşimleri sürdürmelidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şarap hızlandırılmış süreçlerden geçiyor. Sirkeler artık sirke değil. Nar ekşilerinin çoğunun içerdiklerini görünce alamaz oluyoruz. Meyve sebzenin bozulmaması için icat edilmiş mumlama, zarlama, ışınıma tutma gibi işlemlere yönelik (dağıtımcı firmalar da dahil olmak üzere) bir sorumluk ve denetleme, denetlenme ağı kurulması, (örneğin ahilik sonrasında ortadan kalkan) meslek etiklerinin yeniden canlandırılması gerekli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yerinde üretim ve tüketim, evde yapılabilecek olanlar halâ öncelikli tercihlerimiz olmak zorunda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fiyat, içerik kadar kim üretti sorusu da halâ önemli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeniden gdo'lu ürünlere dönersek: Bir gün bu tekniğe ihtiyaç duyarız mantığıyla bunları "helâlleştirmek", genin nereden alındığına bakmakla yetinmek, ekobiyolojik sorunları, genetiğin etiğini gözden kaçırmak söz konusu olabileceğine göre, hiç bir endeks veya sınıflama, tavsiye listelemeleri yeterli olmayacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsan ne yiyorsa, nasıl yiyorsa, ne yediriyor, ne kullanıyor, nasıl kullanıyorsa o kullanım dünyasının eseri ve esiridir de!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her endeks eleştiriye açıktır. Bir endeksi sunmak, eleştiriye açılma işlemidir de! Eleştirenler bilim adamlarının endeksleme işlemlerine katkılarına bilim elden gidiyor tepkisi vereceklerine yeni endekslerin de oluşturulmasına katkıyı özendirmekle, varolan gerekçelemeleri sorgulamaya başlamakla mükellefler, eleştirinin ahlakından yola çıkılacak olunduğunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-8233313518841708239?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8233313518841708239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8233313518841708239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/10/helal-gda-etiketlemesinin-fanatizm-ile.html' title='Helâl Gıda Etiketlemesinin Fanatizm İle Alâkası Yok!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1606609852334476613</id><published>2011-10-11T16:14:00.010+03:00</published><updated>2011-10-11T22:34:18.236+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz&apos;dan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can Sıkmayacak Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tavır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik Üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sıradan Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><title type='text'>Dilek Türkan'da Müzik ve Şiir Cümlelerinin Örtüşmesi</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/FFC8bdJv0PI?rel=0" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilek Türkan'da müzik ve şiir/güfte cümlelerinin örtüşmesi gelecekle gelenek arasında sıkışmışlığımızın ne yapılırsa işler dünyasında dikkate şayan bir olay. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prozodi bütünün dinamiğinde işliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeki Müren'deki imgelerin, parçaların, kelimelerin dinamiği, vurgusu, işaretlenmesi Dilek Türkan'da yok. Aynı parçadan yola çıktığımızda, Zeki Müren'deki ifadelilik, renk, cümlelerin bölünmesini göze alabiliyor. Prozodi parçada değil, diskografyada, arkaplanda bütünleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilek Türkan'ın icrasında imgeler, işaretler, mikro vurgular aynı ağırlıkta olmasa, icra andaki beklentiyi arkaplana çekiyor gibi olsa da bir başka letâfet var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir ve Müzik cümleleri kaçışın en güzel şarkılarından birisinde kavuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilek Türkan'ın nesli şiirimizin nasıl okunacağının ipuçlarını da veriyor. İmgeleri parlatmak, vurgulamak, gerektiğinde söndürmek parçalar bütünün dinamiği, anlam, ritm, usûl, makam, kalıp akışı içerisinde uçurularak, serbest bırakıldığında söz konusu edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilek Türkan'ın Deniz Kızı Eftelya'nın yorumuna yakın bir yerde durması, yeni bir sıfır noktasından başlamışlık, yeni icat bir itiraz da değil. Tersine, temkinli bir geri dönüş, geriye bakış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben parçayı zihnime kaydederken cümleyi bulan, cümleyi kaybeder gibi olan icra geleneklerini birbirlerine relativize ediyorum. Cümle ve dinamik olmadan şiir olur olmasında da, dökülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe rock olmaz diyenler prozodinin; usul vezin ritm ilişkilerinin sorunlarını küçümsetmişliğin öğrencileri olduklarının farkına vardılar mı bir gün? Bilemeyeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1606609852334476613?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1606609852334476613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1606609852334476613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/10/dilek-turkanda-muzik-ve-siir.html' title='Dilek Türkan&apos;da Müzik ve Şiir Cümlelerinin Örtüşmesi'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/FFC8bdJv0PI/default.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-765275508471242816</id><published>2011-08-19T05:54:00.003+03:00</published><updated>2011-08-19T06:11:55.780+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tavır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik Üzerine'/><title type='text'>Safiye Özçelik'in Doğru Tavrı: Feracemin Ucu sırma</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="345" src="http://www.youtube.com/embed/bNuqcBn07kY?rel=0" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey kolay beğenmeyen bir insan olduğum için bana kızan arkadaşlar bakın, benden aferin almak hiç de o kadar zor değil imiş! Karşınızda Safiye Özçelik! Tavrı tavır, duruşu duruş, hali hal, üstelik doğal mı doğal!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safiye Özçelik Hisarlı Ahmet'ten sonra bir başkasından aynı havayı dinlettirebildi bana. Dinlemek ne kelime, kalktım oynadım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara kaşlı kara gözlü bir memleket kızı. Özentisiz, havasız, ama delikanlı mı delikanlı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleket kayıp değilmiş! Aferin Safiye Özçelik, böyle yoğun söyle, böyle yiğit dur! Mıymıy değil gümbür gümbür aşkla, şevkle söyle! Seni doğuranlara, büyütenlere, yetiştirenlere helâl olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesin heyecanlıydı belki tam alamadım, ama heyecanlı tavrın olması gerektiği gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep böyle botokssuz, diyetsiz, kuaförsüz ol e mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hep böyle gönülden ol!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketimizi bize geri bağışlayanlardansın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müziği analiz etmeme gerek var mı arkadaşlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helâl, aferin, maşallah, işte böyle olunmalı diyebiliyormuşum değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevindim o kadar ukala ve seçmeci olmadığımı görünce Ya Hu! Demek ki kolay ve rahat gelen bu tavrı ıkınıp sıkınmadan gösterebilecek insan yokmuş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-765275508471242816?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/765275508471242816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/765275508471242816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/08/safiye-ozcelikin-dogru-tavr-feracemin.html' title='Safiye Özçelik&apos;in Doğru Tavrı: Feracemin Ucu sırma'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/bNuqcBn07kY/default.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-4493649960362670444</id><published>2011-08-11T10:56:00.094+03:00</published><updated>2011-08-11T19:49:16.660+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günlük Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><title type='text'>Özel Hayatların "Birlikte Hayat"a Dönüşememesine Dair</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s200/TRT2.5.tiff" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="114" src="http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s200/TRT2.5.tiff" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Hayat tarzları üzerinde anlaşma, tartışmaya ihtiyaç duymamızda bir sorun göremiyorum. Ortak noktalar arayacağız, ne üzerinde anlaşamadığımız üzerinde anlaşacağız, konuşup koklaşacağız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Libertaryan, kültürrelativisti, kurtulmuşsulukçu falan değilim. Tartışılmayacak, eleştirilemeyecek yerine başka bir şey önerilemeyecek bir hayat tarzı göremiyorum. Bireysel olarak görülenin bir toplum, iktisat, insan anlayışı da önerdiğini unutmaya çalışmam anlamsız olur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Şimdilerde oturmuş sosyal kuralların, &amp;nbsp;gündelik rutinlerin olmaması, olsalar dahi toplumsallaşma süreçlerinin kesintili ve etkisiz olduğu kanaatindeyim.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Birlikte hayat üzerine konsensusun iki bağımsız tekilin vazgeçemezlerinin listelenmesi ile çözülmesinin neredeyse imkânsız olduğunu düşünmekteyim. Bunun iki nedeni var, en basitleştirilmiş halleriyle ifade edersem: Birincisi, toplumsal konsensus ve paylaşmanın zamana ve tarihe yayılan süreçlerinin bireysel boyuta çekilip her biraraya gelişin müthiş entellektüel çaba ve kararlılık gerektirmesi; ikincisi, uzlaşmanın toplumla da uzlaşma ve denge kurma faslının/ayağının eksik kalması. Kriz içinde kalarak kriz çözme "etraf"ın krizden yararlanmama, krizdekilerle dayanışmada olmasını gerekli kılıyor. Bireyci ve tarihsel perspektifini yitirmiş hayat bakışlarından bu dayanışmanın sağlanması, modern görünenin ilkel bile olamayan bir dayanışmasızlık dünyasına yerleştirilmesi yüzünden kolay görülmüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Sorun çözme kalıplarının, sanal bir &lt;i&gt;nominalia&lt;/i&gt;da, her halin özgün hale dönüşmüş gibiliğinden dolayı işletilememesi durumu ile karşı karşıyayız. &amp;nbsp;Hayat tarzları bir derinliği olmayan, görsellikle geçerlilik alanları oluşturabilen popüler kültürel kalıplarına dönüşüyor. Virtüel/sanal hayat tarzları etrafındaki irrasyonel mistik ve tartışılamamazlıkta zaten kendisine yazılabilecek özgünlüğü de yitirebileceği bir geçişsizlik ufku oluşturmakta. Fragmentlerden, kolajlardan, ezikliklerden, bir ufuk, hapishane içinde bir özgürlük arayışı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Özel hayatların birlikte hayata dönüşmesinde neredeyse tüm toplumun sorunlarını çözme kapasitesini gerektirebilecek gereksizlikte tartışma ve sürtüşme alanları açabilmesi söz konusu olabiliyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Ben, insanların yeme içme giyinme barınma üzerinde de tartışabileceklerini, birlikte hayat içinde ortak sınırlar da koyabileceklerini, bunu yapmamaları halinde bir ortaklık kurmada, ortak zemin oluşturmakta zorlanacaklarını düşünenlerdenim. Yani kendi hayat tarzları bildikleri tarz imajları veya kesitleri dışında bir de ortak tarza benzer "birşeyler" tutturmak da gerekiyor insanlarla, insanlıkla.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Hayatlarını birleştirecek, aile kuracak ya da kurmayacak, çocuk büyütecek ya da büyütmeyecek insanların tartışmaması, uzlaşmaması, bazan sürtüşmemesi imkânsız. Bu kapışma, sürtüşme ve çatışmalarda birbirlerini tatmin edebilecek birşey çıkaramamaları halinde, bireyselin çözünmesi olarak algılayabildikleri ve aslında bireyselin de evi olan ortaklık çabasından çıkmaları, daha fazla birbirlerini zorlamamaları daha az yıpratıcı olabilir. En bireysel listelerin tartışılmasında dahi toplum için de bazı önerilerde bulunmaktan, bunları gerekçelemek ve tartışmaktan kaçınmanın mümkün olmaması, her bireyin yeni bir toplum kuracak kadar tartışmaya çekilmesi ne kaçınılabilir bir şey ne de akıl kârı..&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Eşlerin birbirlerinden, ebeveynlerin &amp;nbsp;çocuklarından, çocukların büyüklerinden veya birbirlerinden beklentilerinde bir sorun görmediğimizde dahi beklentilerin geçerlilik dünyasının belli sınırlara sahip olduğunu da unutmamamız gerekiyor. Kural uygulamaları, yorumları keyfî ya da objektif kriterlere bağlı değildir. Tartışmaya açıklıkta, birbirine saygı içerisinde farklı davranmalara açıklık esastır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Anne babaların çocuklarına dayatamadıklarını, dayatamayacaklarını sokakta insanlara dayatan kafa açıklarını önce kendi evinde verir. Görmediği sorun, mesele, yanlış yok addededilir sadece.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Mahalle baskısı denilen şey bazan toplumsal dayanışmadır. Bazan linç toplaşmasıdır. İnsanların birbirlerine karışmalarının toplumsal meşruîyet kaynakları vardır, ama, bu ihtimamın, birbirine sahip çıkmanın cennet ve cehenneminde olur. Otobüste metroda, şehirlerarası yoldaki zaptiyelikle magandalık, muhafazakârlıkla tacizkârlık arasında medcezir yapan ruhla, kinle, saldırganlıkla değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Karışmanın sevimli olabildiği halleri siyah beyaz türk filmlerine, ya da yakın döneme kadar devam eden mahalle hayatına göndermelerle tartışmaya çalışalım bir başka yazıda.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Lakaytlık her daim demokrat ve medenî değil, burun sokmalar ise mazbut işi değil. Yazıyı acele tamamladık, bazı gerekçelemeleri atladık. Düzeltemedik. Fırsat buldukça, gün içinde düzelteceğiz.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Başkasının akıllısı, delisi, dertlisi, mazbutu, çılgını, çalışanı, serbesti, mutaassıbı, sporcusu, çoluğu, çocuğu ile uğraşmak sanıldığı kadar "mazbut" bir iş &amp;nbsp;değildir. Senin evine dalmıyorsa, gelip de sofrana kalkmamak üzere oturmuyorsa. İşindeyse, gücündeyse, yolundaysa. Kimsenin bir başkasının&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&amp;nbsp;sofrasında yer kapma, kendi kurallarıyla başkalarının kapılarına dayanma hakkı yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: 'Courier New', Courier, monospace;"&gt;Kalıcı niyetle oturursa bir insan yanına, bir kuralın çiğneniyorsa, kendi kuralını da gözden geçirerek ikinizin de istediğini kapsayabilecek bir ufuk arayarak, yani konuşa konuşa, koklaşa koklaşa, insan gibi bir orta yol bulursunuz, hazır sunulmuş, üzerinde ufak değişikliklerle yürütülecek bir hayat tarzı kalmadığına göre. Tutar, tutmaz ayrı mesele. İnsan, uzlaşma talebi ve davet kendisinden gelmediği sürece, bir ufuk kaynaşmasına da kapısını kapatma hakkına sahiptir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-4493649960362670444?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4493649960362670444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4493649960362670444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/08/normal-0-21-false-false-false-sv-ja-x.html' title='Özel Hayatların &quot;Birlikte Hayat&quot;a Dönüşememesine Dair'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s72-c/TRT2.5.tiff' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-4459340489302919512</id><published>2011-08-10T18:37:00.016+03:00</published><updated>2011-08-12T13:30:40.477+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Giyim Kuşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günlük Hayat'/><title type='text'>Ramazan Zaptiyeleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s200/TRT2.5.tiff" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="114" src="http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s200/TRT2.5.tiff" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Dertleri ne mazbutluktur, ne de kendi zulümlerini kontrol altında tutmaktır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oruç onlar için bir zahmettir. Oruç tutma zahmetine "katlandıkları" için "kaytaranlara" kızarlar. Yemek varken aç gezdiklerine, hır gür varken barış içinde yaşama zahmetinde bulunduklarına, bakmak varken başlarını önlerine eğeceklerine, aldatmak varken kendilerine hakim olacaklarına hayıflanırlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onların biraz daha iyileri gibi görünen, hep istihzâyla gülümseyen, hor görücü ukalâlar ise başkaları ile yarışırlar. Kendilerini başkalarını şikayet ve ispiyon ile gösterip kırmızı kurdela kazanacak öğrenciler gibi dolaşırlar aramızda. Şiddet kullanmazlar ama, başkalarına, hastalara, seferîlere, tereddüt içinde olanlara, farklı düşünenlere hayatı zından ederler. "Biz bunların inandıklarına inanamayız!" dedirtirler. Onların inandıklarına inanmamak insanlar için samimiyetin şartı haline gelmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Orucu zahmet, külfet görenler, sabrı bilmedikleri için &amp;nbsp;ne takıntıları varsa onun nesnesine indirgedikleri herşeye ve imtina ettiklerini yapanlara saldırırlar. Bakmamayı bilmedikleri için bakılır gördükleri her şeye düşman kesilirler. Kendilerini terbiye edemez onlar, etraflarını terbiye edeceklerdir. Dünya onlara uyacaktır. Nimet olmayacaktır, kısmet olmayacaktır, cins, kadın, erkek, gıda, bitki, su, hava onlar takıntı yaptıkları süre boyunca ortadan kaybolacaktır. Kıtlıkta, darlıkta kalınacaktır. İftarlarda da kıtlıktan çıkmış gibi tıkınılacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saplantının, takıntının bir yere kadar anlaşılabilirliği var. Tiryakiliği biliyoruz. Başka saplantıları, takıntıları olanlar da vardır. Bir yere kadar anlaşılabilir olan, bir yerden sonra anlaşılabilir değil. Herkese saldıracaksa insan, oruç tutmaması daha iyi değil mi? Oruç mütecavizliğe yol açsın diye tutulmuyor ki, tersi söz konusu olmalı. Oruç saldırmamayı gerektirir öncelikle. Sabrın sabırsız kılabilmesi geçicidir, onun hakim yanı değildir. Oruç açlıkla terbiye edilmiş mahkumların işi değildir. Medeniyet talebidir. Nefse hakimiyet boğaz üzerinden gitmez, çeneden, öfkeden, hırstan, görmemezlikten gelmelerden geçme, vazgeçmedir. Ramazan insanın kendisiyle uğraşma ayıdır, ayıplarını hatırlama ayıdır, kusurlarını kabullenme ayıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ramazan, elbisesi olmayan çıplağı; sen oruçken çöp tenekesinden yiyeni görmeyi ve tepki vermeyi gerektirir: Giydireceksen üstü başı olmayanı giydireceksin. Çöp tenekesini karıştırana yiyeceğini vermeden orucunu açamazssın. Başka birisi yemek yerse sana ne? Karşısında bir sorumluluğun yok. Adam aç değil açık değil. Yiyor. Sen yeme. Ondan iyisini de yapamıyorsun ki. O kimseye saldırmıyor. Belki açlığını aklına getiriyor ama, öylesi oruç biraz kerhen oruç. &amp;nbsp;Aşçılar nasıl tutuyorlar peki? Evlerde yemek pişirenler, o sofraları hazırlayanlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsanlar birbirlerini eleştiremezler, insanların birbirlerine karışamazlıkları mutlaktır!" diyen de yok. O ayrı bir tartışmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazanın ruhuna çiğliği tasallut ettirmek ayıptır, yakışıksızdır, yanlıştır, eğer "zulümdür!" demeyeceksek!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-4459340489302919512?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4459340489302919512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4459340489302919512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/08/ramazan-zaptiyeleri.html' title='Ramazan Zaptiyeleri'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s72-c/TRT2.5.tiff' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-5627369927405319803</id><published>2011-08-09T19:54:00.005+03:00</published><updated>2011-08-09T22:35:13.170+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Can Sıkmayacak Yazılar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sıradan Yazılar'/><title type='text'>Refik Bey: Rüzgarın Uyutulduğu Zamanlarda</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/Scu7RyuX04Y?rel=0" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Refik Fersan'ı dinlememiş nesillerin geleceğimize açıldıklarını düşünemeyenlerdenim.&amp;nbsp;Şeyh Galipsiz bir Can Yücel, Refik Fersansız bir Timur Selçuk aklımdan bile geçmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinin rengi kadar kalpleri güzel olan kızların, mehtabı bulandırmamak için nefesini dahi tutmuş delikanlıların zamanından. Daha dünden, üzerinde buldozerlerle, gumpirlerle, testler ve giriş imtihanlarına hazırlıklarla, tatlı hayat arayışlarıyla tepindiğimiz yakın zamandan bir şarkı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka icrası, Yaprak Sayar'dan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/vNOZnp_XlLY?rel=0" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Refik Fersan benim için saz eserleridir. İnceliktir. Klasiktir, klasik zevki yakalamış gündelik müziktir. Hatıraları estetiğimizin, zevk anlayışlarımızın, incelik tarihimizin köşe taşlarındandır. Her ne söylediyse, bilinmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Refik Fersan memleketimizdir. Yani memleketimizin bu rezil hale gelmeden önceki hali, kendi halidir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/refik-bey-refik-fersan-ve-hatiralari-murat-bardakci/tanim.asp?sid=W2XPXLGNIR0Y141DHCUK" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://static.ideefixe.com/images/25/25497_2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-5627369927405319803?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5627369927405319803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5627369927405319803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/08/refik-bey-ruzgarn-uyutuldugu-zamanlarda.html' title='Refik Bey: Rüzgarın Uyutulduğu Zamanlarda'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/Scu7RyuX04Y/default.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-9004315456565032562</id><published>2011-07-25T23:57:00.004+03:00</published><updated>2011-07-26T02:30:20.870+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz&apos;dan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Norveçteki Katliamı Okuyamamak</title><content type='html'>Olan biten sanıldığından daha ciddi bir müdahalenin ve hazırlığın işareti olarak algılanmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetelerde yer alan yorumsuz ara haberler, yerler, alâkalı şahsiyetler ilgi çekici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irkçılığın ve yeni tarz nazizmin arkasındaki bildik tanıdık adreslerin hakkında kimse konuşamayacak gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katliamın bağlanacağı sembolik, katliamı yapanların dönüştürmek istediği bir sembolik, buna takılıp kalmamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kez desteklemediğim AKP politikalarının olumlu yanlarından birisi dış politikada böylesi bir çizgiye bazan çomak sokuyor olabilişidir. Sözde bile kalsa, dolaylı da olsa meselenin üzerine gidebiliş, bir gün konuşulabileceklerin kapısını açmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklı evvellerin norveçlileri, gençleri suçlamaları; görsünler günlerini mantığı iğrençtir. İnsanlık değil bu, soğuk savaş gönüllülüğü! Terk-i medeniyyet, terk-i insaniyyet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse yazmayacaktır. Ben de artık az çok görebilmekle beraber, telaffuz etmeyeceğim. Ancak, sebepleri ve sonuçları itibarıyla hepimizi ilgilendiren bir müdahaledir, norveçlilere yapılan bizlere de yapılmıştır, dünyaya, ortak dünyamıza bir müdahaledir. Alâkalı alâkasız bir çok gelişme ile birlikte ele alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargısız infaz ile eleştirdiğim Obama'nın ve onu destekleyen kesimlerin işleri kolay değildir, &amp;nbsp;yöntemlerini karşılarındaki gücün yöntemlerinden ayıramadıkça sonuçlarını çaresizce izleyeceklerdir. Meşruiyet kazandırdıkları tarz karşılarındakilerin adeta ana dilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımıza gelenler ile Norveçin başına gelenler aynı gemide olan insanların sorunlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz Norveçliyiz bugün, yarın ve daima: İnsanlık mevzubahis olduğunda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesaret ister medeniyet. Medeniyeti stabilize etmek, birilerinin keyfi tasarımlarından kurtarmak, demokrasiyi/demokrasileri tahkim etmek durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP'nin muhalefeti yok edici, silici tavrı global anlamıyla da yanlıştı. Dış politikadaki iddia içerdeki dayanışmayı önemsizleştirmek, silmek ile uzlaşmıyor. Muhalif sol ile sağın arasındaki buzların erimesini engellemek, ortamı gererek soğutmak büyük bir yanlış idi. El yordamıyla anlamak yetmiyor, yetmeyecek! Demokrasi Abantlarda, Encümeni Danişlerde, siyaset vakıflarında korunup kollanamaz: Gelecek konusunda uzlaşmış, konuşabilen, demokratik zeminde uzlaşıp rekabet edebileceklerin ortak zemini kaybedilmekte! Platformlar, &amp;nbsp;demokratik platformun yerine ikame edildiklerinde korporativizmi bile ararız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmeleri belirleyecek adımların önemli bir kısmını Türkiye atacak, atmalıydı: Demokrasisini, dayanışmasını, açık siyasi diskurunu, parazitlerinden ve müdahalelerinden arındırılmış iletişimi serpilmeye bırakarak!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-9004315456565032562?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/9004315456565032562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/9004315456565032562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/07/norvecteki-katliam-okuyamamak.html' title='Norveçteki Katliamı Okuyamamak'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1238541877736137599</id><published>2011-07-20T08:01:00.007+03:00</published><updated>2011-08-08T18:48:32.630+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz&apos;dan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><title type='text'>Oğuz Atay Üzerine Geçici Bir Not!</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s320/TRT2.5.tiff" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="113" src="http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s200/TRT2.5.tiff" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Fazla zamanının olmayabileceğini düşünerek yazdı, yayınladı, Oğuz Atay.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Çekip gitmeden söylemesi gerekenlerin bir kısmını söylemiş olması, sözünün aramızda dolaşıyor olması ne güzel!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Oğuz Atay okunmayan, farkedilmeyen bir insan değildi, sanıldığının tersine. Hayati Asılyazıcı Tutunamayanları yayınladıktan sonra okuyabilmek için sırada beklerdik. Sahaflardan hemen uçardı. Iki cilti bir arada bulabilmek mümkün değildi ve tek cilt halinde yayınlanana kadar bir efsane idi kitap. Herkes bir tarafını, bir yanını okumuş olurdu. Teksirler dolaşırdı elden ele. İspanyol Meyhanesi dinlediğimiz günler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;TRT ödülünü alması tanınmamışlığı, duyulmamışlığı iddialarını gülünç kılıyor. Ödülü veren kurul da sesini duyurabilen gazeteci ve yazarlardan oluşuyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Can Yücel için 19 Mayıs (”sen ey ranzalarda parende atan/prangalarla barfiks yapan” ile başlayan) şiirinin Cumhuriyette yayınlanması nasıl bir dönüm noktası olduysa, Oğuz Atay için de TRT ödülü daha da fazlasıyla tanınma imkanı sağlamıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;12 Marttan yeni çıkılmıştı. Yayınlanmasında sorun çıkması sanıldığı kadar da dramatik değildi. 12 Eylül sonrasının dayanışma fukaralığı ile kıyaslanamaz bile! &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bir Bilim Adamının Romanı çıktığında hiç de sessizlikle karşılanmadı. Televizyonda en iyi yayın kuşaklarında tanıtıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Korkuyu Beklerken’i en umulmadık kitaplıklarda görebiliyorduk. Oğuz Atayın hikayeciliği bilinmeyen bir şey değildi!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Nurettin Topçu’nın Tutunamayanlara bakışı Oğuz Atay’ın her kesimde okur ve ilgi bulabildiğini düşündürmeli artık insanlara!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Oğuz Atay cenazesini sağ ve solun paylaşamadığı bir insanı yazarken, iki kesimden de ilgi gördüğünün farkındaydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Yalnızlığını, okunmama acısını yakın çevresinde aramanın da anlamı yok, bugün artık bir hayat tarzı değil mi bu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Tutunamayanlarda yazılış tekniği, ekonomisi, bütünlük sorunları üzerinde tartışılabilir. Eserin formunun tercih mi olduğu, dağınık bir malzemenin ve söylenmeden edilemeyecek olandan vazgeçememişliğin mi söz konusu olduğu tartışılabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Tutunamayanlar ister bir bilinçli form tercihi olarak , ister dağınık ve zamana yayılmış notların bir araya getirilmişliği olarak görülsün özgündür, önemlidir, bir cümlesi bile ziyan edilemeyecek bir hazinedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Tersine, Oğuz Atayın espirileri, jargonu, hicvi, tarzı, hayat sevinci üzerinden az insan kariyer yapmadı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Mühendisliğinin, öğretim üyeliğinin öne çıkması, alınteriyle geçinişi, işi gücü olan bir insan oluşu biz okurları için müthiş önemli idi. Çalışarak, üreterek, yaşayarak yazması o yıllarda sıradan işlerden değildi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Oğuz Atayın hastalığı da okurundan uzak kalmasının nedenlerindendi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Okuru da meşguldü zaten. 1 Mayıs Meydanlarında katlediliyorlardı. Hapishalerde, meydanlarda, grevlerde, sokaklarda idiler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Onu evierine kapalı içli insanlar da, sokaklara dökülenler de, Nurettin Topçu gibi aydın sağcılar da okudular, sevdiler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Oğuz Atay bir yazardan önce Oğuz Abi idi bizler için. Oğuz Hoca idi öğrencileri için.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Ona sahip çıkılamadığı düşünülen zaman aralığı çok kısadır. 12 Eylülün unutturacakları ile kıyaslamanın yapılamayacağı bir zamandan düşüncelerdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Şimdiki Oğuz Atay algılanışı ile doğu-batı sorununa kafa yoran, sol bir partinin kuruluşuna ilgi duymuş, zamanının en ciddi aydınlarıyla fikri alışverişi olan bir Oğuz Atayın kendisini anlayışı farklıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Onu kenarda köşede kalmış bir insan gibi düşünmek, bir insanlık kaçkını olarak portresinin yapılmasını kabullenmek Oğuz Ataya karşı hakkanî değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;O nöbetçi insanımızdı. Başımız sıkışınca, elimize geçtiğince okurduk, işkence sonrası, katliamlar sonrası, acılar, ayrılıklar sonrası. Onun edebiyattaki yeri bir insanlık olarak edebiyattı da bizler için. İnsanca bir seslenişti. İnsanlık uyurken. İnsanlık sıvışırken. İnsanlık lazım oluşlarında bir yerlerde meşgulken.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Onu gerçekten sevdik. Ve bu şakacı, acılı, muhabbeti güzel dostu bağrımıza bastık, hayatımıza kattık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;O bir insandı. Yanlışsızlığı, hatasızlığı itibarıyla değil elbette: Eleştiriye, yanlışlanmaya, yaralanmaya, dokunuşa açıklığı ile!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Cemil Meriç de asıl okuyucusunun uzak durduğunu sanmaktaydı. Kendileri ile tartışma istediklerinin bir başka dünyada tahkim oluşlarının acısını hissedişleri gerçek olsa da, hakikat başka idi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;O kadar okunduğunun, gerçek okuyucusunu bulduğunun kendilerine hissettirilmemiş olması acıdır! Türkiyenin az biraz normalleşmesiyle, sokakların durulmasıyla kendini gösterebilecek olan gerçek, hep siste kaldı: Ömürleri vefa etmedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Onlar, okundular, sevildiler, tanındılar, vefa da gördüler. Ancak tartışmak istedikleri, düşüncelerini almak istedikleri, acılarını paylaşmak istedikleri insanlara uzak kaldılar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Dost kimin yanıbaşında ki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bazan bir insan için bile yazarsınız. Sizi kainat okur ama o insan okumaz. Okuduğunda tersten okur. Okur da belli etmez. Yakınış her daim haklıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bir derdi çözmek istersiniz, o derdin sahibi size sırt döner ama bin derde derman olur gösterdiğiniz yol. Şikayetçi olanın kendisi için önemli olan o sırt dönüş, bize bu güzel serzenişi, dili, eseri sunsa da bin birin yerini tutar, tutsun diye düşünmememiz lazım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;O bir şey, bazan insanın kendisi için istemiş olduğu tek şey.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Tek bir şey, sunulmuş hazinelerin dışında kalan.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Ha kafes altın, ha değil. Ha kafes var, ha yok. Ne değişir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1238541877736137599?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1238541877736137599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1238541877736137599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/07/oguz-atay-uzerine-gecici-bir-not.html' title='Oğuz Atay Üzerine Geçici Bir Not!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s72-c/TRT2.5.tiff' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-2507559722333973653</id><published>2011-07-12T04:18:00.000+03:00</published><updated>2011-07-12T04:18:03.144+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyuru'/><title type='text'>Yarından İtibaren Kapalıyız!</title><content type='html'>&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bu blog'u belki bir işlevi vardır düşüncesi ile açık tutuyorduk. Okuyucusuna hitap etmediği kanaatine vardık.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Yaptığımız açıkta düşünme, açıkta gözden geçirmeden ibaretti.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Okurların dünyasıyla bizim referans dünyamız farklı ve birbirlerini dışlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Okuyucunun dünyası ile eleştirel bir bağ olmadığında bir dayatmanın, tutuculuğun sözcülüğüne soyunmuş gibi oluyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bir süreliğine tadilat için kapatacağız, daha sonra da kapalı devre devam edip etmeyeceğine karar vereceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Düzeltilmemiş yazılar bir saygısızlığın ya da teşhirin ifadesi değil idiler. Kırdıklarımız ve teşhir eder göründüklerimiz oldu ise kendilerinden özür dileriz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Kapalı olduğumuz sürede neler yazdığımızı, neleri yazmadığımızı da gözden geçireceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Saygılarımızla.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-2507559722333973653?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2507559722333973653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2507559722333973653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/07/yarndan-itibaren-kapalyz.html' title='Yarından İtibaren Kapalıyız!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-7928510185756684828</id><published>2011-07-05T03:47:00.010+03:00</published><updated>2011-07-06T15:07:22.067+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Murat Belge Metin Lokumcu Hakkında</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1054992&amp;amp;Yazar=EZG%DD%20BA%DEARAN&amp;amp;Date=04.07.2011&amp;amp;CategoryID=98" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="304" src="http://4.bp.blogspot.com/-0a2JMH7Y5jA/ThJeHin2URI/AAAAAAAAAyI/D22HgKmQGFY/s320/mbelgehopa.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birikim'in ilk sayılarındaki yazıların çoğunu hatırlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk "Birikimci"lerin de bir kısmını tanırım. Biz onları çok iyi okuduk, okuttuk. Onlar bizi hiç okuyamadılar sanırım. Okutturmadılar da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Yücel farklı bir insandı. Murat Belge'yi işitmiş olmasını, tepkisinin şiirini Galata Köprüsünün altındaki meyhanede gürüldemesini isterdim. 12 Eylüldeki gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem söz bize düştü, soylayalım bakalım ne dermişiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;METİNLERARASILIK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Metin ol&amp;nbsp;metin belge değil&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;solanın solunda bir gül açar&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;bin fikrî kanat çırparmış&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;eski bir hesabın diskontosuyla.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-7928510185756684828?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7928510185756684828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7928510185756684828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/07/murat-belge-metin-lokumcu-hakknda.html' title='Murat Belge Metin Lokumcu Hakkında'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-0a2JMH7Y5jA/ThJeHin2URI/AAAAAAAAAyI/D22HgKmQGFY/s72-c/mbelgehopa.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-5337938482279677273</id><published>2011-07-04T03:44:00.012+03:00</published><updated>2011-07-04T05:00:16.592+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><title type='text'>"Tükürdüklerini Yalayacaklar!" Sloganı ve Demokrasinin Açık Diskuru</title><content type='html'>"Tükürdüklerini yalayacaklar!" diye bağırmak, "tükürüleni yalatmak" için elinden geleni yapacağını da deklare etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarına tükürdüğünü yalatanlar ve tükürdüklerini yalamalarıyla bizi memnun edecek olanlar eşit, parazitsiz, yamultulmamış bir siyasi diskurun üyleri olamazlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele hele "tükürdüğünü yalayarak" helâl kazanç sahibi olacaklarını ifade edersek vekillerin, "helâl" ile kasdettiğimizin meşruiyetini iddia etmemiz imkansız hale gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletvekilleri maaşlarını AKP ya da AKP seçmeni ödemiyor! CHP'li seçmenin ödediği vergi eğer hür vatandaşların verdiği türden vergi sayılmıyorsa ayrı! Ümit ediyoruz ki canımız, malımız, sanımız, namusumuzun birlerine helâl olması önkabulünü canlandıran gerekçelemeler böyle yerli yersiz ifade edilmez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP seçmeni partisini desteklemektedir. Özel mahkemelerin meclis üzerine vesayeti tartışma ve protesto konusu olduğuna göre, statükoyu savunan partiler parlementoyu savunduklarını iddia edemezler. Meclisteki çoğunluk, taleplere ve iddialara kayıtsız kalmayı politika edindiğine göre "muhalefetin yerinin parlemento olması" şartını koşmak karşı tarafı dinlememe ve kayıtsızlık politikalarını tahkim etme çabasından ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada eski uygulama düzgündür: Maaşı hakedip etmediklerine maaşı alacak olanlar karar vermelidirler. Partilerinin&amp;nbsp;alacakları kararlar dahi milletvekillerini ianeye, borca harca itmemelidir. İktidarın zorlayacağı maaşsızlık ancak bir içsavaş toplumunda geçerli olabilir! Zorlayıcı, abluka altına alıcı, nifak çıkarmaya yönelik bir hareket olur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçmenin partisinin tavrını onaylaması bile çoğu sınır durumunda şart değildir, partilerin her politikaları populer olmayabiliyor, kemer sıkma politikalarında olduğu gibi. "Yemin" ile maaşın helal olacağı, izlenen politikaların önemsiz olması da söz konusu değildir. Maaş'ın hak edilip edilmemesi tartışması ancak teorik boyutta geçerlidir, aksi halde Vatikan tipi bir ruhban sınıfının gerektiğini de argümanda "implicit" olarak ifade etmiş oluruz. Kimin maaşını hakedip etmediğine nihaî hükmün ahiret sorunu olduğunu unuttuğumuzda, sendikal hakları, hakkani ücretlendirme politikalarını bir kenara atmış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asgari ücret insanlıkdışı bir düzeye geriletilmiş olduğu zamanlarda dahi maaşını haketmeme halleri her daim olabilecektir. Haketme etmeme tartışması "maaş"ın kendisini tartışmaya, hak hukuk kavramını zorlamaya başladığında medeniyet iddialarını terkederek tartışabileceğimiz bir keyfiliğe kapı açmış oluruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yanlış ufku taşeron işçi olan görme özürlü vatandaşa yöneldiğinde görmemiz, tekrarlanmaması için yeterli olmalıydı. Taşeron temzilikçi kadrosundaki hemşirehanımın kadro talebiyle işten atılmasıyla da kadro, maaş, ücret gibi mevzularda hukukunu bulamamış bir medeniyet iddiası demokratik gündeme kendisini dayatmış oldu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletvekillerini açlıkla, sefaletle terbiye ederek meclise ya da fevriliğe çekmeye zorladığımızda "iktidar" olarak vebal altında olmadığımızı, temsilin hukukunu çiğnemediğimizi evrensel olarak geçerli olabilecek biçimde savunabilir miyiz? Ben sanmıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her milletvekili çocuklarına burs alacağı bir zengin arkadaşı yoksa kendisine iktidarın dayattığını mı yapmak zorundadır? Ekonomik bağımsızlık milletvekilleri için elzemdir, ancak ayrı bir tartışma konusudur, şablon bir ekonomik düzey tesbiti bir ölçüde tartışmalı olsa da, elzemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisini helal ve harama kriter koyucu yetkinliğe yükseltmek, "tükürüğü geri yalatıcılığın hukukundan konuşmak" demokratik bir ülkenin "iktidar"dan konuşma tarzının içinde meşruiyetiyle verili değildir. Hikmet sahiplerinin dahi tartışmaya açık olarak ifade edebildikleri, iktidar kürsüsünün işi haline getirilmemelidr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasilerde ikna süreçleri dayatma, abluka, propaganda ve çarpıtmadan arıtılmış söylemlerde gerçekleşir. Uzlaşmazlığa yol açacak baskı, teslimiyete yol açabilecek ekonomik abluka, dinlememenin ifadesi olan propagandif dil dominansın, baskının ve "hakikati gölgelemenin" araçlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasinin evi meclis değildir, dominanstan, dayatmadan uzak/arınmış bir dildir. Parlemento demokrasinin bir kurumudur. Seçim gibi, oylama gibi, tartışmaya ve yargıya açık olmak gibi. Yerel yönetimlerin ezildiği bir parlementarizm demokrasinin yerinde yönetim ilkesini de çiğnemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parlementonun rolü merkezidir, ancak, demokrasinin diğer kurum ve kuruluşlarını ezmemiş, yok saymamış bir parlemento için bu geçerlidir. Kurucu meclislerin istisnai rolleri, ilerlemiş demokrasilere zorlanamaz! Eksikli ve ayıplı bir demokratik modelin parlemento anlayışı ise ölçü edinilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parlementomuz bin bir emekle, zahmetle, acıyla ve çileyle kuruldu. Kazanımlarımıza sahip çıkmamız onların rollerini indirgeyici, eğretileyici bir dil ve tarz ile olmamalı, olmamalıydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasinin dili, gerekçelemeleri, diskuru ayaklar altına alınarak demokrasi savunulamaz: Demokratik propaganda yoktur, demokratik tartışma, açıklık vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi geridönüşsüzlüğün, kapalılığın, dayatmacılığın, zor ve şiddetin diliyle konsensus sağlayıcılığın karşıtıdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ablukacılık, zorlayıcılık demokratik değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık bir ufuk, anlaşmanın açık tutulmuşluğu demokrasinin ilk şartıdır, hatırlatırız, Efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-5337938482279677273?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5337938482279677273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5337938482279677273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/07/tukurduklerini-yalayacaklar-ve.html' title='&quot;Tükürdüklerini Yalayacaklar!&quot; Sloganı ve Demokrasinin Açık Diskuru'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-4295719486816363970</id><published>2011-07-03T08:07:00.008+03:00</published><updated>2011-07-23T07:33:40.459+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><title type='text'>"Ya Sev Ya Terket'!"in Yeni Bir Versiyonu Olarak: "Ya Yemin Et Ya da Terket!"</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://haber.gazetevatan.com/mecliste-gergin-pazartesi-endisesi/386697/9/Siyaset" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="158" src="http://3.bp.blogspot.com/-0cppjPoexKE/Tg_4uZt6llI/AAAAAAAAAyE/I7vJb4Qm0NQ/s320/yayeminet.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Herkes kendisine yakışanı yapsın. Herşeyi söyleyip, çözümsüzlüğün avukatlığını yapıp "muhalefetsiz demokrasi olmaz!" demek saçmalığın ta kendisi. Erken seçimse erken seçim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar şantaj ve baskı ile uğraşacaklarına sorun çözümü için gayret edeceklerini gösterebilirlerdi. Gaye protestocuların meclise dönmelerini sağlamaksa iş bu kadar basit. Yeni koalisyonlar oluşturmanın, CHP muhaliflerine propaganda metinleri döktürtmenin bir anlamı yok! Meclise dönüşü sağlama şantajı ile geriye dönüşsüzlüğün geriliminin temeli atılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu basit, halk iradesi mi özel yargının üstünlüğü mü? Hukuk mu, özel hukuk mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hopa'da cenaze törenine bile katılanlar tehdit altındalar! Yarın siyanür havuzlarına karşı çıkanlar toplanmayacak diyebilecek bir hukuksever var mı? Yurtdışına çıkan "muhalifleri" yurtdışına ihbar eden, günlerini zehir etmeyi vatana hizmet gören entrikacılar var bazı havaalanlarında! Onlar maaşlarını hakediyorlar, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin seçme seçilme hakkı garanti altında? Kim iftiradan, yalandan, çamurdan kendisini uzak tutabilir adalet dağıtımı kesintiye uğrarsa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler hukuk devletinin, militanlaşmamış hukukun, çevrecilere, gençlere, sendikacılara haşere muamelesi yaptırmayacak bir hukukun savunucusuyuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanca bir hayat talebi, farklı düşünenlere hayat hakkı, "parasız eğitim" diyenleri zındana tıkmaktan başka bir bildiği olmayanların keyfine mi bırakılacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasiden yanaysanız, demokratlar gibi davranırsınız! Her itiraz eden çocuğun boğazına yapışmadan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Konsensus olmadan demokrasi olmaz!" derken, "ortak düşünebileceğimiz bir şey var mı, kaldı mı?" dememizi istiyorsunuz! Yine siz bilirsiniz! Zor zamanlarda sizleri aklımıza bile getirmeyeceğimize emin olunuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bu hükümran fasonlarını bırakın bir insanlık dilinden, kardeşlik dilinden konuşun, ya da toplama kamplarını kurun artık, kurabiliyorsanız! Bıktık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizlere sırt dönülemeyeceğini, her şeyi çarpıtacağınızı, hakikate sadakatsizliğin her haddeye kadar götürebileceğini bu kadar düşündürmeyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayanışma hep siz zora düştüğünüzde, sizin hakkınızı savunmaktan ibaret öyle mi? Bizler hukuksuzuz yani? Pekalâ, demokrasiyi ayaklar altına almadan, kabahatlerinizi&amp;nbsp;halı altına&amp;nbsp;süpürebileceğinize emin olmadan bir deneyin bakalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan ya da hakikat, sizin tercihiniz! Biz demokrasi için direneceğiz! Size hep lazım olmuş ve olacak demokrasi için!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-4295719486816363970?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4295719486816363970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4295719486816363970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/07/ya-sev-ya-terketin-yeni-bir-versiyonu.html' title='&quot;Ya Sev Ya Terket&apos;!&quot;in Yeni Bir Versiyonu Olarak: &quot;Ya Yemin Et Ya da Terket!&quot;'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-0cppjPoexKE/Tg_4uZt6llI/AAAAAAAAAyE/I7vJb4Qm0NQ/s72-c/yayeminet.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1982266114985052502</id><published>2011-07-03T06:25:00.007+03:00</published><updated>2011-07-03T09:00:34.397+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eskiden Tek Parti Döneminde'/><title type='text'>Tarihte Dün: Provokasyonların Nedeninin "Provokasyon İhbarı" Olması Geyiği</title><content type='html'>İleri demokratik gazetecilik, sorunsuz ve kaynaşmış toplumumuzda sorun bulamadığımızdan, medenîyete sarih örnek teşkil eden ileri demokrasimizden önceki dönemlerdeki gazlamaları, ıslatmaları, yasaklamaları vüzûha kavuşturmayı vazife bilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk yıldan da önce dün, provokasyon ihbarı olduğunda, provokasyon bile eğer memleketimize lâzım olursa tek partinin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan Beyefendi tarafından bizzat getirilmesi gerektiğinden, gereksiz provokasyon gerekli provokasyonla hükümsüz kılınmışmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yıllarda Tek Parti Bürokrasisi eleştiriüstü olduğundan, nezih basınımız Helenik dönem karışıklıkları ve Arap İhtilalleri ile ilgileniyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amele Bayramında hastane bahçelerine gaz sıkarak tedhişçilerce işgal edilmesinin engellenmesi Hasta Yakınları Birliği tarafından ellili yıllara kadar kutlanmaktaymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hattâ Amele Teati Cemiyeti bir dönem amele bayramlarına sendika binalarına su sıktırarak ve gaz obüsleriyle dövdürerek başlamayı vazife bilirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer, Efendim. Bizi izleyin, tarihsiz kalmayın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1982266114985052502?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1982266114985052502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1982266114985052502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/07/tarihte-dun-provakasyonlarn-nedeninin.html' title='Tarihte Dün: Provokasyonların Nedeninin &quot;Provokasyon İhbarı&quot; Olması Geyiği'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-6049158424069762397</id><published>2011-07-02T03:46:00.011+03:00</published><updated>2011-07-02T05:34:15.774+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><title type='text'>"İleri Demokrasi"nin CHP'yi Sosyalist Enternasyonalden Tard Ettireceği Geyiği Üzerine</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/0/0f/Silogo.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/0/0f/Silogo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"Parlementoyu boykot" sosyalist jargonda "parlementarizm"i terktir. Parlemento dışında mücadeleyi seçiştir. Bu tercih konjunktürel değil, ideolojiktir, siyasi mücadele tarzı üzerine bir tartışmadır. Parlementodan çekilmeyi, seçimlere katılmamayı içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Enternasyonal, 2. Enternasyonal ve diğer enternasyonallerin tarihi sadece bu noktada değil başka bir çok konuda ayrışmaların tarihidir. Bolşevik Menşevik tartışması, iktidara giden yol, iktidarın seçimle bırakılıp bırakılmayacağı tartışmaları CHP'nin gündemindeki, üzerinde siyaset yürüttüğü zemindeki tartışmalarda konu edilebilir bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP'nin yaptığı zaten "boykot" da değildir, boykota dönüştüğünde bile sosyalist enternasyonalin mesele ettiği boykotla alakalı değildir. CHP her medeni siyasi parti gibi parlemento dışı demokratik mücadelenin parlementer demokrasi ile çeliştiğini düşünmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş parlementodan çekilmeye kadar gitse dahi, CHP parlementer sistemi, seçimle gelip gitmeyi, çok partili hayatı savunmaktadır. "Parlementerist" muhafazakarlıktan farklı olarak, CHP, sendika, çevre, kadın, gençlik, barış, hak hareketlerini demokrasinin olmazsa olmazları olarak görmektedir. Demokratik platform meclisten ibaret değildir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalist Enternasyonaldekiler eğer protestoya düşman bir çizgi izlemesini istiyor, karşılaştığı dayatmalara karşı direnmemesini talep ediyorlarsa taşeron işçi hareketinin mucidi ve çevre hareketinin vatan hainliği olduğunu savunan yeni liberal muhafazakarlığı kendilerine üye olarak alırlar! Bu kendi bilecekleri iştir! CHP'yi ilgilendirmez! CHP, protestosuna da devam edecektir, parlementer demokratik çizgisine de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalist Enternasyonal ölçü ve had bilen bir yerdir: Çoğu paylaşım savaşında tavırları sorunlu olmuştur. Üyeleri içinde "en sorunlu parti", sanıldığı gibi CHP olmamıştır. CHP'nin SE'ye katılımı sosyal demokratik bir forum olması gibi nedenlerledir. Eski kutuplaşmalar ile alakalı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SE pekala eleştirel bir platform olarak da görülebilir. Kriterlerin, ilkelerin olması iyidir. Ancak ilke tartışmalarını yıllardır pek görebilmiş değiliz. SD partiler de zaten işçi sınıfı partileri olma özelliklerini gitgide kaybettiler. Bazı ülkelerin partileri zaten biraz solda olan milliyetçi partiler. Bazıları işçi hareketinin ilk enternasyonaldeki ayrışmasından baki. Sömürgeciliğin öncülüğünü, sözcülüğünü yapmış olanlar da, sömürgeciliğe şiddetle karşı çıkmış olanlar da aynı platformdalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP şu anki yapısıyla bile ortalarda bir yerde duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortak nokta demokrasidir. CHP cunta döneminde kapatılmış, açılmış, müdahalelerden geçmiş bir partidir, evet. Sorunları olmuştur, olacaktır. Muhafazakar dini topluluk gazetelerinin geçtiğimiz senelerde avrupada CHP'nin sosyal demokrat olmadığı propagandası hiç hoş olmamıştır, komünizmle mücadele geleneğinden, soğuk savaştan gelip de demokrat olmalarını sorgulamasak, hatta soğuk savaşta SE'nin soğuk savaşçı bir kanadının da olduğunu kabul etsek de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün yeni liberal siyasi dinciliğin CHP'yi SE ile tehdit etmesi haydi haydiye abesle iştigaldir. Müzevirliktir! Bırakalım demokrat sol CHP'yi eleştirsin. Demokrat sağ da eleştirsin, ama "şimdilerde pek demokrat soğuksavaşçı sağ"ın kaynattığı kazanı demokrasi oyununun bir parçası olarak görmemizi de kimse beklemesin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiri eleştiridir, entirka entrikadır, soğuk savaşçılık sömürgeciliktir! Gungadin'lik boştur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SE patronaj kurumu değildir. Ortak bir platformdur. Şimdilerde pek bir önemi kalmamış olsa da ileride dünya sorunlarının tartışıldığı, krizlere fikren hazırlık yapılabildiği, çatışmalara sebep olabilecek bazı dispozisyonların gözden geçirebildiği bir ortama yeniden dönüşebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz 12 Eylüle direnmiş, demokrasi için mücadele etmiş insanlar CHP'yi desteklemeye devam ettikten sonra, ne yaparsanız yapın, nafile!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP de değişecektir. Dünya da. CHP'nin demokratik bir parti olması dünya için, hakikat için bir kazançtır! CHP halk ile, toplumsal dinamikleri ile buluşacaktır!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-6049158424069762397?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6049158424069762397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6049158424069762397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/07/ileri-demokrasinin-chpyi-sosyalist.html' title='&quot;İleri Demokrasi&quot;nin CHP&apos;yi Sosyalist Enternasyonalden Tard Ettireceği Geyiği Üzerine'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-509174044993274020</id><published>2011-07-01T03:30:00.005+03:00</published><updated>2011-07-03T07:02:16.126+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uygulamalı Felsefî Estetik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hafiften Felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meslekî Etik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><title type='text'>Muzır Olan Hakikati Karartmak, Konuşmayı Anlamsız Hale Getirmektir!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://gundem.milliyet.com.tr/-harakiri-yaptilar/gundem/gundemdetay/29.06.2011/1407998/default.htm" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="65" src="http://1.bp.blogspot.com/-lKsg0eQf3SI/Tg_o7hh6z0I/AAAAAAAAAyA/pRkW8XuopV8/s200/Harakiri.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Muzır Kurulu bir derginin daha hayatını sona erdirmesine yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklı gerekçelerle "muzırlık tespiti" yaptığını varsaysak bile -ki dergiyi ömrümde görmedim- &amp;nbsp;ceza kesilmesi hakkanî ve adil değil. Hem kriter ve öncelikler sorunları söz konusu; hem sanatın, mizahın, edebiyatın alanına hangi meşruiyetle müdahale edilebileceği tartışılır bir konu; hem de muzır kasetçiliği ve hukukdışı teşhirciliği kolaylaştıran yasalar çıkartılmasını savunanların hangi hakkaniyetle böylesi bir mazbutluk avukatlığına girişebilecekleri eleştirisi etikten, estetikten ve adaletten savunulabilmiş değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kurul, Baykal kasetlerini yayınlayan "muhafazakar" internet sitesinin muzırlıklarını tespit etmekle yükümlü olmayabilir. Öyle olsa bile, her türlü muzırlığın özendirildiği bir hayat dünyasında, bir mizah dergisine karakol kurmanın adil olmayacağını bilmeliler. Adalet, eldeki yetkiyi, belirlenmiş alana uygulamaktan ibaret değil. Adalet, hikmetle eyleme işi de. Adaletin alanında hukuku, kuralı güncellersiniz, geleceğe bir mektup gönderirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalif taraf hep muzır taraf ise, muhalif olmanın kendisi muzır görülüyor demektir. Hep sanat eseri muzır ise, mesele sanat eseri iledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde mazbutluğun kalesinden, ölçülülüğün evinden, aklıbaşındalığın burçlarından konuşacak, hele hele "ceza kesecek" hiç bir anlayış, kurum yok. "Ne yazık ki vazifemizi yapmak zorundaydık!" diyebilecek kimse de yok! Çünkü böyle bir vazife yok! Ne demek "ceza kesmek"?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muzır İşler yok mu? Var. Özellikle de başkalarının söylediğini kasıtla çarpıtmak; konuşmayı, tartışmayı propagandaya çevirmek; tartışma ortaklarını ve kendi halkını sürekli "şeytanlaştırmak"; anlamayı ve anlaşmayı dolayısı ile eleştiriyi imkansız hale getirmek muzırın da muzırı işler. Bu yolda kasetler yayınlamak, dosyalara konuyla alakasız ve dosyayla alakasız insanların özel hayatları ile ilgili muzır yollardan kurgulanmış, ele geçirilmiş "dökümanları eklemek... Denilmemişi denilmiş yapmak, denilmişi denilmemiş yapmak... "Anlaşma mümkün değildir", "olduğumuz gibi görünmek mümkün değildir" intibaını yagınlaştırmak, bunun için ağız birliği yapmak, kampanya sürdürmek. İktidar kullanmayı yüceltmek, adaletten nasiplenememişleri "bizden, onlardan"lar olarak tasnif etmek ve kitle iletişimin imkanlarını, imaj mühendisliğini, propaganda aygıtlarını bu yolda kullanmak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başkasının söylediğini çarpıtmak, bu çarpıtmayı kampanya haline dönüştürmekten daha az mazbut, daha sinsi, daha fena, daha lanetlenmiş çok az şey vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir "hakikati", mazbut olmayan görüntüyü, "gerçekten olmuş"u bir çarpıtmada kullanmak, hakikati kötüye kullanma anlamında daha büyük bir hakikat çarpıtması, daha büyük bir gayrımazbutluktur. Hakikat düşmanlığının kullandığı hakikatten daha tiksinti verici bir muzırlık yoktur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günahsızlar ilk taşı atar! Günahkarların taş atmasında mesele yok, kendini "günahsız, hatasız duruş"un temsilcisi olarak gören, yarın hakkın divanında kendisine bir şey sorulmayacağını düşünenlerin hukuk anlayışı sorunların gerçek kaynağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurullar, kurul üyeleri yaptıkları işin hakikatiyle yüzleşecek bilgilerin sahibi olmayabilirler. Söylemeyenler, eleştirilmeyenler, ucube bir muzır anlayışını yasalarımıza, kurumlaşmalarımıza yerleştirenler vebal altındadırlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlışsız insan, eleştiriden münezzeh sanatçı, herşeyi bilen arif, incitmeyecek dokunuş, bir yerde yanlışı olmayan söz söyleme imkanı yoktur. "Yanlışsızlık" bir anlamda belki savunulabilir: Söylediklerini tartışmaya açarak, dinleyerek, sözü olmuş bitmiş görmeyerek, bir diyaloğun ve konuşma/anlaşma sürecinin akışı içerisinde. Hatasını düzelten, sözünü açıklayan, açımlayan, geliştiren insan yine de insandır, insan tanrı değildir. İnsanın "yanlışsızlığı" yanlışta kast, yanlışta sebat etmeme işidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yanlışsızlık ontolojisi" insanın tanrısallık iddiasıdır ki palavradan bir şişinmedir! Ayrıca "yanlışsızlık ontolojisi" diye bir kavram yok. (Temellendirirsem olur, ama, böyle bir icata ihtiyaç da yok.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlışsız devlet, yanlışsız hükümran, yanlışsız mazbutluk bir palavra! Kendisini tartışmaya açmayan, başkalarına değil ceza kesmek, eleştiriyle dahi gidemez!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mazlum eleştirirse başkadır, bir iktidardan ahkam kesilirse başkadır. Mazlumu konuşturmak, dayatan hükümrana itiraz ahlakî yükümlülüktür!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mazlumun elindeki taşı sen vermişsin gibi davranacaksın, başın yarıldığında. Astığın astık, kestiğin kestik ise.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Haklı cahil"e "okumuş haksız" çok bahaneyle gelir. Bahanesiz olunacak. Mazlumun haksız, temelsiz davranmasında bile bir anlamaya çalıştığın olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burundan kıl aldırmamak, zulme karşı meşrudur. Zalim'in bile mazlum yanı vardır, hakkı hukuku vardır, unutmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazıyla, çiziyle de hakikate zulm edilmesi mümkündür, teorik olarak. Düzelteceksin, kalem kırmanın anlamı yok. Düzeltterek sunduğun daha büyük bir cehaletin ifadesiyse, eleştirdiklerin de kaygının üzerinde mi tepinsinler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atışarak, kapışarak, belki iddialaşarak ama bir kardeşliğin, dayanışmanın, çarpıtmamanın, yamultmamanın diskurunda ufkumuzun da bir nebze farkında olma şansına ulaşacağız. Artık ne kadarı mümkün ise.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mizahın alanında "hakikat çarpıtmaları" gibi görülen şeyler hakikat çarpıtması değil, cevabın üslubunu önermiş bir sorudur çoğu kez. Mizahi atışmada karşındakine ne kadar ileri gidebileceğinin hukukunu da sunarsın. Mizah taraflar ister, addeder. Mizahta sınır mahkemelerde konmaz, mizahta şekillenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyin mizah olup olmadığı eleştirinin dahi işi değildir. Eleştiri, nasıl algılandığı, neye yolaçtığını ihmal etmeden konuşsa da bir suç, doğru-yanlış, uygulama kataloğundan yola çıkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiri ileri gider. İnsanı savunur. Eseri savunur. İnsanın sorumluluğunu savunur. Karşı tarafı kısıtlamadan önce kendi tahammül sınırlarını zorlayarak, ufkunu zorlayarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiride de hata olur; eleştiriyi, konuyu, meseleyi daha iyi bir noktada bıraktıktan sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yergi de, kurcalama da, anlama çabası da yerini bulmuştur, yolunu bulmuştur bir süre sonra tıkanacak bir yol bile olsa. Ne olmadığı, nasıl olmadığı da meselelerin hakikatinin bir yanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tartışma inceltir zevki. Kural, yasak dayatması değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha iyisini göstererek inceltirsin sanatları. Yalpalayanları, yanlış fırça seçenleri zındanda bırakarak değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha güzeli, daha inceyi, daha zevkliyi gösterecek gerçek otorite, özgür sanat, edebiyat, düşünce praksisinin ta kendisidir. Anlaşma, koklaşma, tartışma süreçlerinin açık tutulması yeterlidir. Henüz meyve vermediği için fidanı kesmektir çoğu müdahale.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat da saldırganlaşabilir, banallaşabilir, hakikat düşmanı olabilir. Her şey mümkün. Sanatseverin, sanatsevmezin populizmi, elitizmi, çokbilmişliği de mümkün. Sürtüşmesiz, dayatmasız, kapışmasız bir dünya yok, olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siyasette karşı tarafın hakikatini bir selam gibi alamayanın sanatın hakikatine müdahalesi pek yerinde değil!" demekle bitirelim, eleştiriyi, doğru yanlış tartışmalarını, hayat ve hakikat anlayışlarını tartışmaya açık tutarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-509174044993274020?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/509174044993274020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/509174044993274020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/07/muzr-olan-hakikati-karartmak-konusmay.html' title='Muzır Olan Hakikati Karartmak, Konuşmayı Anlamsız Hale Getirmektir!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-lKsg0eQf3SI/Tg_o7hh6z0I/AAAAAAAAAyA/pRkW8XuopV8/s72-c/Harakiri.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-5866927821461944614</id><published>2011-06-23T01:15:00.011+03:00</published><updated>2011-06-26T06:34:33.741+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hafiften Felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Light Kavramlar'/><title type='text'>"Pornoistik"</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s1600/WebCam_20071104_0556.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bilimadamlarının tartıştığı safsataların bilimsel olma yanına sadece bir yönüyle katılırım. ”Bilimadamları yanlışlanabilir, eleştirilebilir diskur, konuşma, fikir alışverişi yürütebilirler!” inancındayım/kanaatini taşıyorum ya da bunu mümkün kılmakla yükümlü olduklarına inanıyorum. Bu inanç regulatif, düzenleyicidir; ahlakî bir kabuldür, daha da detaylı söylersek bilimsel diskurun normatif önkabullerinde yazılıdır. Kişisel olarak kabul edip etmememizle pek alâkalı değildir: Gündelik konuşmanın dahi yürütülebilmesi için insanların söylediklerini kastettiği, kastettiklerini söylediği (ön)kabulündeki gibi (Habermas’ta regülatif ütopya).&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bilimadamları ve gazetecilerin bilim ve felsefenin buluşma alanında gezinmeleri neredeyse her daim yanıltıcıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bilim adamlarının konuştuklarının içeriği değil, konuşma tarzları ”bilimseldir” çoğu kez. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Deha, hırsızlıkta, yolsuzlukta bile gösterilebilir, sanat ve bilim güneşlerinde pırıldamaz sadece. Deha, çok yönlülük kaybıdır çoğu kez, bir konuda yoğunlaşma eseridir. Genel bir hakikat kaybı pahasına özgün hakikatleri daha kolay yakalayabilme işidir. Dehayı Kantçı veya Kartezyen bağlamlarından alıp daha da abartmışların iddialarını eleştirir gibi olursak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bir başka yerden, insanın sosyalleşmişliği, bilinci toplumsallaşarak edindiği hakikatinden yola çıkarsak, toplum kuramının, sosyolojik sosyalpsikolojinin, toplumsal interaksiyonun verilerinden yola çıkarsak iş başka. Sorumluluğu, ölçüyü, tadında bırakmayı yani tadı, haddini bilmeyi düstur edinmişliğin verdiği tevazuyu, hakikatle alâkayı sömürgeci bir alâkaya çevirmemişliğin faniliğini, eldekilerin ve yakalananların uçuculuğunu, hakikatin sahibi olunmayacağını bilişi, daha iyi argümentasyona bir lütuf olarak değil hakikatle düzelmeye açıklık olarak görüşü; başkalarından öğrenebilirliği, başka ufuklara açıklığı ile bilim adamı, sanatçı, feylesof daha değişik bir yerlerde durmakta. Dahi ya da değil, bir hakikate açıklık olarak hakikatadamı ne ezberinde, ne çok bilmişliğinde ne de önyargılarında hakikatin sahipliği iddiasını taşır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;”İnsan (tabiatı) monogam değildir” iddiasında bulunmak için anglosakson feylesof olmak gerekmez. Sadi Irmak olmak, muhafazakârlığın militanlığıyla çok aydın canı yakmış bir hanım gazeteci olmak da yeterlidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Aile bugün özellikle eleştirel kuramın, sosyalkuramı geliştiren sol düşüncenin üzerinde emek verdiği bir kavramdır. Aileyi savunmak için işin hakikatine merak, uygarlık/medeniyet derdinde yol arayışı yeterlidir. Eleştiri ilerletir, hakikatin diskuruna yani gerçekliğimizin hakikatine, bir yerlerde ve zamanda yerleşik hakikatimizin gerçekliğinde kavramaya, temellendirmeye yaklaştırır. Her zaman için gerekçe, her zaman için geçerli olacak yorumlama derdinden öte bir şeydir ”her gün yeni bir şey söyleme derdi”. Geçmişli, gelenekli ama yakaladığının sahibi olamayan bir tevazudur bilimsel, felsefi, edebi anlayış, kavrayış ve iddia. Bir başka deyişle bir praksistir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Porno ve aile tartışması neden birbirisine karıştı meselenin hakikatinde anlaması biraz zor, ileride, gerekirse neden bu tür dil veya söylem manevraları (turn) söz konusu olabiliyor, tartışmaya çalışırız. Şu anda tartışmaların bilimselliğine sınırlı bir itiraz ile yetineceğim:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bilimsellik iddiası ahistorik kavrayışlarla geçmiş halleri, durumları, orjinal özellikleri gelecek şekillenişlerine yazamaz. Tabiî hal hipotetiktir, hakikî olduğunda bile medeniyet "gelişim mantığına” bir doğallık olarak yüklenemez. İnsanlık bir interaktif bir süreçtir, otomasyon işi değildir. Tarihi olan, tarihte olan. Kendi doğasını dahi sosyalleştiren, kesintisiz yürümese de bir ufuk halinde ilerleyen bir akışta oluşan. İnsanın doğası, psikolojik yapısı kendisine yönelik tasarımlarının uçmasını, kopmasını engelleyen ancak sosyalize de olabilen, tasarımlarını dünyasının sınırları ile birlikte gerçekçi, ayakları yere basar tutabilen, zamanda ve mekanda yerleşiklikte bir referans notasıdır. İnsan bir dünya parçasıdır. Bir hayat dünyası parçasıdır. Hem (bir yandan) kendi eleştirel referans noktasıdır hem de (öte yandan) tasarladığıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;”Porno” kavramı tartışmalarında da ”ihtiyaç” kavramından yola çıkmak bir ölçüde bilimsel bir ”parametre” verse de, ihtiyaçların, ihtiyaç anlayışlarının dahi sosyalize (olmuş) anlayışlar olduğunu işitmiş olarak tartışabilmek lazım, bilimsellik iddiasını devam ettirebilmek için. (New York Okulu ve Agnes Heller, başka bir mevzuda bu argümanla eleştirilirdi…)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;”Ya porno ya da sapıklık” gibi dikotomiler bilimsel olamaz! Ya sapıklığın tanımına ”porno” faaliyetleri de dahil edilirse? Daha zor bir tartışma noktasından başlamış oluruz. Kavram ve modellerden çeşitli psikanalitik tahlil&amp;nbsp; yollarına ve önerilerine, klinik psikolojinin sosyal kurama açık olan duruşlarına ihtiyaç duyarız. Manevîbilimler (beşeribilimler ve toplumbilimleri) yorumbilgiseldir. Doğabilimlerini bir kenarda unutursak. Tartışmaya ve eleştiriye açıklığın hüküm sürdüğü bir alanda hep daha iyi bir argümana açıklıkta, daha geniş bir ufuğa doğru ilerleyerek bilgi edinilir, işlenir, tartışmaya&amp;nbsp; ve geleceğe açık tutulur. ”Sapıklık” kavramını istediğiniz gibi stipüle edersiniz ama bir olgu olarak ”sapıklık”ı, sapıklığın ontogenetiğini, filogenetiğini insan bireyleri üzerinde bir süreç olarak ve insanlık tarihinde bir süreç olarak izler, inceler, tartışırsınız. Hakikat ve hayat okumadan, tartışmaya açmadan, yanlışlanmaya açık tutmadan bilimsel bir hipotez bile ortaya atamazsınız. Önyargısız olmaz, evet, bir fikriniz olabilir, olmalıdır. Bu fikir bir ezber olmadıkça, fikr-i sabit tartışmaya kapalı tutmadıkça bilimsellikten bahsedebiliriz. İster gazozun faydaları, isterse zaman ve mekanın hakikatte olup olmadığı konusu ele alınsın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Semiotik için geçerli olan çerçeve kavramsal/varsayılmış bir çerçevedir çoğu kez. Bu yolla sadece kavramların ve kavramsal çerçevenin üzerine bir ön çalışma yapılabilmesi mümkündür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Sosyalbilimlerin mantığına pozitivizmi yükleyeceksek psikanaliz bu kapsama girebilecek bir bilim değil. Yorum ağırlıklı. Duruşların relativizasyonu ile varılacak anlaşma ise bir zamanlar sosyal antropolojide önerilmekte idi. Birbirimizi eleştiremeyeceğimize kadar gidebilecek bir relativizasyon bu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bir bilim adamı proveke etme hakkına sahiptir. Tartıştırmak da bir anlayışa davet erdemidir. &amp;nbsp;Tartışma ile hedeflenen bilimselliğin kendisinin tartışılması olamadığında bilimsel praksisin arkasında varsayılan teori ideolojiden ibaret, sığ bir pozitivizm kutsaması oluyor. Bilimadamı geçerli addettiği felsefî çıkış noktasından ilerdedir çoğu kez. Bilimin arkasındaki düşünceyi ilerleten bilimsel praksis olduğundan. Tartışmaya açıklık, tevazu bu praksisin bir parçasıdır elbette!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Ben pornoda sunulan cinselliğin, yanlış, yamultulmuş bir cinsellik olduğunu düşünüyorum. İnternet sansürünü reddetmekle beraber, porno endüstrisi hakkında olumlu düşünmüyorum. "Yamulmuş cinsellik" dediğim anda "cinsellik nedir?" sorusuna cevap verme vebali altına da giriyorum. Zamanla "bilimsel" olmasa da tartışmaya, itiraza açık biçimde sunmaya çalışacağım bu konudaki düşüncelerimi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Pornodan olumlu fayda sağlanabilecek istisnaî haller (sahnesel terapide falan), pornonun bir cinsellik ideolojisi, bir hayat anlayışı dayatması olmasını, anomik niteliğini değiştirmez.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Cinsellik insanlar arasındadır. İhtimam, saygı, birbirinin üzerine titreme, sevgi olmadan bir teknik, pozisyon bilgisi, jimnastik olarak ele alınamaz. Tecavüz ile insanlar arası ilişki arasındaki bin bir halin adının cinsellik olması, insanın cinsel bir doğasının olması "kültür"ün yadsınmasını getirmemeli. "Kültür" her anlamıyla olumlu olmasa da bir insani geleneğin, sorun çözme yollarının, problem alanlarını azaltmanın yollarını da sunuyor. Cinsel dürtünün kontrol edilebilirliği bir medeniyet ifadesinin gerekirlikleri içerisinde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;"Kültür", ölçü, had biliş cinselliği daha kötü bir yere götürmüyor kanaatindeyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Pornoya eleştirim bir ilkel hal'e dönüş önerisini zaruri olarak sunduğundan değil. Cinselliği öncelemesi, insanlar içinde insan olmayı unutması cinselliği de ezebilecek özellikler taşıdığından. Cinselliği teknik ve fiziki faaliyete indirgediğinden. İnsani alışverişi, isanlık derdini bir kenara atma eğilimli olduğundan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Erotik olan ile porno arasında ayrım da bu noktalarda başlıyor. Erotik kavramını ele almayı şimdilik düşünmüyorum. Edebiyat cinsellik ilişkisini tartışırken belki.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Önceden de yazdım: Edebiyatı cinsellik deklarasyonu olarak görmüyorum. Cinsel olandan kaçınmak mümkün olmayabilir, insanı yazarken. Bu konuda ahkam kesmek, kural sunmak ayrı bir şey, insanın her yönünü pehlivan tefrikasına çevirmek gerekmediğini söylemek ayrı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Yaşı kemale ermiş ve bekâr insanlarımız için porno önerileri de bir sorun ertelemesidir, o kadar. Oradan öğrenecekleri, tekrarlarsam, gerçek cinsellik değildir. Burada istemeden "gerçek cinsellik" diye bir şeyi tanımlamaya geçmem gerekiyor, mümkünse ilerde yaparız bu tanımlamayı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;"İzleme"nin kendisinde bir olumluluk varsa ve ben bunu anlayamıyorsam ayrı. Ben izlemede bir hikmet görmüyorum. Başka hayatları izlemek, gözetlemek sanat eserini izlemekle aynı değil. Son zamanların kasetçiliğinin pornoculuk olduğunu düşünmemdendir belki. İster izleyeceklerimiz teşhirci olsun, ister haberleri bile olmasın, bir felsefeci için sorunlu bir alan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Cinselliğin iki insan arasında özel bir insani ilişki olduğuna inanmam, cinselliğin anlatılabilirliğini de sınırlıyor. Cinsellik üzerine, üzerinde konuşulmaz bir konu değil. Avını anlatan avcı gibi davranmak, eşiyle ilişkisini anlatmak "özel" olan üzerine verilmiş sözü tutmamak gibi geliyor bana. Pornodaki meydandalık başlı başına bir sorun, kanımca. Yine de yeri gelince insan bir başkasına bu konularda konuşma durumunda kalıyor. Üslup bu ince özelliği savunma ayarında olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Pornonun terapeftik bağlamlarda kullanılabilirliği söz konusu olursa, porno olarak seyredilen porno olma özelliğini de yitirmesi söz konusudur. "Seyretme" ve "seyredilen" tecessüs ve teşhir ihtiyacının ifadesi değildir her dem.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;"Ürünün" köleleştirme özelliği (eğretilenmiş anlamda seyredeni de kapsar bu), köle kullanabilirliği teşhir ifadesini sınırlayan bir özelliği daha öne çıkarıyor. Kullanılmışlık, zorlanmışlık ürünün nitelik iddialarında bulunma imkanını elinden alıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Şantaj videolarında eleştirdiğim tecessüs porno seyretme aktında da var. &amp;nbsp;Şantaj videolarında teşhir &amp;nbsp;edilenler teşhir merakında değiller, dünyadan haberleri yok çoğu kez. Köleden farkları tribüne oynamıyorlar. Oynatılmıyorlar. Kendi insani halleri, sınırları, dertleri, dünyaları içindeler. Teşhir etmiyorlar, teşhir ediliyorlar.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Teşhir ediş ise "yapımcı"nın değişmeyen tavrı. Meseleye alakasız bir yapımcı porno üretebilir. Siyasi porno üreticisi "teşhir için" yola çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Siyasi pornoda cinsellik de şart değil. Ağzı bozuk bir adam herkesin dediğini söyler, ama kaydedilir. Teşhir edilir. Dil sürçmesi, gaf yoksa, kesilir biçilir, var edilir. Seyreden merakta ileri gidebilen, sunucu teşhirde ileri gidebilen. Cinsellik olmasa da özel olan, özel olmasa da özelleştirilmiş, imal edilmiş olanın teşhiri söz konusu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Pornoda cinsellik anlayışını eleştiriyoruz. Cinselliğin sunumu anlayışını eleştirmeyi unutuyoruz çoğu kez. Siyasi pornoculukta sunumda "hakikat teşhiri" iddiası öne çıkıyor, güdümlenmiş biçimiyle. Pornoda hakikatla analog olan, fazlasıyla "gerçekçi" ortam sunuluyor. Neresi gerçek tecavüz, nerede insanlar rol yapıyor bir birine karışarak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Madam Bovary büyük bir eser. Hangi yapımında olursa olsun cinsellik tasviri söz konusu olacaktır. Buradaki hakikat iddiaları hakikat teşhiri olarak bile anlatılabilseydi porno ile aynı "teşhir" mevhumunu paylaşmış olmayacaktı. Madam Bovarydeki gerçek sunumu, meselenin hakikatinin yüzümüze vuruluşu. Cinsellik içeren sahneler ister estetize edilsin, ister dışavurumun en süzülmemiş ifadelerini içersin, bir insanlık halinin parçası, leitmotivi, itici gücü, saplantısı, kıvranışı. Bir duruş, hayat sorunu, dert, hakikat sunumu içinde ifade bulan cinsellik en çiğ haliyle dahi bir sanat eserinin parçası. Söyleyeceği bir şey olanın sözünün parçası.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Porno sanat eserine yakın olduğunda meşrudur demiyorum. Pornodan sanat eseri olmaz diyorum. Cinsellik tasviri edebiyatta şart değildir diyorum. Madam Bovary yazılmamalıydı, okunmamalı, seyredilmemeli demiyorum. Büyük bir eser! Bir şaheser! Analizle onay red dengesi tutturulur hiç demiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Sansür Madam Bovarylere yönelecektir. Siyasi pornoyu yasallaştırma çabası ile pornoyu yasaklama çabası tüm çarpıklığı, çirkinliği ile aynı süreçte devreye sokulduğuna göre.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Porno sansür tartışmasında ele alınınca bir özgürlük semboli gibi ele alınabiliyor. Bence değil. Çocuk pornosu iğrenç bir şey. Porno endüstirisi bir hayat tarzını canlı tutmayı insanların özgürlüğü ve iradelerine rağmen sürdürüyor. Endüstriye aldırmayan bir "yararlandım" iddiası çalınmış böbrek nakline sevinen sağlık tüketicisinin yarar görmesinden belki biraz daha masum görünüyor ama görüntü de yanıltır. Porno tüketicisi içerik deklarasyonu talep etse de, çalıntı görüntü, vahşet, köleleştirme ve zulüm olmadığını bilerek tüketse de bir içerik arzı yaratması bile başlı başına bir sorun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;(Bitmedi, kısa kesildi. Gündem değişti, başka konuları düşündük. Düzeltilmedi.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-5866927821461944614?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5866927821461944614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5866927821461944614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/06/cakma-bilim-dal-olarak-pornoistik.html' title='&quot;Pornoistik&quot;'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-320883835373372279</id><published>2011-06-11T18:07:00.004+03:00</published><updated>2011-06-12T01:01:40.507+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Pirinç Tarlasında Devletlûm Onurumu İade Et!</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bugün ”Habertürk Seyahat”ta bir Hanımefendi, biteviye uzanan ”pirinç tarlaları"ndan bahsetti. Yer Hindistan.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;"Çeltik Tarlası" diyemeyen, "pirinç tarlaları"nı şevkle anabilir: Sivrisinek bulutları içinde bir seyahat halkın geçim derdiyle hemhal bir iktisatçıyı, eski tüfek solcuyu, kalkınmacı emekli sağcıyı heyecanlandırır olsa olsa. Demek orada değilmiş ”narrator” kardeşimiz, çekim esnasında.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;”Trafik keşmekeş!”ten de biraz rahatsız oldum. Aklımda, ”trafik desen keşmekeş” , ”keşmekeş içinde” gibi deyişler var. Rahatsız oldum, ama, 25 senedir türkçe kullanmıyor sayılırız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;NTV Canlı Haber’de geçen hafta ispanyol salatalık üreticileri ”onurlarının iadesini” istiyorlardı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;”Layla” patlıcanlar ve menekşeler içinde canım melmeket, gülerek, gezerek yeni ufuklara açılmada.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-320883835373372279?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/320883835373372279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/320883835373372279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/06/pirinc-tarlasnda-devletlum-onurumu-iade.html' title='Pirinç Tarlasında Devletlûm Onurumu İade Et!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1012545955020053662</id><published>2011-06-08T05:07:00.008+03:00</published><updated>2011-08-08T18:59:58.530+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uygulamalı Felsefî Estetik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>Karakolda Çevirmen Var!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s320/TRT2.5.tiff" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="113" src="http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s200/TRT2.5.tiff" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"Ölümcül Porno" edebî bir eser de olabilirdi, porno eleştirisi de. Bir gogo da yazabilir bu adda bir eseri, Agatha Christie gibi bir teyze de. Bir mutaassıp da yazabilir, kendisini önyargısız sanan bir delikanlı da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarını tanımayabiliriz. Yayınevini tanıyoruz: Ciddi bir kuruluş. Tanımayabilirdik de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevirmeni tanıyabiliriz, Ondan yola çıkarak beklenti sahibi olabiliriz. Tanımayabiliriz de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılı "porno" oluyor mu bilemiyorum, ilgi alanım değil. Bir dönemler erotik romanlar satılırdı gazetecilerde "Fırıncının Kızı", "Uçuştan Sonra" gibi. Yüksek sesle okuyan arkadaşlarım şimdilerde pek muhafazakarlar, kulaklarını tıkayıp işitmemeye çalışanlarsa ihtiyarlıkta azıttılar. Daha doğrusu, olur olmaz konuşup, kulak tıkattırıp eski günlerin acısını çıkartıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara porno roman mı deniyor şimdilerde bilemiyorum. Yatılı okul uyanıkları yasak ne varsa edinir ve yasak kırıcılıkla delkanlılık kariyerlerini perçinlerlerdi. Okuldan kaçacak. Kenefte sigara içecek. Pazar Dergisi karıştıracak. Derdalan şişesi en belalı Hocanın dersinde elden ele dolaşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada kaynamak en güzel yoldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Seks romanları" denilen  "eser"ler genellikle yazarsız, ciltsiz, kapaksız uyanık icatlarıydı. Kemal Sunal filmleri uzmanları o edebiyata yapılan dokundurmaları, mecazlamaları farketmemişlerse iyi. Bilinip bilinmezlikten gelinecek, ciddiye alınmayacak, ama kendilerine birşey refere edildiğinde eğretileyebilecek bir uyanıklıkta yaklaşılacak "neşriyat"tandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Lady Chatterley'in Aşkı&lt;/i&gt; üzerine epeyce allegori okudum, göndermeler izledim, ama orijinali okudum muydu hatirlamıyorum. Aklımda bir referans yumağı, metinlerarasılık alemi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dönemin popüler kültürü, filmlerdeki temanın içindeki tema istemeseniz de dikkatinizi bir referans alanına çeker. Bir dönemin erotizmi emansipasyon meselesi olarak yeniden üretildi. Zaten çıkış noktalarında da bugünlerde edebiyat uzamanları dışında kimsenin farketmediği, birey, toplum, işlevsellik, sınıfsallık, puritanite eleştirileri vs. de vardır. Eleştiri ve başkaldırı sosyolojik anlamlarındaki farklılık ve kayma gözönüne alınarak devam ediyor addedilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben pornoyu &lt;i&gt;eser&lt;/i&gt;&amp;nbsp;[sanateseri] olarak görmeyenlerdenim. Erotik perspektif olmadan, yani cinsellik tasvirine girilmeden edebiyat olmaz diyenlere de katılmıyorum. Bir donem cinselliğe doğrudan gönderme yapılmaması insanı eksik anlatma olarak görülürdü. Buna bir ölçüde inandırılmışlardan da olsam bugün farklı düşünüyorum. Daha doğrusu başkalarının ezberlettikleri karşısına kendi fikirlerimi koyabiliyorum artık. Başkasının edebiyat dediği edebiyatın tanım alanı değil. Esere bakmak lazım. Dile. Anlatıya. Hayata... Ezberimi bozmam, bir ezberi dayatmam anlamına da gelmemeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir esere "edebi" demek ezbere kriterlere basvurma işi değildir. Esere bakarsınız. Eserden yola çıkarsınız. Edebi denilen eserlerdeki ortak noktalar hakkında da bir fikriniz olur. O noktalardan esere gidilmez. Eserlerden o noktalara gidersiniz. Bir gerekirliği, anlamı varsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsellikten kaçmak ise imkansız. Cinsel vurgu daha dil kullanımında başlıyor. Duvar dişi, sandalye erkek, halı nötral olabiliyor. &amp;nbsp;Bunlar yapısal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Argo, altdiller, kullanım toplulukları reddedilerek bağımsız bir dil de edinilmiyor. Bir kişilik edinmişsen, hayat tecrüben varsa, dil üzerinde ustalık imkanın da var. Dilin de senin üzerinde imkanları. Bunlar sosyal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel anlatılardan çoğu dilin dini edebiyatında, menkıbelerinde kaçınılmamış. Çoğul gerekçlelerle, saiklerle, şimdilik tartışmayacağız. İnsani olan hiçbirşey yok sayılmamış diyelim, geçelim. Cinselliği mazbut olmayanların konusu imiş gibi tematize etmemek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mazbut olmak" da ezbere bazı sıfatlara burünme işi değil, zamanlarda. Hayatta ve hayatla yoğrulmada; pısmadan, kaçmadan ve ölçüyü kaçırmadan, hayatı inkar etmeden etiği ve estetiği olan bir tad, had bilirlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatı inkâr Nietzscheye göre bizim geleneğin işi değil. Diğer geleneklerin ise işi olmamalı. "Ne"yin konuşulacağından çok "nasıl"ı öne çıkıyor sanırım. "Nasıl" ise bir kullanma klavuzu işi değil. Ariflik işi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konusuna göre poşetleyenler klasik eserlerimizi fincancı katırlarına biçtirirler, "nasıl" yazılacağına göre konuşacaklar ise yarım akıllarını yarım estetiklerini dayatmaktan başka bir şey yapmayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şablonla eser verilmez. Konuyla düzey ya da hakikat belirlenemez. Fikir polisliğinden daha zor estetik zaptiyeliği. Beğenme beğenmeme hür insanların tartışılabilir tercihleri. Tartışmanın en üst seviyede sürdürülmesi dahi norm koyuculuk, son sözü söyleyebilirlik düzeyi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinselliğin değişik dönemlerde ele alınışının hikmetini bugünden söyleyip kurtulamayız. Yarının ya da dünün dünyasındaki her etkin gerekçeyi bilmek imkanına sahip değiliz, insan olmak, insan kadar bilmek işi. Eserler tartışılabilir, ignore edilebilir, değişik okumalara tabi kılınabilir ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik dil bin bir boyutta, tezatta, çağrışımda konuşturur: İsteyen aslında bir çokbilmişlik eleştirisi de olan (edip, şair değilim ama) "ölüm camı bir candan tadacak" mısramın çağrışım, gönderme listesini, anlam spektrumunu listelemeye kalksın, bitmez bir işe kalkışır. Bir fikri, şekli tüm pırıltılarıyla yakalamak zorunda da değiliz. Basitliği içinde, çoğulluğunu kaçırmadan, testimizde ne varsa onu içerek konuşacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camı canla öpüşü ölümün, hayatta ölüm, hayattan ölüm. Öpüş ne merkezi, ne dikkati yönlendirmemiz gereken bir nokta, ne sadee bir eğretileme. Hayatla imge, varolanla yokolan "hayatın ve sözün hakikatince" bir içiçelikte. Bir kuramla tanıyıp, tanıtıp şematize etmediğim, reddetmediğim, öne çıkarmadığım, geriye itmediğim, indirgemediğim, arıtmadığım bir öncelikler hiyerarşisi içinde belki. Bir okuma geleneğine ihtiyaç duyulması buralardan açıklanamasa bile anlaşılabilir, sanıyorum ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken biraz aşk, biraz keder demiyoruz. Ten unutuldu, şu unutuldu bu unutuldu demiyoruz. Bir hakikatlilikle yazıyoruz, ama söylediklerimiz hakiki mi değil mi, bunu sormak anlamlı mı değil mi, söylediklerimizin katmanlar içinde zarflanmışlığı, hakikat reddi olarak bile hakikatle hakiki ilişki bir gerçekçilik, hesaplılık, ölçülebilirlik, biçilebilirlik işi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Edebiyat nedir?"e üsturuplu cevaplar verebilirim. Bu, listem dışında kalanları karakolluk etmek için formule edilmeyecektir. Okuduğum, anladığımın tartışılması için bir anlam ifade edecektir. Beni "yanıltan", şaşırtan, inkar eden, bazan yanlışlamadan bazan yanlışlayarak fark koyan eserler her daim olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Poşetlemeye alışan, yazar ve çevirmen ile karakolluk olan, mazbutluğun eserlerindeki serbest dile, klasik dile de bulaşacaktır. Ne söylendiğini anlamadan, okumadan, hikmetini bilmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden halka yasak olan, ariflere serbest idi. Şimdi arifler yetiştiremiyoruz. Sözü denize atacağız. İsteyen mundar eder, isteyen başklarının tecrübesini kendi tecrübesine ekler. Öğrenir, öğretir, bir itirazla gelir, dünyamıı genişletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun erotikle, pornoyla ne alakası var peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün şu kitabın adıyla başlayan yarın konulara çatar. Öbür gün klasiklere şekil vermeye kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün çevirmenle karakolluk olan devlet, yarın ne yazılıp yazılmayacağının listesini hazırlatmaya kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Listeler ilmi olmayanlara!" derdi Gazalî yaşasaydı. Yazana karışacağına okumayacaksın. Okumak zorunda değilsin. Her konuda fikir sahibi olmak zorunda da değilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırak eleştiri çiçeklensin. Ne üzerinde tartıştıklarında anlaşsınlar en azından insanlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet "kutsal edebiyat" kutsal heykel yok, yok ama, "kutsal toplum düzeniniz" de yok, eleştiriden kaçabilecek, kaçırılabilecek olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peynirde yağ oranı bile mevsimle, malzemeyle alâkalıyken, altın oran işin tadını kaçırttırabilecekken hangi kriterlerle, hangi gerçek saiklerle sanat eserine müdahale edeceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ucube insanlık anıtı"nın yerine peynir, saksı, pekmez, güğüm heykeli koymakla biter bu tür müdahaleler. Anıta kızarken "suret"e kapılırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatılan, söylenen binbir dilde, formda söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ariflerin gençlerin "fırıncının kızı" okumalarından bile öğrenebilecekleri, görebilecekleri çok şey var. Onlar okusalar bana mı ne? En azından cinselliğin hakikatinin yanlış anlaşıldığını görürler, görürler de, doğrusunu söylemekle mükellef olurlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir eksikten okuyorsa "kötü" olanı insanlar, arif onlara "daha iyisi nasıl sunulur?"a değil, "dertleri ne, dertlerinde yeni olan ne?"ye bakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlak, kültür, estetik poşetlemekle, zaptiyelik etmekle değil, öncelikle ahlak, kültür, tavır sahiplerini sokaklarda öldürmemekle, gazlamamakla, tekmelememekle, şeytanlaştırmamakla olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlaklı insanlar bırakın güzel ahlakı insanlara yaşayarak göstersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarhoşun elinden bengi de badeyi de alsan ne farkeder? Derdini almıyorsun ki? Bu kez kendisini köprüden aşağıya atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelenekçilerin en sevmediği şey gelenektir. Gelenekteki hakikattir. Hakikati olmayan gelenekten bana ne? Bendeki hakikatten sana ne! O sana da açık, ona da, buna da!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötüysem kötüyüm, daha iyisini gösterin hayatınızla. İyiysem iyiyim. Ne diye tepeme biniyorsunuz iyi olduğum için?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arif hukuksuzluğun, karakolda biten eleştiri (yani okuma, anlama, idrak etme) eksilticiliğinin belalısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey kendilerini muhafazakar sananlar! Sizlere Gazalî mi okutsak ev ödevi olarak, Mesnevî mi, Nasreddin Hoca mı? Madem dünyaya (yani dünyayı eleştirmeye, anlamaya, daha doğrusunu önermeye) merakınız yok?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1012545955020053662?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1012545955020053662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1012545955020053662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/06/karakolda-cevirmen-var.html' title='Karakolda Çevirmen Var!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-atjw4diuuEE/Tj_ZecVH-ZI/AAAAAAAAAzo/UqdCz-zU_8k/s72-c/TRT2.5.tiff' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-4492971304123340570</id><published>2011-06-07T03:46:00.002+03:00</published><updated>2011-06-07T03:48:39.067+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adalet Üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>"İnternete Düşen Kaset" Üzerinden Şikayetçi Olmak</title><content type='html'>İki insan arasında geçen bir konuşma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster "yasal" isterse yasadışı bir dinleme sözkonusu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmacılardan birisi eşinden şikayetçi, bir diğeri patronundan, bir başkası başbakandan. Birisi ana muhalefet liderinden, bir başkası bir gazeteciden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi "aman dinlenir!" diye ölçülü konuşuyor, kimisi veryansın ediyor. Ertesi gün meseleye başka türlü yaklaşıyor ya da yaklaşmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinleyenler devlet memuru. Dinleten devlet kurumu. Dinlemenin yapıldığı yer bir başka devlet kurumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki insan arasında geçen konuşma "iki insan arasında geçen bir konuşma", internete sızdırılana kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayıt internete sızdırılıyor, oradan basına, oradan elalemin ağzına sakız oluyor diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sızdırıldıktan sonra üzerine konuşulan şahıs(lar) konuşan şahıslardan şikayetçi oluyor, tazminat davası açıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sızdıranlar şikayetçi olana yakın duran "birileri" ise ne düşünürsünüz? Ortada yine de bir mağduriyet varsa? Peki, "sızdıranlar" şikayetçi olana diş bileyenler olduğunda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada bir yasa taslağı vardı: Bir biçimde internete düşen "malzeme" yayın organlarınca "kullanılabilecekti". Diyelim ki, siz hakkınızda konuşanlarla değil, "sızdıran"larla, dağıtan ve yayanlarla kapışmak istediniz. "Sızdıran" bu sızdırmayı kovuşturacak olansa, yayan ve dağıtan ise kanun tarafından korunuyorsa ne yaparsınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size özel bir telefon görüşmesinde küfreden dostunuza, arkadaşınıza, akrabanıza, rakibinize, "tebaanıza" düş bileme hakkınız var mıdır? Gerçekten de "şerefinizle oynanırken" karşı tarafı haklı ya da haksız kılacak "şeyleri" listelemeye mi başlarsınız, yoksa konuşanların mağdur edildiklerini, hak ihlaline uğradıklarını mı düşünürsünüz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk, varolan hukuk ne der bilemiyorum artık. Her şeyi diyebilir. Böyle ise hukuk, bizlere bir şey diyemezlik sınırına çekilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya ahlak ne der? Şimdilerde ahlak düşüncesi diye bir şey kalmadı gibi görünse de, eskilerde tüm dünyada ne yapılabilirdi hatırlamaya çalışalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkında konuşulanın incinme, konuşanlara kırılma hakkı olmakla birlikte ahlakî açıdan merkezî olan bu konuşmayı yok saymak, bu konuşmadan yola çıkarak konuşanlara tavır almamak, bu kayıtları yayan ve dağıtanlara tavır almaktır. Burada yeniden hukuk devreye girer: Sızdıranlardan, dağıtan ve yayanlardan hesap sorulmasını istersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer mesele ettiğiniz sadece ve sadece ne konuşulduğu ise, bazan bir "ahlaksızlığa" karşı çıkarken, ahlaka lakayt hatta ahlaka aykırı bir davranışla hukuk arayışınıza yönelirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer "hukuk sistemi" sizden bağımsız olarak konuşmada geçen konulara yönelirse adalet, ahlakı ayaklar altına alan, "ahlaksız" bir duruştan temellendirilmeye başlanır. Bireyin tavrı ahlaksız bir duruş olarak tanımlanamayacakken, adalet dağıtıcısının duruşu daha vahim bir anlayışa işaret eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk'un şöylesi, böylesi, öylesi olmaz. Hangi hukuk sistemini savunursanız savunun aynı evrensel gerekçeleme ve temellendirme süreçlerine başvurmak durumundasınız. Hukuk kimine hukuk kimine hukuksuzluk olamaz örneğin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk ahlaksızlık olarak temellendirilemez. Hukuk ahlak değildir. Ancak temellendirme ve gerekçelendirmeleri normatiftir. Hukukun kendisinin tartışılması ahlak düşüncesinin alanında cereyan eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer yorum, uygulama hukuki praksis'i "ben yaparım olur"cu bir uygulayıcılıkta seyreltirse kaybettiğimiz hukukun temelleri olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda basında kristalleşen hukuk anlayışı yalnız toplumu kutuplaştırmak, çözmek riskini taşımıyor, terk-i medeniyyet gibi bir risk de taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulaşılmak istenen sonuç ne olursa olsun, ne kadar "önemli" olacak olursa olsun hukukun hukuki temellerini yitirmesi, felsefesini kaybetmesi bir medeniyet kaybı ile sonuçlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Daha iyi bir hukuk" önerileri, "başka bir hukuk" talepleri asla ve asla adalet duygusunu ve hukukun ahlaki temellerini budayarak sözkonusu edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki, üç daha fazla hukuk arasında kapışmadan değildir hukuku dağıtma işi. Hukuk istiyor muyuz, istemiyor muyuz üzerinde tartışmaktayız, pek de entelektüel olmayan bir tarzda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hegemonya hukuk üzerinden kendisini ifade ettiğinde feda edilen adalet düşüncesi olacaktır, yeniden hatırlatırız, bencileyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-4492971304123340570?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4492971304123340570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4492971304123340570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/06/internete-dusen-kaset-uzerinden.html' title='&quot;İnternete Düşen Kaset&quot; Üzerinden Şikayetçi Olmak'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-2355407936477995688</id><published>2011-06-02T13:43:00.005+03:00</published><updated>2011-06-02T15:44:14.950+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayrımcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>İşkence Devam Ediyor!</title><content type='html'>DİNLENME KORKUSU ALTINDA YAŞATMAK: Bir İşkence formudur. Kollektif, kitlesel ve bireysel &amp;nbsp;etkileri her açıdan "eski dönem" işkencelerinin işlevleri ile yerdeğiştirebilir (interchangable) durumdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELECEK KORKUSU ALTINDA YAŞATMAK: Gazetecileri, işadamlarını, öğrencileri, muhalifleri, muterizleri tehdit bir kaygı ve kuşku toplumu yaratmaktadır. Arif olduğundan değil de temeli olan bir paranoyadan her an başına birşey gelebileceğini düşünen insan bir korku ve dehşet toplumunun temeltaşıdır. Karşıtı ise kayırılan, korunan, emek ve çaba sarfetmesi gerekmeyen aidiyetlerle önü açılmış, "taraf" olmuş insandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://gundem.milliyet.com.tr/-sen-misin-panzere-cikan-/gundem/gundemdetay/02.06.2011/1397446/default.htm" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="189" src="http://2.bp.blogspot.com/-lYsXl_eveo4/TeeErqNYw2I/AAAAAAAAAxs/JPQQiWAdHd8/s200/Hopa.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;LİNÇ KORKUSU ALTINDA YAŞATMAK: Bir göstericiyi takip ederek linç eden, kalça kemiğini kıran anlayış hem hukuku, işbölümünü ortadan kaldırmakta, hem de muhalifi "katlivacip olma" duygusu ile yaşatma anlayışıdır. Yayılmaktadır. Milislerle karşı karşıya olunduğu, hukuk, adalet ve kuralların iktidarı paylaşanlara işlemediği duygusu yerleştirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİMYASAL SİLAH KULLANIMI: Sağlığı bozuk olanlara, çevreye, etrafa da fatura kesmenin yolu olarak da görülse aslolan eziyet ve zulümdür. Artık tanklar toplar kullanılmamakta, muhalif gençlik, protestocular, grevdeki işçiler, gösteriye hazırlanan sendikalar ile oynanmaktadır. Kontrollü güç kullanma değil, kontrolü elinde tuttuğunu sananın kontrolü yaşama ritualidir. Sosyalleştiricidir. Kardeşlik kodeksinin yerini yeni tahakküm kodeksinin aldığı kaldırımların sunak taşına çevrildiği tehlikeli bir oyundur. Kurban kendisini eşit görse de, gaz kullanan eşitini haşereleştirmektedir. Bu sosyal rol oyunu toplumsal dayanışmayı zayıflatmakta, bireyselleşme kanallarını zora sokmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUTUKLULUĞUN KULLANILMASI: Başlı başına bir endişe, kaygı, dehşet kaynağdır. Hem fizikî hem ruhsal bir tehdit, sınırlandırma, zorla bastırma, eziyet aracıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"SIZDIRMALAR": Her şey her an sizin için kötüye kullanılabilir, "yakında sızdırılabilir". Birilerine sizin mahreminiz, namusunuz, malınız canınız helaldir. Resmi yollardan edinilmiş bilgiler miting kürsülerinden dahi size karşı kullanılabilir. Bir dosyaya girmiş alakasız bir ayrıntı sizi taciz için manşetlenebilir. Bir itirazınız var ise karınızın, çocuğunuzun kredi kartı çıktıları, seyahat verilerinin ortaya dökülmesini kabulleneceksiniz. Eski dosyalarınız açılacak, mesela bir teşhirci hanım gazeteci tarafından teşhir edilebileceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İFTİRA KORKUSU ALTINDA YAŞATMAK: Bu konudaki teknikler esklileri amatör bırakacak hızda ilerletiliyor. Karşıtlıkların hukuki, olgusal veriler üzerinden problematize edilmemesi, sosyal endişe "iftira korkusu"nu halâ &amp;nbsp;kaybedeceği birşeyler olduğunu düşünen insanlar açısından ayakta tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnmenin yanlış, darbeci, kötü, hukuk dışı bir şey olduğu duygusunun yerleştirilmesiyle beraber 12 Eylülü bile aratacak bir döneme girme riski doğdu: 12 Eylülde direnmek zordu, ama meşru idi. Şimdi direniş darbecilik, demokrasi düşmanlığı gibi algılıyor kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşkence karakolda yapılmıyor ama sokaklar karakollaştırılmakta: Ara sokaklarda insanlar linç edilmekte! Buna itirazı olanlar yargılanacak gibi görünüyor bundan böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşkenceye karşı kurulan tüm kaleler yıkıldı, &amp;nbsp;başkasının malını, canını, namusunu kendisine helal gören bir anlayış yeşertiliyor. Bundan maalesef insanca bir hayat tarzı ve demokratik bir dil çıkmayacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-2355407936477995688?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2355407936477995688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2355407936477995688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/06/iskence-devam-ediyor.html' title='İşkence Devam Ediyor!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-lYsXl_eveo4/TeeErqNYw2I/AAAAAAAAAxs/JPQQiWAdHd8/s72-c/Hopa.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-3853421593751895966</id><published>2011-06-01T13:38:00.000+03:00</published><updated>2011-06-01T13:38:10.280+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayrımcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>Muhalifleri Gazlayarak Öldürmek de Terör Suçudur!</title><content type='html'>Gaz kullanımında sınır ve ölçü aşıldı. Artık ortada örtülü ve yoğunluğu düşük bir kimyasal savaş var. Gelen geçen arabalara, dersliklere, anfilere, çocuk yuvalarına, sendikalara, hamilelere, yaşlılara, astımlılara gaz sıkılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalifler haşerat muamelesi görüyor, hamilelerin karınlarına attırılan tekmelerden belli. "Attırılan" diyorum, çünkü münferit bir olaydan öte bir politika söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KPYSS sınavlarındaki hilenin açığa çıkarılmamış oluşu iktidar partisinin devlet içinde milis oluşturduğu kaygılarını güçlendirmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göstericilerin artık özel mahkemelerde terör suçlusu olarak yargılanmaları, gazetecilere seçim sonrası için yönlendirilmiş tehditler gerilim politikalarının daha da "ileri demokratik" bir noktaya çekileceğinin de işareti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılıçdaroğluna "rüzgar eken fırtına biçer!" dediği için "alçak!" diyen zihniyet bir kuzular cumhuriyeti öngörüyor olmalı. Gazlanan, terörize edilen, seçimlere sokulmayan, haksızlıklara ses çıkaramayanların demokrasisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, rüzgar eken fırtına biçer! Kendi halkını geren, kutuplaştıran, aidiyetler ile oynayıp duran, muhaliflerine demokratik bir tepki kanalı bırakmayan kendi tarzını tek yol olarak sunar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi AKP tarzı siyaseti aşma işidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgarla yelkenlerimizi doldurmamız bir fırtınanın önünü kesebilecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkına, soluna, sağına düşmanlığın önünü kesmemiz gerekiyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimyasal silah kullanımına; hamilelerin karınlarını tekmeleten, muhaliflerini ve gençlerini "haşerat" olarak gören anlayışa "hayır!" dememiz gerekiyor!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-3853421593751895966?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/3853421593751895966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/3853421593751895966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/06/muhalifleri-gazlayarak-oldurmek-de.html' title='Muhalifleri Gazlayarak Öldürmek de Terör Suçudur!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-7660043864248911866</id><published>2011-05-20T07:57:00.010+03:00</published><updated>2011-05-20T09:08:00.773+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnumuz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adalet Üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meslekî Etik'/><title type='text'>Diyanet Sendikasızlığı mı Savunuyor?</title><content type='html'>Hutbeyi Okudum. Halden bağımsız okununca bir sorun yok. Olan bitenle bağlantılı okuyunca "işçilerin başına gelen hak edilmiştir" sonucu da çıkar. Yine yorumbilgisinin temel sorunlarından birisine dönüyoruz: Orijinal metin alıntıları bile yorumdur. Çünkü metinler alâkalı alâkasız durumlara bağlanır, yanlış anlaşılacağı dil topluluklarına sunulur, bağlam kaçırılır, birlikte okunacağı diğer kurallar gözardı edilir, uzman topluluğuna hitap eden ile genel olan birbirine karıştırılır vb.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://gundem.milliyet.com.tr/grev-karsiti-hutbe-/gundem/gundemdetay/20.05.2011/1392451/default.htm" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-_y8bUa-lbrc/TdXhdu1yqaI/AAAAAAAAAxc/m_YtluaTuOI/s200/masdaf1.jpg" width="115" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diyanetin politize olduğuna dair işaretler var. Muhalefete başka iktidara başka, zengine başka fakire başka, sağcıya başka solcuya başka davranıldığı intibaı güçlendirilirse Diyanet İşleri toplumda zaten varolan ayrışmada taraf olmakla kalmaz ayrıştıran taraflardan birisi olarak da algılanır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün herkesin utançla hatırladığı, insanlığın ayaklar altına alındığı Maraş Katliamı gibi hadiselerde provakatörlerin kalabalıkları nerelerden peşlerine takmaya çalıştıklarını unutmamak, kutsal mekanları bilerek ya da bilmeyerek politize etmemek gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.haberpan.com/haber/duzce-muftulugunun-camilerde-okuttugu-hutbe-verdi" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="181" src="http://3.bp.blogspot.com/-GXHMdL5FE3c/TdXoS8UgXVI/AAAAAAAAAxg/huxXbos-zdg/s200/masdaf2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Her alanı kapsamak gerekir diyenler ise şuna dikkat etmelidir: &lt;b&gt;Mazlumu savunmak; güçlüye karşı güçsüzün hakkını vurgulamak bir denge tutturma işi değil, hakkaniyet işidir&lt;/b&gt;. &lt;b&gt;Bu bağlamda siyasi davranılmayacaksa, nötral yani tarafsız davranılması daha hayırlıdır&lt;/b&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fabrikalar, tarlalar, madenler insanı ayaklar altına alarak işletilecekse, altın gümüş gelecek bin yılların su kaynaklarını zehirleyerek çıkarılacaksa, gelecekteki etkileri de kapsayan bilançolardan kaçınacaksanız fayda zarar hesaplarını bir kenara bırakıp temkinle, dostlukla, anlayışla yaklaşmak daha hayırlı olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.haberduzce.com/haber/Diyanetten-isci-ve-isveren-icin-hutbe-795" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="101" src="http://2.bp.blogspot.com/-AgOiolLYwBQ/TdX0F8mgP5I/AAAAAAAAAxk/pJ5i6bpKOmE/s200/masdaf3.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diyanet İşleri politize olursa, partizanlık söz konusu olursa; çalışanların sorunlarına sermayenin sorunları ağır basarsa, "bir lokma bir hırka masalıyla avutulduk" düşüncesiyle büyüme, kâr, yatırım gibi kavramlarla düşünür olursak yoksullar, itilmiş kakılmışlar, hukuksuz kalmışlar ne hissederler?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;12 Eylülde onca işkence yapıldı. Bir işkenceye karşı hutbe verildi mi? Taşaron işçilik kurumu eleştirildi mi? Karılarını döven erkekler için yer gök inletildi mi? Bunlar yapıldıysa, referandumlarda "hayır" diyene bir haksız yafta yapıştırılmadıysa siyasi tavırlar da tereddütsüz alınsın. Demokrasi savunulsun. Komşuluk hakkı. Hakikat hakkı. İnsanlık hakkı. Hayvanların, yeraltı sularının, dağın taşın hakkı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hutbede işçi de işveren de eşit olacak. Padişah da maraba da, sokaktaki evsiz barksız da. Bir konuda eşit olunmaz ama: Hakkı yenmiş olanın hakkı, hak yemiş olanın haksızlığı ile eşitlenemez.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hakta hukukta eşitlik haksızlıkta hukuksuzlukta eşitlik değil.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsanların hakkanî karşılanabilecek eşitsizliği zalim ile mazlumun, güçlü ile güçsüzün, muktedir olan ile söz hakkı bile olmayanın eşitsizliği değil!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.google.com/search?client=safari&amp;amp;rls=en&amp;amp;q=d%C3%BCzce+mas-daf+hutbe&amp;amp;ie=UTF-8&amp;amp;oe=UTF-8" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-SGSuTuK_jVU/TdX3hPqSOKI/AAAAAAAAAxo/BI0O1m3fgT4/s200/Masdaf4.jpg" width="179" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sözünü duyuramayandan yana ağırlık vermek, bizim gibi düşünmeyenin talebini hatırlamaya öncelik vermek, kaybeden taraf ile kaybetmeyi bilmek idi bizi ayakta tutan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilenle bilmeyen eşit değildir. Bilen, yanılırlığını da bilen, hatasını herkesten önce gören, kendisi gibi olmayana selamını herkesten önce vermiş, sorumluluk ve fedakarlıkta herkesi geçmiş olandır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kanun karşısında, haklar karşısında eşitliğimiz ise tartışma konusu bile edilemez.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nerede taraf nerede tarafsız olacağını insanlar ayırd edemiyorlarsa, "tarafsız" olmaları &lt;b&gt;ve&lt;/b&gt; bu tarafsızlığın mazlumlarca bir tarafgirlik olarak algılanmamasına dikkat etmeleri gerekir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-7660043864248911866?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7660043864248911866'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7660043864248911866'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/05/diyanet-sendikaszlg-m-savunuyor.html' title='Diyanet Sendikasızlığı mı Savunuyor?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_y8bUa-lbrc/TdXhdu1yqaI/AAAAAAAAAxc/m_YtluaTuOI/s72-c/masdaf1.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-2401844069157763072</id><published>2011-05-16T03:28:00.003+03:00</published><updated>2011-05-16T04:34:42.480+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>NTV'de Vassaf, Belge, Mardin ve Aile</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s1600/WebCam_20071104_0556.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;NTV'de bu akşam Gündüz Vassaf, Muraf Belge ve Şerif Mardini izledik. Biraz antropolojik, biraz sosyolojik, biraz popüler kültürel ama sosyal psikolojik temellerinden uzaklaştırılmış bir "aile" kavramı üzerine diskur yürütüldüğünü gördük. Diskur modern, interaktif, öznelerarası sorgulamaya; sosyalkuramın filogenetik ve ontogenetik yaklaşımlarına yabancı idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile, muhafazakar bir kavram değil. Bir aktarım, gelenek meselesi de olmasına rağmen. Elbette gelenek olacak ahistorik, dinamik olmayan bir diskur yürütmeyeceksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern sosyalpsikolojide, sosyalkuramda, öznelerarasılık tartışmalarında aile çocuğun ahlâkî, dilsel gelişiminde merkezi bir rol oynar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herbert Mead, Habermas, Kohlberg, Piaget, Gilligan doğrudan ya da dolaylı tartışılmadan nasıl kavramın toplumbilimsel uzanımları tartışılabilir anlaması zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elde kalıyor bireyci, hedonist, tarihsiz, dinamik olmayan kültür mukayeseleri ve popülerkültürel teoriler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile, muhakafazakarlığın değil, bireyselleşmenin, kişilik oluşturmanın evi. Eleştiriel, ahlaki farklılık ailesiz nasıl oluşacak temellendirmeleri gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Marcuse veya Engels'den yola çıkıyorlarsa bu tartışmanın sosyolojisinin nasıl oluşturulabileceğini de göstermeleri lazım. Marcuse oldukça sığ ve sanıldığının tersine cinselliğin alanında konformist sayılabilecek bir yerde duruyor (serbest cinsellik "ilericilik" olarak ezberlenmediçe); Engels ise gündelik hayat üzerinden konuşmuyor iddia edildiği gibi ve yanlışlanmaya/doğrulanmaya, sorgulanmaya, genişletilmeye açık duruyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdeolojik bir diskura, yani yanlış bilincin alanına çekiliyor "modern", "eleştirel" hayat tarzları ve cinselliğin kendisini savunması, toplumsal ve tarihsel dinamiklerinden, anlam alanlarından koparıldıkça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapısalcılık, kültürel çalışmalar, popüler antropoloji ve bazı kültür kuramları insanın insanlık tarihi boyunca ve insan ömrü boyunca gelişen, şekillenen süreçleri gözardı etmedikçe hakikat iddialarında bulunabilir. Hayat, yaşanan hayat ve hakikat içinde gerekçelendirme söz konusu olmayınca geçmişin ilericilik gericilik tartışmalarını aratmayacak bir kurtulmuşluk, emansipasyon iddiası eleştirel diskurun yerine ikame ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vassaf, Belge ve Mardin modern toplumkuramına, iletişimsel eylem kuramına, felsefi dilbilime vb (açık ya da kapalı) eleştirel referanslarla tezlerini sunabilmeli idiler: Yeni bir şey söyleme durumundalarsa!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-2401844069157763072?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2401844069157763072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2401844069157763072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/05/ntvde-vassaf-belge-mardin-ve-aile.html' title='NTV&apos;de Vassaf, Belge, Mardin ve Aile'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-4023435750840518422</id><published>2011-05-14T05:16:00.001+03:00</published><updated>2011-05-14T05:38:56.044+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çevre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meslekî Etik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>NTV Radyo’nun Kütahya Gümüş Konusundaki Yanlışı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s1600/WebCam_20071104_0556.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Dün gece ”Muhabir” programında Kütahya Gümüş konusunda bazı iddialar ortaya atıldı:&lt;br /&gt;&lt;!--StartFragment--&gt;    &lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Setler, Baraj, Göl artık adı neyse 8 şiddetinde bir depreme dayanabilirmiş. Bunun ölçümü nasıl yapıldı? Hangi şartlarda geçerli? Denetimi yapılmış bir sistem varsa, bunun üzerinde değişiklik yapılmış mı? Ölçümlerde sıvı, jel, çamur, hacim, taban formu hesaba katılmış mı, katıldıysa nasıl katılmış? Hangi dolulukta? Hangi esneme genişliğinde?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bitişik havuzda kurbağalar, balıklar yüzüyormuş. Sızma olmadığına kanıtmış. Hangi yöne? Dip hakkında ne biliyor Sayın Muhabir, çeperler hakkında ne biliyor? Sondaj mı yapmış?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Ayrıca çeşme suyundan yapılan çaydan içmiş muhabir, kendisine bir şey olmamış. Yani sızıntı yok. Çeşme suyu aynı sistemden mi geliyor? Gelmiyorsa kirlenebilecek yeraltı suları veya zemin ile çakışan eklemlere, havuzlara, birikintilere sızıntı olup olmadığı hakkında bilgisi var mı? Sızıntı yeraltına doğru ise bu yeraltı ve taban sularını nasıl etkiler? Hangi katmanda, tabakada, hangi derinlikte? Kirlenen sular nerede ve hangi zamanda kendisini ele verebilir? Nükleer reaktörde yüzmeye kalkan isveçli bakandan, radyasyonlu çay içen Özal Dönemi politikacısından bu tür şeyler işittik, nasıl olur da hâla bu tip argumentasyon kullanılabilir? Espiri olabileceği ise inandırıcı değil, tek yönlü bir ikna lafzı içinde sunuldu, dile getirildi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Protestocu köylüler orada çalıştırılmayanlar, orada iş bulamayanlar imiş. Bu sonra çalışanların eşlerinden de protestoya katılanlar olduğu iddiasıyla dengelendi, aynı muhabir tarafından. Bir kuşku uyandırıldı, konu dengelense de. Kuşku iyidir, iyidir de, araştırma temelinde çıkış noktası olabilecek şeyler sadece bir propagandaya temel olabilecek şekilde kullanıldı. Bu iddiayı ortaya atacaksanız, iyi bir araştırma yaparsınız. Iddiayı ortaya atıp geri çekilmek hakkani ve duyarlı değil. Mesleki deontolojiye uymuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Aktarılan su, alınan su, yani suyun çevrimi konusunda kimyevî proses bilgisi olmadan, mevzuyu sıradanlaştırıcı iddialar sunuldu. Muhabirin fizik, kimya, fizikokimya, jeoloji, statik vb bilgisi ne kadar? Uzmanı olmadığı konularda neden bu kadar tek yanlı bilgi veriyor?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Kütahya Gümüşün önemi vurgulandı. Kirlenebilecek toprakların, kuşların, insan hayatının, yeraltı sularının değeri ile karşı karşıya getirilebilecek mahiyette mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;İşçiler sendikalı mı? Taşeron sistemi mi uygulanıyor? Sendikalı işçilere, sendikalaşmak isteyen işçilerin durumu ele alınmadı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Kullanılan çıkarma, dönüştürme, arıtma, muhafaza sistemleri ya merak edilmedi ya da önemsizleştirildi. Halkın ”cımbalanma” dediği şey yani yoğurdun taşınırken sulanması yani erimenin mekaniği gibi konular 15 ile 25 milyon metreküp gibi rakamlarla dile getirilen hacimlerde hesaplanabilmiş mi de rahat konuşuluyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Sohbet ya da konuşmada fabrika yönetiminin ve yerel makamların iddiaları öne çıktı. Hem muhabir, hem de programın sunucusu kendi sunum ya da iddialarını sorgulamadılar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Tehlike bertaraf edilse de açıkta o kadar zehirin depolanması doğa ve bitki örtüsünü tehdit etmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Çevrecilere karşı kin, nefret ve kuşku uyandırmaya çalışılan, fazlasıyla ajite edilen bir ortamda bu program ”tarafsızlık” iddialarına,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kural bildirimlerine uymadı, ters düştü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Program bantlarını gözden geçirmelerini, bu tek yanlı propagandif tavrı düzeltmelerini, verdikleri sözü tutmalarını, eğer muhabirler ve sunucular üzerinde bir baskı olmuşsa bunun gereğini yapmalarını, olmamışsa programlarına bir uzmandan eleştiri sunarak muhabir ve sunucularına tecrübe kazandırmalarını NTV yöneticilerinden bekleyebilir miyiz, bilemiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Umarım sanayi basın ilişkisinin sonucu değildir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;(Muhabirlerin günah keçisine çevrilebileceğini düşünerek, NTV yönetimine yazdığım eleştiri mektubunu yollamadım.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Eleştiri almadan bırakın muhabiri, kedi bile olunmuyor bu dünyada, ama kime nasıl anlatacağız, bilemem &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: Wingdings; mso-ascii-font-family: Cambria; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: Cambria; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-symbol-font-family: Wingdings;"&gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Wingdings;"&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="SV"&gt;. Eleştirirken, sayın muhbir vatandaş durumuna düşmek, birilerinin hatalarını sabitlemek hoşuma gidecek bir iş değil. Gene de yazdım. Tanıyan, aklı başında NTV’cilere iletir. Benim tanıdıklarım biraz fazla büyükler ve bu yüzden selam sabahım yok,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ben avamı sevemiyorum &lt;/span&gt;&lt;span lang="SV" style="font-family: Wingdings; mso-ascii-font-family: Cambria; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: Cambria; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-symbol-font-family: Wingdings;"&gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Wingdings;"&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="SV"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;!--EndFragment--&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-4023435750840518422?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4023435750840518422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4023435750840518422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/05/ntv-radyonun-kutahya-gumus-konusundaki.html' title='NTV Radyo’nun Kütahya Gümüş Konusundaki Yanlışı'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-3221408147362395257</id><published>2011-05-14T01:46:00.003+03:00</published><updated>2011-05-20T09:02:12.053+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayrımcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adalet Üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>Röntgencilik ve Şantaj için Zarurî Haller Yoktur !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s1600/WebCam_20071104_0556.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tecessüs, meraklılık, dikizcilik meşrulaştırılamaz.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Yanlış yapana kendisini düzeltme şansı vermek esastır. Başkasının kusurunu deşmek, dile dolamak, kendisini (kavmini, çevresini, soyunu, boyunu) hataya kapalı görmek kabul edebileceğimiz bir şey değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Yanlışa istemeden tanık olduğumuzda, bir yanlışa tanık olan bize açıldığında izlenecek yollar tek tek durumlarda farklıdır. Bazan görmemezlikten gelmek, bazan hatayı yapanın kendisiyle konuşmak, bazan da onun yakın çevresiyle bunu paylaşmak gibi durumlarla karşı karşıya kalabiliriz. Her olay farklıdır, benzer olaylar karşısında alabileceğimiz tavırlar da uzun, bitmeyecek bir liste oluşturur. Ahlakta zaten, ne yapılmayacağı tartışılır, ne yapılacağı, tecrübe, aklıbaşındalık, insanı tanıma, hali bilme ve şartlar vb. ile alakalıdır. Garantili hiç bir yol yoktur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Temel kural bazan şudur: Kötüye kullanmayacaksın! Kısacası, kulllanmayacaksın. Suskun kalınması gereken durumda suskun kalacak, buna çağıracaksın. Konuşulması gerekiyorsa, konuşulması gereken yerde, gerektiği kadar,&amp;nbsp;kiminle konuşulması gerekiyorsa sadece onunla konuşacaksın&amp;nbsp;ki bunun ölçülerini tutturmanın el kitabı yoktur! Çoğu felaketin yolu iyi niyetin taşlarıyla döşenir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Çokbilmişlik, işgüzarlık, ukalalık, malümatfüruşluk etmeyeceksin. Ketum olacaksın. Sır saklayacaksın. Dostunun da, düşmanının da sırrını!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;”Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi karanlık olmak” kayıtsızlık, lakaytlık, nemelâzımcılık değildir: Duyarlı olmak, insanlığı insanlığın hallerine kayıtsız kalmadan değiştirmek, değişmektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bütün bunları söyledikten sonra herhangi birimiz ”zarurî durumlarda, insanlığın yararına” tecessüsün, röntgenciliğin, dikizciliğin, şantajın meşru olabileceğine dair bir kapıyı açık bırakırsa, yukarıdakileri, fazlasını, azını, daha çok ya da az doğrusunu söylememiş, söylediğini de geri almış olur!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bazılarına hukuk, ahlâk, insanlık tanımama hakkı verme hakkımız yoktur! Hakikati konuşmak, kayırıcıların, tuzak atanların işi değildir!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Yatak odası izlemek mahkeme kararıyla dahi meşrulaştırılamaz! Bunu iddia edebilenin hukuk anlayışı hikmetten yoksundur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;İstisna yoktur! Adalet sağlama adına dahi röntgencilik yapılamaz. Bunu gerektiriyor görünen sınır durumlarında, sorulan soruyu ve hükmün çerçevesini, perspektifi değiştirerek ahlâkla ve hukukla karşılık verirsin! İlk soruyu cebren yok ederek değil, daha doğru, daha hikmetli, daha&amp;nbsp; insani, daha ahlaklı, daha adil bir perspektifte çözerek!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Adalet yönünde her eylem, her karar, her hüküm bir yorumdur. Yorum, son noktayı koymayanların, ezbere eylemeyenlerin, ”yeni bir şey söylemenin” anlamını kavramışların işidir. Hâl, hâle benzemez; durum duruma, anlam anlama, hareket harekete benzemez: Öylesine eyleyeceksin ki, kasdettiğini söylemiş, söylediğini kasdetmişlik kendisini konuşmuş olacak! Öylesine eyleyeceksin ki, aynısı sana ve çocuklarına, sevdiklerine eylense tarafından kabul edilebilir olacak!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Son noktayı koymuş olanlar, insan dinlemez, halden anlamaz, birisine serbest bıraktığı özgürlüğü bir başkasına zalimce yasak görür. Yasaklanmış hürriyet, elbette hatadan alıkonmanın terimleriyle değil, insanlıktan alıkoymanın terimleriyle kendisini konuşur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;”İnsan yanlış yapar yanlıştan döner” demek, adaletin bile yanılabilirliğini, yakabilirliğini öngörme, hataya sarılmama işidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Tüzüklerin, yönetmeliklerin şablonlarıyla adaletin hikmetten, yorumdan, tevazudan, tecrübeden, bilgiden, ilgiden dağıtılabilirliğini birbirine karıştırmamak gerek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Bir partinin disiplin kurulunu çalıştırması, bir mesleğin rutin bir kuralla kazayı belayı engellemesi başka, adaletin uygulanması hayata geçirilmesi başkadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Adalet çıkar, kâr, cemaat, siyaset, emir, demir, hatır gönül işleri ”paranteze alınmadan”, ”unutulmadan” söz konusu bile edilemez! Bu insanın kendisini unutması, insanlıktan soyutlanması ile değil eleştiri, eleştiriye açıklık, tevazu, saygı, farkındalık işidir. Varsın ”çıkar”ı olsun: Eyvah bu benim çıkarıma diyebilsin. Kendi çıkarsızlığı, mazlumu satmışlık olmasın. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Adil insan, en sonunda kendisini bulur, hükümleri, kararları hep tartışılır olsa bile.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Tartışmadan tartışmaya da fark var, kimi tartışma ”adalet budur!” üzerine, kimisi ”haksızlık, ufuksuzluk, zulüm budur!” üzerine, kimi tartışma ise hallerin ve hükümlerin benzemezliği üzerine. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 78.0pt;"&gt;&lt;span lang="SV"&gt;Hepsi öğretir. Herşey öğretir. Kılıcın iki tarafı varsa adalet de öğrenmenin adaleti, öğrenen adalet, yani adalet olur!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-3221408147362395257?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/3221408147362395257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/3221408147362395257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/05/rontgencilik-ve-santaj-icin-zaruri.html' title='Röntgencilik ve Şantaj için Zarurî Haller Yoktur !'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-6877618832765491569</id><published>2011-05-09T08:33:00.001+03:00</published><updated>2011-05-16T04:36:26.290+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><title type='text'>İsmet Paşa Ne Kadar Haklıymış!</title><content type='html'>&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s1600/WebCam_20071104_0556.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İstismarının kapısını bir kere açtı mıydı insan, kepazeliğin önünü alabilmek imkansız hale gelir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bu kadar dinî sembolğin bir mitingde kullanıldığına ömrüm boyunca şahit olmamıştım. Keyfi, üç beş oy uğruna, toplumsal dayanışmanın çivilerini çıkarta çıkarta.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Gündelik dil, anlam çarpıtılıyor, çığa dönüşebileceği yamaçlardan yuvarlanıyor. Hakikat kendinden geçmiş bir kalabalığa düşman cesedi gibi atılıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Röntgencilik, şantaj, münafıklık miting kürsülerinden savunuluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Mazbutluktan başka yolumuz yok.&amp;nbsp;Mazbutluktan başka yolumuz yok.&amp;nbsp;Mazbutluktan başka yolumuz yok.&amp;nbsp;Ne korkudan, ne çekindiğimiz için, ne de vazife icabı. İnsan olmak ölçüyü, fazileti, sadakati, tadını kaçırmamayı gerektirdiğinden.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bir şeyleri yıkmamız, değiştirmemiz gerek: İşkenceyi kaldıracağız, işkenceciye dahi işkence etmeyerek. Cellatları dahi katletmeyerek. Bizi hukuksuz bırakanları haksız hukuksuz bırakmayarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sevgililer birbirleriyle röntgenlenmeden sohbet edebilecekler. Bana atıp tutan arkadaşım kendisine hakkı adaleti insanlığı kalkan edinen bir siteden teşhir edilmeyecek. Ceset teşhir etmeyeceğiz, et teşhir etmeyeceğiz, başkalarının yanlışını bayrak yapmayacağız.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Dün gece dini kitapların satıldığı, kutsal metinlere link veren bir sitede bir siyasinin belaltı ilişkisinin videosunu gördüm, yazık!&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Mızraklara ayet geçirip hakkı gaspedenlerin zamanına mı dönüyoruz?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sözüne sahip çıktığımızı iddia ettiğimiz insanın evlatlarını hançerleyerek?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Haniflerin zındana atıldığı, altın yaldızlı, zenginlikle övünülen şaşaaya?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;İnsanların yanlışını alıp satan bir pazar, mezbaha kuruluyor. İnsanların mazbut olmaması iddiaları üzerinden mazbut olan dil, ifade, duruş terkediliyor: Kendisini kutsal olanı kullanma hakkına sahip gören bir zalim, sırıtkan istihza ile!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-6877618832765491569?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6877618832765491569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6877618832765491569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/05/ismet-pasa-ne-kadar-haklyms.html' title='İsmet Paşa Ne Kadar Haklıymış!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-5791897133864942644</id><published>2011-05-08T03:24:00.001+03:00</published><updated>2011-05-08T03:35:26.746+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>Özel, Genel, Kamusal Tartışması: Şantajın Meşrulaştırılabilirliği Üzerine Diskur</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s1600/WebCam_20071104_0556.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"Özel"in karşıtı her daim "genel" ile karşılanmaz. Batı dillerinde "publik, public" ile karşılanan "kamusal" kavramı", "intersubjektif, öznelerarası" anlamını taşır ve "öznel"den çok "özel'in karşıtıdır. Bireyde yeterliliğinde, kendi başına ya da kendisinde gelişen ile toplumsallıkta, toplumsallaşmada gelişen karşı karşıya konulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Özel dil var mıdır?" tartışmasını burada örnek olarak verelim. Buradaki özel genelin karşıtı değildir, bilncin, dilin, anlamanın tek bir zihinde gelişmesi, verili olması olmaması ile alakalıdır. Karşıt duruş dilin toplumsal bir alışveriş, "interaksiyon", oyun içerisinde gelişmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tartışma monolojik veya diyalojik modeller, transzendental (aşkın) veya intersubjektif/toplumsal modellerle karşı karşıya gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel ile genel arasında modernite postmodernite tartışmasında da kendisini gösteren "nominalia" "universalia" tartışması ise genellemelerin, evrenselleştirmelerin, genel iddiaların hakikati, geçerliliği, meşruluğu ile alakalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tranzendental bir zihin, akıl temellendirmesi nominalist olmak, genel kavramlara karşı konulmak durumunda değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Özel olan kamusaldır" iddiası demokrasi tartışmalarında, demokrasi eleştirilerinde genellikle marksistlerce (özellikle anglosakson felsefe tartışmalarında) dile getirilmiştir, bir üçüncü karşıtlıktır. İlk ikisinden daha farklı bir anlam alanı içerisinde geçerlidir. Liberal, libertaryan bakışla tartışma içerisinde şekillenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel, eski dildeki "harem"e, başkalarının burun sokma haklarının sınırlı olduğu alana gönderme yapsa da, ailevi hayat, özel hayat hukuksal bir dokunalmızlığın alanı değildir, sosyal alandır, özel sosyal ilişkilerin alanıdır. Buradaki sosyallik, kamusallığın karşıtıdır. Kamu denetimine mutlak kapalılığı içermediği gibi, kamu denetimini de ancak özel alandaki hak çiğnemelerinde meşru kılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hak ve hürriyetlerinin temellendirilemediği bakışlardan kamusal müdahale bir gerekirlik olarak görülse de mahalle baskısı gibi sosyolojik, geleneksel dispozisyonlardan açıklanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel hayata kamunun müdahalesi özel alandakilerin çağrısı, özel alandaki hukuki simetrinin bozulmasının eseri olmayarak da meşruiyet kazanabilir, çeşitli "normalite", "sağlık", "norm" iddialarıyla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel olanın dokunulmazlığı ben yaparım olurculuk ile alakalı değildir, ideal tipik bir durumdur, gözetleme, izleme, merak, tünel açma, dinleme, izlemeye kapalı alan tanımıyla alakalıdır. Bir eziyet, zulüm, "yasaklanmış" insani ilişkiler (örneğin, kölelik gibi) şüphesi ile özel alanın gözetime açılması her an söz konusu olabilir. Toplumun bireyi ezmeyebileceği, bireye ve bireysel alanlara, özel alanlara yersiz ve hukuksuz müdahale yapmayacağı ideal bir toplumsal düzen mümkün olmasa da, özelin devlete, topluma ve kamuya karşı korunma altına alınmış olması, özelin kamusalca ezilmesini engelleyebilecek yasal yaptırımların yürürürlükte olması, uygulama ve yaptırımların toplumsal anlaşmanın, konsensusun bir parçası olarak şekillenmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel alana müdahale nasıl temellendirilirse temellendirilsin, bir dayatmadan çok koruma kapsamlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normatif ve hukuksal çerçeve ne kadar eğreti olabilirse olsun, teşhir, şantaj, kullanma, başka alanlarda zorlama amaçlı bir müdahaleye dönüşmez. Uygarlıkla vahşetin, medeniyetsizliğin arasındaki fark buradan geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukukta, hukuk dışı yollarla edinilmiş, edinilen bilgiyle ispat edilecek olandan daha vahim bir tavır içeren &amp;nbsp;belgelerin yok sayılıp sayılmaması bir medeniyet düzeyi ve meşruiyet krizinin ifadesidir. Özel alanın özel, bireysel olup olmaması değil, özel alan olarak tanımlanmış alanın hukukunun genel ve kamusal adına çiğneniyor olması meseledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel olanın özelliği değilliğine dair sürdürülen entellektüel ya da cahil diskur, alandaki hukukun ya da hukuksuzluğun hüküm sürmesinden bağımsızdır. Tartışmaların meşruiyeti ancak ilerideki hukuksal değişiklikler için bir temel oluşturulabilir ve bu tür değişiklikler ne oylamayla, ne dayatmayla yerleştirilebilir: Konsensus esastır, ve konsensus bazan bir çoğunluk kararırının düzeltilmesiyle, zaman içinde şekillendirmeleriyle de sağlanabilir. Süreçler farklıdır ve toplumsal, tarihsel, hukuki, ahlaki, siyasi şekillendirici alışverişlerin, stabilizasyonların eseridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bir özel şahıs, anlayış, iktidar, hükümran "özel" olarak tanımlanmış alanlarda, konutlardaki hayatın "geneli ilgilendirdiği" dışındaki "bağımsız" bir tartışmanın dışında, yasadışı gözleme, izleme, takip eylemlerini meşrulaştırıcı iddialarda bulunamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada bir yasadışı kayıt varsa ve tartışma, iddia bu yasadışılığı meşrulaştıracaksa hukuk çiğnenmektedir. Yapılan budur. Somut yasadışılıklar özel geneldir gibi iddialarla güçten, iktidardan, hükümranlık kullanımından özendirilmektedir. Kaldı ki, eldeki "kanıtlar", belgeler özel hayatın güçlendirilmesi gibi iddialarla değil şantaj amaçlı kullanılmaktadır, bir başka hukuki yanlış, suç özendirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politikacıların özel hayatlarının tartışılması kamusal alandaki hareketleri üzerinden yapıldığında bir meşruiyet iddiası taşıyabilir. Yasadışı dinleme izleme üzerinden yapıldığında bir iki yüzlülükle karşı karşıyayız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha iyi bir hayat tartışması söz konusu değildir, bir şantaj söz konusudur, şantaj meşrulaştırılmaktadır. Hem röntgencilik hem de şantaj meşrulaştırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha iyi bir hayat, daha iyi bir hayat yaşayarak önerilebilir. Hukuku işleterek, özel hayatın mahremiyetine bütün komplikasyonlara rağmen saygı göstererek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir devlet başkanı Mata Hari ile yatağa girerse, bir çocuğu baştan çıkarırsa, bu ilişkilenin yok sayılması değildir tartıştığımız: Pusuya yatanları, santajcıları özendiren, masumları ezen geçen bir hukuksuzluğun meşrulaştırılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir devlet başkanın hayatı özel hayat alanına işaret ettiği kadar bir güvenlik alanına da işaret eder. Dengeler, müdahaleler, elde olanı kullanma ve savunma tarzı aynı zamanda öngörülen medeniyet projesinin sunumudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aileyi savunmak yatak odalarına kamera yerleştirenleri savunmayarak, bu kanıtları kullanmayarak söz konusu edilebilir. Şantaj bir kere onaylandı mı nerede yıkıma yol açacağı bir daha kestirilemez:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan yanlışların düzeltilmesi, hatalardan geri dönülebilmesidir. Bazı mesleklerde marjinal dardır, ama insan olarak bu hakka sahiptirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarının hatasını deşmeyi iş edinen, bunu kullanan, insanlığı ve mazbutluğu savunma halinde değildir. Başkalarının hatalarını örtmede gece gibi karanlık olma işi, suç bastırma, yanlışa ortak olma işi değildir. İnsanın hatadan münezzeh olmadığını bilmedendir, yanlışa hataya uyanık durmadandır, insanca bir hayat için çırpınmadandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatalara hatası olmayanları da kurban ederek, kırıp dökerek züccaciye dükkanında dolaşmamayı öneriyoruz: İnsanlığın evi, insanlığa davetin, yaraları sarmanın, doğrusunu göstermenin evidir. Başkalarının sidikli yatağını balkona asanların, başkalarında aşağıladıkları başlarına gelmeden bu dünyadan gidememeleri bir şanstandır: Kendilerini düzeltebilme, tasladıkları büyüklüklerinden vazgeçme şansı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan sadece insandır. İnsanlık emek, çaba, çırpınma, zulme karşı durma işidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her hareketin, müdahalenin, eylemin daha da güzeli hep vardır, var olacak, var kalacaktır. Efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olduğumuz gibi görünmek, göründüğümüz gibi olmak budur, başkalarına hakaret için kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(online yazıldı, düzeltilmedi, gözden geçirilmedi, zamanım bu kadardı. genel çerçeveyi çıkarabiliyorsanız benim için yeterlidir, şimdilik)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-5791897133864942644?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5791897133864942644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5791897133864942644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/05/ozel-genel-kamusal-tartsmas-santajn.html' title='Özel, Genel, Kamusal Tartışması: Şantajın Meşrulaştırılabilirliği Üzerine Diskur'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-8yaT5XM1k2Y/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/OBNwH8OhmY4/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-264812118578644441</id><published>2011-05-02T03:10:00.003+03:00</published><updated>2011-05-02T03:21:55.383+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnunuz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>Hatasız, Günahsız, Yanlışsız Dindarlık Hangi Dinin Dindarlığıdır?</title><content type='html'>Herkes hata yapar, onlar yapmaz.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkaları yapsa dedikodu olur, onlar yapsa olmaz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkaları yapsa gıybet olur, onlar sadece ayar vermiş olurlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkaları röntgencilik yapsa öbür dünyada cayır cayır yanmaya mahkumdurlar, onlar yaparsa onlara ateş uysaldır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkaları düşmanlarının çoluk çocuklarını, topluluklarını, kutsallarını önemsemelidirler. Onlar insaniyeti çiğneyip geçme, vur deyince öldürme hakkıyla donatılmışlardır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkaları yanlışı düzeltme diplomasisi yapamakla mükelleftir, onlar yanlışı dillerine dolayıp şantaj yapmakla.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkaları onları hep hayırla anmalıdır, onlarsa başkalarının gecesini gündüz edeceklerdir, istisnasız ve kendi bilecekleri zamanlarda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkaları araç seçiminde etik, ahlak, ölçü sahibi olacaklardır. Onlara lanetlenmiş, aşağılanmış, yasaklanmış yollar ve araçlar helal kılınacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkaları hakikatle kendilerini düzeltmekle mükellefken, onlar hakikatin, gerçekliğin, ahlaki ve vicdani buyrukların üzerinde uçacaklardır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başkaları hatalarından öğrenemeyecek, yanlışlarıyla hayatları kararacak, yanlışlarıyla toplulularını yakacak, gelecekleri ellerinden alınacakken, onların hataları bireysel bile kalmayacak, hep yanlış anlaşılma, iftira, marjinal partilerin ve derin vesayetçiliğin oyunundan ibaret olacaktır. Sadece burada bir eşitlik kurulabiyor gözlerinde: "Hatadan dönmek kimse için mümkün değil! İnsanı yanlışından çevirmek mümkün değil!" iddialarıyla. Bundan kaçınmak için ise "hatasız kul" olacaksın. Yani "kul olmaktan" vazgeçeceksin, "tanrılaşacaksın". Bundan kaçınmak isteyenler sana kul olacaklar, tabi olacaklar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hatalı olmak, hataya yapışma işi değil. İnsan olma işi. Hatasıyla insanın geleceğini, kendisini değiştirme imkanını elinden almak, "kaderle oynamak", kendisini kaderin ve kaderlerin sahibi görmektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yanlışa zulme karşı çıkmak kindarların, intikamcıların, gıybetçi ve dedikoducuların işi değildir. Her zulme, yanlışa, pis harekete karşı durmanın güzel bir yolu vardır muhakkak. Bunu bulmak, aramak, özlemek sadece ve sadece yükümlülüğümüzdür, vazifemizdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Babamla çoğu konuda anlaşamamışımdır, ancak bana öğrettiği tek bir şey bile beni ona her daim borçlu kılar. Bir kimse onun hakkında söyleneni anlatmaya kalksa, iyi bir şey dahi olsa, elinin tersiyle kestirirdi. İyi bir şeyde dahi başkaları için kötü bir şey olabilirdi. Bir dedikoduya ortak olabilirdi. Bir yerde kendisi hakkında konuşulduğunu duysa hemen oradan uzaklaşır, kazara duyduklarını kendisini çıldırtabilecek şeyler dahi olsa asla kullanmazdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir derviş kendisini günahsız gördüğünde yolundan çıkar: Ben yapmam, ben öyle olmam çukuruna düşer. Bir hakim kendisini mutlak adil gördüğünde "ali kıran baş kesen" olur çıkar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir dindar kindar olduğunda, kininden ibaret olur, eylediğine, söyledğine, yaktığına, yıktığına yabancı olur.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cenneti cebinde sanan insan, en iyi ihtimalle, başkalarının sorumluluğuna, insanlığına bel bağlar. Başkalarına güvenmezken, başkalarınının eylediğine esir olur.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsandan umut kesmemek, insanların yolunun ve seçimlerinin, olgunlaşma süreçlerinin farkında oluştandır. İnsan olan, insan oluşun yolunu kesmez. Yol kesersen, yolu kesik olanın yolunu kesersin ki, uyarabilesin, eğer üzerine vazife ise.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hatası yüzüne çarpıldığında hatasıyla yüzleşen kötü, hatasını yüzüne vurabilecek olanları yeryüzünden silmekle meşgul iyiden kat be kat iyidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazılarının yanlışlarıyla yüzleşebilme, kendilerini gözden geçirebilme imkanları, mahçubiyetle, rezaletle gelecek de olsa bir insani imkandır. "Hatasız"ların, "yanlışsız"ların yerin dibine inerek de olsa hatadan dönebilme imkanları yoktur: Bu armağanı reddetmişlerdir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsan fanidir, sınırlıdır, sonludur. İnsan yanlışsız, hatasız değildildir. İnsan tanrı değildir!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsanlık tevazu, temkin, kulak verme, sevgi işidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kinini, hasedini, dedikodunu at, insan ol. Gel biz günahlı, sonlu, sınırlı insanların arasına katıl, kardeşimiz ol da vermiş olduğunu hatırlamadığın sözünü tut! Lanetlenenlerden olma!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-264812118578644441?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/264812118578644441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/264812118578644441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2011/05/hatasz-gunahsz-yanlssz-dindarlk-hangi.html' title='Hatasız, Günahsız, Yanlışsız Dindarlık Hangi Dinin Dindarlığıdır?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-7251423427058172903</id><published>2010-09-04T07:02:00.007+03:00</published><updated>2010-09-04T20:14:25.494+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şiir'/><title type='text'>MUKADDER DENİZ'İN ŞİİRİ</title><content type='html'>&lt;div style="font: 13.0px Helvetica; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;a href="http://segahca.blogspot.com/2010/02/sessizce.html"&gt;sessizce&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 12.0px Helvetica; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 14.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;sabrın sularında bir ince dalga,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;kumdan kaleli kıyılara çarpar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;yakamozlar ışıldarken yüzünde&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;bir balık kendini ağlara atar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 15.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Arial; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 15.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;ulaşmaz sesler derinliklerde&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;biçareler&amp;nbsp;yalnız kendini duyar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;mehtap uyanmasın diye usulca&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;bir balık kendini ağlara atar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 15.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Arial; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 15.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;kayalıklarda bekler&amp;nbsp;denizkızı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;aşıklar çırpındıkça kan akar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;geceyi bölmesin diye kürek sesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;bir balık kendini ağlara atar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Arial; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 15.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Arial; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 15.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;yükselir sular ,daralır nefes&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;kumdan kaleli kıyıları yıkar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;dönsün diye balıkçı çaresiz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;bir balık kendini ağlara atar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Arial; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 15.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Arial; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 15.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;aşkın hakikati doğarken geceye&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;kaç pervanenin kanatları yanar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;hiçliğin tadına erme deminde&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;bir balık kendini ağlara atar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px; min-height: 15.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;segâh [&lt;b&gt;Mukadder Deniz&lt;/b&gt;]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span style="letter-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Evet, Mukadder Deniz'in şiiri, kendisini yeterince konuşuyor, (nadiren de olsa) bana lâf etmek düşmüyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;"Sessizce" gibi bir şiir her sene yazılmaz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font: 13.0px Georgia; line-height: 18.0px; margin: 0.0px 0.0px 0.0px 0.0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Sizlere, türkçenin bir başka büyük şairini, şiiri bir iş olarak seçmemiş ve neredeyse başka bir şiir yazmaya ihtiyacı kalmamış bir şairini sunmakla gurur duyuyorum. Efendim.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-7251423427058172903?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7251423427058172903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7251423427058172903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2010/09/mukadder-denizin-siiri-sessizce.html' title='MUKADDER DENİZ&apos;İN ŞİİRİ'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-8418789474689751627</id><published>2010-07-21T00:15:00.002+03:00</published><updated>2010-07-21T00:33:13.097+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><title type='text'>"HAVET" DE NE?</title><content type='html'>Kararsızlık bazan bir şeye sağndan solundan bakabilmeye de işarettir. Sorumluluk alma, sorumlu davranma korkusunun kronik&amp;nbsp;işareti olmadığında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada bir referandum var ve mümkünse&amp;nbsp;bir tavır almak gerekiyor. "Evet" de "hayır" da tartışmaya açık gerekçeler üzerinde kurulu. Ne "evet"çiler ne de "hayır"cılar geleceği okurluktan konuşmuyorlar, konuşamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan gerekçelendirilebilir, temellendirilebilir bir tavra duruşa sahip olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsiyatif alan, geleceği bilebilirlikten konuşamaz. Geleceğin imkânlarından, duruşunun sürekliliğinden (hatada süreklilik anlamında değildir bu, tavrın süreçselliği ile ilgilidir) gelişmelerin mantığından, aktörler, zemin ve maddi şartlardaki ivmeden yola çıkarak geleceğe yönelik bir yol seçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahil kararlılığının yakıp yıkıcılığı karşısında bir de aydın kararsızlığı var ki sürekli seyirci kalma üzerinde muhalif bir dil kurulabileceğinin politikasını güdüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep muhalif, hep teorik, hep haklı, hep kararsız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir şey söyleme derdi olmadıkça, yani praksis terkedildikçe ezber konuşur, yani ideolog konuşana, düşünene, üretene dayatır, ön kapatır, susturur, sansür eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz hakkımıza, yani söz haklarına sahip çıkmışların söz haklarına sahip çıkmamış olanların kıskançca sarıldıkları tek söz kararsızlığın sözü, hakim oldukları tek dil insiyatifsizliğin dili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsiyatifsizliğin diyalektiğinden seyirci mantığı dşında bir şey çıkmamıştır, çıkmayacaktır, maalesef.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-8418789474689751627?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8418789474689751627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8418789474689751627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2010/07/havet-de-ne.html' title='&quot;HAVET&quot; DE NE?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-8854548274717343871</id><published>2010-06-06T08:51:00.001+03:00</published><updated>2010-06-06T08:56:08.222+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayrımcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><title type='text'>Ortadoğuda Ne İşimiz mi Var?</title><content type='html'>Ne işimiz yok ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başımızdaki püsküllü belâ Ortadoğu. Sorunların kimi Ortadoğu'nun şekillenmesinden, kimi şekillenmişliğinin karakterinden, kimi şekillendirilmesinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğuya yoğunlaşmamız bir anlamıyla geçici bir yoğunlaşma, çünkü başka dertlerimiz, başka dikkatimizi çekecek bölgeler de var. Ama bir başka açıdan kalıcı bir yoğunlaşma olacak, kaçıp kurtulamayacağımız bir sorun alanını sorunçözme alanına çevirmemiz anlamında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğuya bağlayacağımız çoğu sorunsal aynı zamanda modernleşmemizin, batılılaşmamızın, kendimizi temellendirişimizin sorunları ile de ilgili. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçıp kurtulmamız, ertelememelerimiz, indirgemelerimiz bir yere kadar götürecek bizi: Hakikate yüzümüzü çevirmek, sorunlarla boğuşmak, rüyadan kalkmak, ağabeylerimizin sorun çözcülüğünün paryalığından kurtulmaktan başka yolumuz yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne&amp;nbsp;bir sömürge olmak istiyoruz,&amp;nbsp;ne de yığılmış sorunlarımızla yüzleşmek. Günışığı görmemiş elitimiz günün yakıcılığına, insanın sorunluluğuna, ülkelerin çatışan çıkarlarına alışmak zorunda. Başkalarına tabi olmanın kolaycılığı kolaylık getirmiyor artık, başka ülkelerin dert çöplüğüne dönüştük, kendi sorunlarımızı çözemediğimiz gibi. Çöplükten rahatsız olmamışlar bölgenin sorunlarına ilgi göstermemizden rahatsızlar: Ne işimiz var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok işimiz var. Bizi de şekillendirecek dünyayı, özellikle yakın dünyayı hakikatinde düzeltmek durumundayız. Yani dengelemek, adaletli şeklillenmesine katkıda bulunmak zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar&amp;nbsp;öne sürülen&amp;nbsp;gerekçeler açıklayıcı değil. Aynı gerekçelerle müdahale edebileceğimiz çoğu yere sırt dönebiliyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce şunu görmemiz gerekli: Risk alamak istemediğimizden öncelikleri belirleyemiyoruz, öncelikler, hayatın karşımıza çıkardığı, durup dururken kaşımayacağımız yaralardan geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olan oluyor, bizlere krizi yönetmek düşüyor genellikle. Ancak değişen bir şey var, arı kovanlarına çomak sokmasak da, şişeden çıkan cinleri şişelerine geri tıkmaya uğraşmıyor, ortaya çıkan durumla yüzleşiyoruz. Durumları bekle gör politikasıyla idare etmiyoruz. Belli insiyatifler kullanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikler, hayatın bize sunduğu ya da belki biraz işimize gelen sorunlarda. Boğuştuğumuz sorun belki de en çetrefilli sorun olabiliyor, hiç olmasa belli bir yere kadar sorun çözümünü olgunlaştırıyoruz öyle durumlarda, sonradan küllendirmeye bıraksak da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşularımızla eski tip ilişkileri özleyenler kaldı mı bilemiyorum. Bazı gerilimler bitiyor, bazı sorunlar çözülüyor ve bu rahatlamalar başka alanlara güç kaydırmaya kolaylık sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son kriz üçüncü ligde mi oynadığımızı düşündürdü, rüyadan uyanmak istemeyen herkezden fazla hak sahibi vatandaşlarımıza. Ne sandığı gibi bu çiftliğin sahibiler, ne de birinci lige sırt dönüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bilmediğimizi sandığımız oyunun kurallarını iyi bilenler olarak düşüdüğümüz oyunculara da anlatmak zorunda kalıyoruz iki de bir.&amp;nbsp; oyun oyun değil. Halâ ne anlama geliyorsa, "müttefiklerimiz" ülkemizde darbe planlaması yapabiliyor, hükümet değiştirme operasyonlarına girişebiliyor, gerekirse bu dili kendilerine de çevirerek ama aynı oyunu oynamayarak bir "toplumsallaştırma" işlemi bence pekala meşru bir çizgide ilerliyor, oyun kurallarına çekilirse, çekilmesi hedeflenirse, bundan vazgeçilmezse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun alanlarını, bölgeleri, zamanlamayı&amp;nbsp;kendimiz seçmiyoruz. Risk almaktan kaçınıyoruz, ancak bir risk alanı açılmışsa, o alan için yapılması gerekeni yapmanın riskinden kaçınmıyoruz. Bir kısmı temkin, bir kısmı cesaret, bir kısmı zamana bırakmadan ibaret bir müdahillik politikası güdüyoruz ve ideolojik hesaplardan çok gücümüzü, imkanlarımızı ve konjunktürü hesaba katarak, deneye sınaya ama deney yapmaktan kaçınarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğunun sorunlarında boğulmaya talip değiliz, ortadoğunun sorunları zaten kapımıza dayanmış durumda. Avrupa kafasını kuma gömüyor. Amerika arka bahçesi olarak gördüğünde bile bazan pervasızca hareket ediyor gibi görünürken, bazan eli kolu bağlı bir dev gibi. Zayıf noktasını uyutan bir dev.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiyenin bir planlamayla mühendislikle daldığı yok sorunlara. Türkiye yapması gerekeni yapıyor ve yapacağı çok şey var: Komşularıyla sorunlarını çözmeyi düşünüyor ve bazıları düşe kalka çözülüyor, bazıları zamanla kendi çözümlerini gösterecek, bazılarının ise çözüm yollarını keşfedeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, varolan sorunların kendisini ilan eden çözümlerine, sorun alanı kapımıza dayandığında, ya da içimizden birileri yanlışlıkla bile olsa sorun kapısını araladığında başvuruyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz Türk ayrıcalıklarından vazgeçmek zor da gelse, ortadoğu ile olduğu kadar balkanlarla, kafkasya ile, akdeniz civarıyla&amp;nbsp;ve deniz aşırı ülkelerle alışverişimz devam edecek gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarına benzeyerek değil, olunması gerekeni olarak, daha adil, eşit ve barışta bir dünyanın önünü açarak yürümekten başka yolumuz yok. Kendilerimize özendiklerimiz de genellikle içi boş bir kendisi oluşa özentiden ibaretler. Beni çakma parizyenler, çakma sufiler, çakma aydınlar, çakma bilimadamları&amp;nbsp;falandan çok insan olmanın içini dolduracak bir kültür, duruş, ufuk ilgilendiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışacağız, ter ve tezek kokacağız! Fakir komşularımız ve akrabalarımız bizi utandırmayacak, mahallenin mirasyedi belalısı gurur kaynağımız olmayacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi sorunlarımızı çözüşümüz, başkalarının dünyasını karartarak&amp;nbsp; gerçekleşmeyecek,, adaletten, insanlıktan başka yolumuz yok. Kolaya kaçamama gibi bir şansımız, güzel bir ülkemiz, bize miras kalmış bir sorun çzme geleneği var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temkini elden bırakmadan, tüm sorunları bir anda çizmeye kalkmadan yolumuza devam edeceğiz. Napolyonun bela aradığı yerlerde ne "ne işimiz var!" diyerek, ne de belamızı arayarak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-8854548274717343871?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8854548274717343871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8854548274717343871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2010/06/ortadoguda-ne-isimiz-mi-var.html' title='Ortadoğuda Ne İşimiz mi Var?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1560270121568471023</id><published>2010-04-04T03:27:00.007+03:00</published><updated>2010-04-05T00:07:36.041+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayrımcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnunuz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>Cehennem Biziz!</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.haberturk.com/yasam/haber/505343-dershane-borcu-aileyi-parcaladi"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 121px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456009877963884434" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/S7ekE6sPR5I/AAAAAAAAAwQ/l9SlJ7yb1nw/s200/Ekran+Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1.PNG" /&gt;&lt;/a&gt; Çek senet mafyasının bile insan göndereceği yerlere insafsızlık ve akılsızlık gönderenlerin hukuktan, insanlıktan, halklılıktan iddiaları olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onca rezillliği fark edip de değiştirmeyenler neyin açılımını, tartışmasını akıl edebilirler ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kaymakamlığa başvursaymış'mış! İcraya verilmişler, gelirleri, halleri, durumları ortada. Kulağı olan duyar, gözü olan görür! Bir hukuk varsa, doğrudan devreye girer! Sesi çıkmayana insaf yoksa hukuk, devlet, adalet niye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp krizi geçiren hastaneye gitse kurtarılabilir bellki. Ya yere yığılan, ayakta kalamayan? Gelen geçen, konu komşu, kurumlar, anlayış, getiriş götürüş hukuku yoksa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hukuksal otomatiğin olması için, evet, gelir verilerinin güvenilir olması lâzım. Düğünlerde takılmış altınlara referanslar vergi verilerinin veri kabul edilmeyeceğinin bildirgesi değil de ne? Deniz Feneri meselesinin hasıraltı edilmesi, vergi ve gelir sorunlarının çözülmeyeceğine işaret değil de ne? Yoksullar için icra hukukunun çek senet mafyası adaletini bile aratır halde olması verilerin güvenilir olmadığının kabulünden değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaparasından vazgeçmeyen bir hukuk hiç bir açılımı yapamaz, hiç bir insanî adımı atamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil ya da meşruiyet iddiasında bulunabilecek bir sistemin niceliksel (buna muhalefet edip de becerebiliyorsanız niteliksel) veri tabanını oluşturmamaya inattan ne vatandaşlık anlayışı çıkar ne de aklı başında bir toplum anlayışı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalık gelirsiz, vergisiz zenginlerle ve onların önlerine geçeni o eleştirilen arabalarla ezip geçen mahdum ve mahdumeleri ile dolu. Gelir verileri ile ilgili düzenlemelerin yapılmaması sermaye birikiminin, 'bir lokma bir hırka'dan vazgeçmişliğin mekanizmaları ile açıklanabilecek bir şey değil. Yoksulun, zorda ve darda olanın hesaba katılmaması lanetlenesi bir ezip geçme hukuku ile alâkalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır ve kasıtlı bir insafsızlık, sırtdönme, halden anlamama ile karşı karşıyayız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçak elektrik kullanan sanayicilerin sırtı sıvazlanırken, elektirik borcunu ödemeyen yaşlıları içeri tıkabilen bir hukuk, hukukçular üzerine düzenleme ile mi adaletini kazanır? İş siyasidir, anlayış sorunudur. İnsanlara insan gözüyle bakma, insanlıkta karar kılma işidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar yoksul için, insan için, insaf için ayağa kalkmayanlar istedikleri &lt;em&gt;&lt;strong&gt;yalta&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;cı topluluğun kapısında ağaç olabilirler. Karşı çıktıkları "Ceberrut Devlet"in insafsızlığının, zorunun, amansızlığının, dayatmacılığının bekçiliğini yaparak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1560270121568471023?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1560270121568471023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1560270121568471023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2010/04/cehennem-biziz.html' title='Cehennem Biziz!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/S7ekE6sPR5I/AAAAAAAAAwQ/l9SlJ7yb1nw/s72-c/Ekran+Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1.PNG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-4359322418957837383</id><published>2010-03-06T23:47:00.014+02:00</published><updated>2010-03-07T08:20:21.266+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Borderline Hal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyah Beyaz Türk Filmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Uygulamalı Felsefî Estetik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırlama Notu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yerli Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film Eleştirisi'/><title type='text'>Borderline Hâl'in Erken Uyarısı da Olarak 'Bomba Gibi Kız' (1964)</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/H1vRVY4aygY&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/H1vRVY4aygY&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rejisör: Orhan Aksoy&lt;br /&gt;Senaryo: Orhan Aksoy&lt;br /&gt;Diyaloglar: Bülent Oran&lt;br /&gt;1964&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncular:&lt;br /&gt;İzzet Günay&lt;br /&gt;Türkan Şoray&lt;br /&gt;Sadri Alışık&lt;br /&gt;Vahi Öz&lt;br /&gt;Asım Nipton&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 20. dakikadan sonra devreye giriyor Türkan Şoray. Borderline hâl'den çok borderline hâl'in paranteze alınmış halini oynuyor. Borderline'ı oynayanın oynanmasını Sadri Alışık'ın acemice ağartılmış saçlarıyla usta jenerik ve sinematografiyle, akıcı diyaloglar ve akıllı geçişlerle birlikte düşündüğümüzde hiç bir şey tesadüfî değil gibi geliyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Stanislavski'yi ve belki biraz da Brecht'i zorlamasızca devreye sokan bir oyun anlayışı makyaj ve mizanpajdaki usta acemiliklerin mesafe oluşturuculuğu ve dilin eğretilenmiş, oynanmış bir doğallıkta akışı ile örtüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Sinema meraklılarının 'Rıfat Diye Biri'ne göre belki biraz statik bulabilecekleri film yeni sinema şablonlarını hazımlı ve tutumlu kullanıyor. Akışın frenlenişleri acemilik işi değil kanaatindeyim. Bu filmde tiyatro kuramının o dönemdeki ruhu yeni sinemayla özentisizce evlendirilmiş gibi. Gösteriş yapılmıyor, film yapılıyor ve ortada söylenecek çok şey var. Çok şey var ama, söylenebilecek herşey söylenmiyor. Bir filmde, ortamda, hikayede anlatılabilecekten çok akabilecek olan ortaya dökülüyor, ayrıntı fazlalığı periferide söndürülüyor, yığılmaya neden olunmuyor. Elde var teatral olmayan bir teatralite, naif olmayan bir naivite, konunun basit gelebilecek hafifliği, işlenmiş ayrıntılar, iyi eşzamanlanmış müzikte acemi ve özentili bir açık bırakırcasına tekrarlanan Besame Mucho'lar .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senaryo, oyuncuyu rol figürünün oyuncusu yapmayı başarıyor Türkan Şorayın antresi/girişi ile. Borderline hâl Türkan Şoray'ın en güzel perfrmanslarından birisinde gümüş tepside sunuluyor gelecek zamana, filmi tartışmayı bir kenara atarsak. Performans eleştirel bir gerçekçilikten ve adaptasyon, özenme alıntılamanın tembel eğretilemelerini taşımıyor. Eğretilenen eğretilenenin ta kendisi. Gerçeklikte bir gerçek, ama düşünce'nin nesnesi olabilecek bir işlenmişlikte, seyredilip unutulabilecek, zihnin refere edebileceği bir zorlamasızlıkta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadri Alışık'ın teatral tarzı, zorlayıcı ve bütünü dağıtıcı bir özellik taşımıyor. Tersine, borderline ruh halinin hayat çerçevesini üslubun mesafeliliğinde rahatlatıyor, merkezden kaçırıyor ve dışarda akan hayatla buluşmada pekiştiriyor, sarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyanist belki Casablanca'vari bir karakter, ama montaj değil. Gerçekçi bir bakış'ın kenardaki hali. Bir merkezkaç figürü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vahi Öz sinematografik bir genişlik kazandırıyor filme, müthiş bir oyuncu en tasarruflu rollerinde bile mevzuyu rahatlatıyor, mesajı ortadan kaldırarak bir ölçüde, başka bir deyişle hayatlandırarak, hayata karıştırarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan ve ara olay örgüleri gereksiz dağıtmaların sonucu değil de, filmi takıntısız hale getiren bir mizansen, genişletme, hayata açma ve sınırlandırma ustalığının ifadesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzzet Günay iyi bir tercih olmuş. Güçlü kişiliklerin birbirini ezmeyen, hikayeyi fragmentarize etmeyen alâkalandırılışını ve dengelendirilişini oyunculuk tarzları da beslemiş. Günay'ın tiyatro ile sinema arasında gezinen tarzı Şorayın doğalmışcasına akan veya doğal gibi gelen doğalllığını yitirmişliği, toplumsallığına kavuşamamışlığı bir dünyada duruş olarak öne çıkarabilmesine veya bunu başkaları içinde bir hikâyede eğretileyebilmesine zemin hazırlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köprüaltındaki kumar sahnesi hayatın hengâmesi ve açıklığındaki kapalılıkla başlıyor, modern kapanmışlığın hayata açılımına doğru akıyor. Figüran kullanımının hikaye dünyasının zeminini tutumluluk içinde söndürerek genişletişi, denize paralel ufuk, bulutlu açıklıklar, apartmana açılan merdivenli sahanlıktaki gri ve yere yaklaşmış gökyüzü ile sokaklı apartmanlı arkaplan müthiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk sinemasının en ustalıklı filmi değil belki ama, bıyık altından gülerek seyretmeye kalkacak, Şoray'ın Abbase Sultan'daki rakkase gibi dansedememesine takacak, filmin adına çarpıp geri dönecek Seyirci teorik takılmayan, ezberi sahnelemeyen bir zevkin; edinilmiş, kazanılmış bir zevkin entellektüel dışavurumunun iddiasız, cömert, birşeyler söyleyen, anlatacağı bir hikayesi olan sineması karşısında afallayacak. Sımsıcak ve insan kokan bir bunaltı, hayatla sarmalanmış, ufalanmasına hazır bir sırçaköşk: Parantez açılıyor ve hayat galebe çalıyor. Sinemamızın klasik kozası böceğinden kurtulup çorabını örüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancılaşmada emansipe olmuşluğuyla yaban'ı olduğu bu toplum, uzun ömür biçmediği bu medeniyet, ezberden uygarlık yazdığı bir yerlere sıvışana kadar dayanmaya çalıştığı bu Anayurt Oteli, bu hayatlılık 'ruhuyla buluşamamış kuşakları', yarım kalmış insanı arka sokaklardan, toplumsallaşmanın rahminden, kalbinden selamlıyor, eleştiriyor, kucaklamaya çalışıyor biteviye. Bu sinemada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bitmedi, düzeltilmedi. Filmin daha az kırpılmış halini seyretmenizi tavsiye ediyorum. Kenan tiplemesi (Sadri Alışık) şablonları, kalıpları olan bir tipleme, ancak kalıptan ibaret değil. İçi boş bırakılmamış. Gerektiğinde Leyla (Türkan Şoray) ile mukayeseli bir çözümleme yapmaya çalışabilirim. Filmin bütünü açısından değil de, öne çıkardığım psikolojik 'keşif'ten yola çıkarak bakıldığında: Kenan Leyla'nın psikotik? vartutucu karşı tarafı, kör aynası, öne çıkarıcısı, ortam sağlayıcısı, orta(m) ağası. Ancak film Leyla'nın filmi değil, ya da hikaye Leyla hikayesinden ibaret değil. Erol (İzzet Günay) Leyla tiplemesi açısından bakarsak Leyla karakterini açık tutan bir işleve sahip. Ortamı normal hale çekici bir yerleşimi de söz konusu. Vs vs vs vs. Bu dengeler entellektüel bir hesap kitap işi ile kurulmuyor. Tecrübe, kalıpları ve imkanları tanıma, hayatın içindelik, bir zevkle, zevkten bakma işi. Buradaki zevk tatmin edilecek zevk değil, incelik, incelme, bakışta ihtimam işi, Efendim.)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-4359322418957837383?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4359322418957837383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4359322418957837383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2010/03/borderline-halin-erken-uyars-da-olarak.html' title='Borderline Hâl&apos;in Erken Uyarısı da Olarak &apos;Bomba Gibi Kız&apos; (1964)'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1533003820744800852</id><published>2010-03-04T04:25:00.012+02:00</published><updated>2010-03-07T07:17:07.865+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Pelin Batu: Söz Hakkını Bekleyen Karşıyakada Kalmışlığımız</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SsVPzJ6KKaI/AAAAAAAAAtY/xSh0UEyGfbI/s200/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SsVPzJ6KKaI/AAAAAAAAAtY/xSh0UEyGfbI/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pelin Batunun uyuklamasına kızmanın ne alemi var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mağdur, biraz ayrıcalıklı olsa da. Sırasını bekliyor hep. Kürsü onun, söz hakkı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeli beste sanmak gibi 'hariçten gazel okuyan' hallerine rağmen onu kürsüdeki işgal kuvveti gibi göremiyoruz. Elde var hüzün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paralel konuşmak zorunda kalıyor, kaale alınmıyor ama bir imajdan ibaret de değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorularında, çıkışlarında bir nesil ile saatleri ayarlamamız mümkün;&lt;br /&gt;Taksim, doğaçlama neden beste değildir, yazılmaz; Neden osmanlı tarihini çalışmadan hititliler, roma vb üzerine doğru dürüst konuşamayız vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklı olduğu noktaları pekiştirerek, eskiyle diyaloğunu güçlendirebiliriz bir kuşağın: Belgeler (objektif) konuşmaz, belgeler konuştuğunda da her konuşma bir yorumdur. Ancak yorum, hakikatini ve hakikatliliğini yitirdiğinde lafazanlığın ötesine gitmez. Yani, kanıtsız, verisiz, kaynaksız, tavırsız yorum da olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pelin Batuya verdiğim cevaplarda ömrüm törpüleniyor bazan, ama vapur seferleri de başlıyor adalar arasında. Susturulmasında ekrana birşeyler fırlattığım oluyor, bir hakikat karartmasına karşı çıkar gibi oluyorum. Konuştuğunda çileden çıkmıyor da değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O 'kırat'a 'beyaz at' diyen bir nesilden değil. Başbakan adayı hiç değil. Cadıları, simgeleri, savaşları, barışları, korkuları, öne çıkardıkları ve unuttukları dayanışmaları ile bizden birisi. Mahallemizde salyangoz satar gibi bazan, bazan da bir gazele kulak veren buluşmadalığın tarafı. Geleni gideni olmayan bir insan, ne yolcu ne de karşılayıcı, yapayalnız. Ve yapayalnızlıktan kaçmayan bir özgüven ve kırılgan tedirginlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuklasa da uyuklamasa da bana halimizi, diskurumuzu hatırlatıyor. Konuşulanlara her itirazım biraz o kuşağa da izahat. Bir başka dille, ufukla kaynaştırır gibi hali, elde olanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih, Pelin Batu'nun da rasyonalitesinden konuştuğunda; ufukların kaynaşmışlığından, daha 'ileri' bir noktadan, genişlikten konuştuğunda hakikatini bulacak. Yani konuşulma, anlaşılma burcunu bulmuşluktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkün türke propagandasından çıkıp, bütünleşmeye yüz tutmuş ufkumuzun, rasyonalitemizin ve geleceğe açılmış bir geleneğin yeni bir şey söylemedeki (söylemekte olan) sesi de olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sömürge ezberi belgelerle de sarsılır, ama ufuk sahibi olmamızla anlam dünyasını bulur tarih.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgelerin ezberimize çarptığı kendi hakikatlerinden çok bizim hakikatimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüntünün gözümüze çarptığı da hakikatimizin orta noktasıdır burada, Efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1533003820744800852?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1533003820744800852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1533003820744800852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2010/03/pelin-batu-soz-hakkn-bekleyen-bir.html' title='Pelin Batu: Söz Hakkını Bekleyen Karşıyakada Kalmışlığımız'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SsVPzJ6KKaI/AAAAAAAAAtY/xSh0UEyGfbI/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-604413396977236134</id><published>2010-03-01T05:39:00.003+02:00</published><updated>2010-03-01T06:55:15.550+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik Üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><title type='text'>Etnomüzikoloji Ya da Etnomüzikografya Çalışmaları Gereksiz midir?</title><content type='html'>Müzik etnografyası, müzikolojik folklor(ik) çalışmaları kültürümüze ilkellik yazmanın sonucu değildir.&lt;br /&gt;Bu çalışmalar her ortamda yapılabilir, tortuları, katmanları, zamanlardan kayan kültürel fragmanları, kültürlerarası alışverişin müzikteki damgalarını inceler genellikle.&lt;br /&gt;Pentatonik skalalar, yerel aletlerin materyal skalalara atıfları, kullanılmış aletlerden skalalarının kullanım kültürünün kestirilmesi (mesela kemik kavalların yıpranma noktalarından) folklorik hayat incelemeleri ile başa baş gider.&lt;br /&gt;Müzikoloji, müzik aletleri tarihi, müzik aletleri bilgisi, müzik kuramı, malzeme bilgisi, müzik teorisi unutulmadan.&lt;br /&gt;Bu çalımalar sadece müzik açısından yapılmaz. Etnografik alışveriş hakkında da bilgi verir. Tarihteki göç teorileri, hem tarihsel katmanlardaki ses aralıkları, skalalar, hem de bugündeki yansımalarıyla okunur.&lt;br /&gt;Antropolojinin ilkelliğe yaptığı anlamsız  gönderme, belki ilkel olmayanın folkloriğini inceleme olarak etnografi vurgusunu gerektirmiş olabilir. Bugün etnografi de ilkellik vurgusu ile kavranıyormuş gibi geliyor dışardan bakana. &lt;br /&gt;Antropolojik çalışma ile etnografik çalışma bugün daha farklı tasnif de edilebiliyor, dönüşümlü olarak da kullanılabiliyor, bu ayrı bir tartışma konusu.&lt;br /&gt;Modern ve ayrışmış toplumların üzerine de antropolojik veya etnografik çalışmaların yapılabildiğini bunların perspektif, ele alınan ölçek, hedeflenen katmanla alakalı olduğunu, temelleri, geleneklerdeki geçişlilik ve çeşitlilik ilişkilerini, kültür hayatın hükümle sabitlenmemiş, dinamik verilerine ışık tutabildiğini söylememizde sakınca yok.&lt;br /&gt;Müzik kuramı ile müzik düşünce tarihi arasında olduğu gibi, müzik etnografyası ile müzikolojinin etnografik tarihi arasında da farklılık var. Müzikoloji ahistorik olamadığı gibi, müzik etnografyası da zaman tabakaları ile boğuştuğundan ahistorik olamamaktadır. &lt;br /&gt;Müziği anlamak içim müzik tarihi gereksiz görülse de, müzik pratiklerinin geçmişi bir eş zamanlılıkta tortulanarak bizi sorun çözümüne iter.&lt;br /&gt;Müziğe etnografik yaklaşım müziği indirgeme meselesi değildir, tarihsel, toplumsal veriler sunabilmesindendir çoğu kez. Müziği toplumsal tarihi, sosyal hayattaki yeri, sadece müziği ilgilendirmeyen alanlaraki merkezi yeri çeşitli perspektiflerden çalışmaları gerekli kılıyor.&lt;br /&gt;İster müziğe ilgiyle isterse başka bir alakanın kurcalanabilmesi deşifre edilebilmesi için kurcalandığından olsun çeşitli açılardan mzik incelemeleri yapılabilmesine entellektüel tepki vermememiz lazım.&lt;br /&gt;Bir parçanın bir biriyle artık coğrafi bağı olmayan bölgelerdeki versiyonları, kemik kavallardaki deliklerin kültürel anlamda alışverişsiz oldukları iddia edilen topluluklarda eş pentatonik skalara işaret etmesi, ayrılıklar, farklılıklar, benzerliklerin anlamlanmada ayrışmaları bir matematik kesinlikte toplum ve beşeri bilim incelemeleri yapmamıza izin vermese de, dağarcığımızı boş bırakmıyor.&lt;br /&gt;Kültürler arası ilişkiler, kültürlerin dolaşım tarihleri yazı mezar, genetik incelemeleriyle başlayıp bitecek bir şey değil. Müzik, folklorik, sanattarihi, yemek kültürü, inşaat kültürü incelemeleri tek yönlü sonuçlar çıkartmama, aceleci olmama kaydıyla ışık tutucu ve gerekli.&lt;br /&gt;antropoloji ile etnoloji ayrımı ille de ilkelliğimiz üzerine kurulacaksa, her kültürün arkaik tortularını, temel ve basit olgularını kurcalayabilirler, bir ilkellik yaftası yapıştırmadan.&lt;br /&gt;İlkel, primat olan ille de ilkelliğe işaret değil, ilkel kavramına 'gelişmişlik'ten hezeyanı pek anlayamamakla beraber. Kendi ilkelliklerini kabul etmeyenin başkasının ilkelliğinin yargılayıcısı, tasnifcisi olmasını anlamak zor.&lt;br /&gt;İsteyen boğaz havalarını antropolojik bir bağlamda inceler, bir perspektife oturtabiliyorsa, isteyen folklorikten bakar, isteyen müziktarihinden kurcalar, isteyen müzikolojiden yola çıkar. Müzik müziktir. Analiz edilenlerin teker teker toplanması değildir.&lt;br /&gt;Müzikte matematik de vardır, makam ya da skalaların seyir kültürü alışkanlıkları da. Kullanım bağlamı, müziğin tarihsel aktarılmışlığı ve aktarıcılığı, taşıyıcılığı.&lt;br /&gt;Bestekar müzik bilgini değildir. Olsa da fena olmaz hani. Müzisyenin müzik bilinci zayıf olabileceği gibi, müzik araştırmacısının müzikal zevki, yaratıcılığı olmayabilir. Kuramsal yaratıcılık ilkel müzikal sonuçlar verebildiği gibi, ilkel denilebilecek imkanlarla sınırsız müzikal yaratıcılık pırıltıları gösterilebilir.&lt;br /&gt;Tepki gösterilmesi gereken indirgemeciliktir. Perspektiflerin çoğalması değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bitmedi, düzeltilmedi. eleştirdiğimiz çıkış ilkel olunca, eleştiriyi temellendirmek de kolay olmuyor, ortak değer, ortak nokta azlığı çokbilmişlikten olursa fena. )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-604413396977236134?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/604413396977236134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/604413396977236134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2010/03/etnomuzikoloji-ya-da-etnomuzikografya.html' title='Etnomüzikoloji Ya da Etnomüzikografya Çalışmaları Gereksiz midir?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-7126848519007017099</id><published>2010-02-25T17:18:00.007+02:00</published><updated>2010-02-25T19:09:54.084+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnunuz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><title type='text'>Çanakla Şarap İçen Kadehten Vazgeçmiş Olmalı</title><content type='html'>Kadehten haberi olmayan kırık çanağın tadından ne anlar? Kadehi bilmiyorsan çanağı bize övme!&lt;br /&gt;Nahivci dilini bilmeyen ameleye kulak vereceğine ders verirse başına düşen adı ne olursa olsun taştır.&lt;br /&gt;Kedinin su istediğini değil de sentaksını işiten, onu bize anlatanın adı Süleyman olsa ne yazar?&lt;br /&gt;Kedi avcuyla su vermeyi bilen köylü kadının kucağını ev bilir.&lt;br /&gt;Yanan gölde bir dem kamış olmayan neye kalem olabilir, neye üflenebilir?&lt;br /&gt;Mey şişesinde balık olmayan hangi gönlü dile getirebilir?&lt;br /&gt;Şiir sana hitap ediyor, şair sana hitap ediyor.&lt;br /&gt;Derdi anla, hali anla, duyguyu anla, sonra analiz et.&lt;br /&gt;İstersen baştan analiz et, ama suyu kuma dökme, talibi varken.&lt;br /&gt;Birbirinden ayırdığınız alanlarla dünya anlaşılmaz. Şiir hiç anlaşılmaz. Ayırdetmeyi, yere çarptığını yapıştıran aşıkta gör. Bir olan ayrılmaz. Yapıştırılmışın birliği temenni edilmiştir sadece.&lt;br /&gt;Parçalar ve bütünler birbirinin kapısı değil. Bir anlamda geçerli olan, başka bir anlamda alakasız bir önemin ifşası.&lt;br /&gt;Rind deriz zahiddir, zahid deriz rindanedir. Sözlük kapatılmadan, söze kulak vermeden anlam yaşantısı yok.&lt;br /&gt;Sözlüğe de bak, sözlüğe de dön, bunun öncesi sonrası yok, zamanı yok. Bu bakmada okuma da, dinleme de yok, ifade dert kaçrıldığında, boşlandığında.&lt;br /&gt;Mısra(lar) önerme değil. Önerme olarak ele almanın yeri olsa da. Kelime, imge kavram değil, kavramdan yola çıksa da.&lt;br /&gt;Elinde bir parçabilimin var. Anlamadan anlatmanın aleti elinde gibi dolaşma. İşini yapman, işini iyi yapman herkes işini iyi yapsa bile sonuç vermeyebilir. İşini iyi yapmanın nesnesi sensin. İşin kendinsin. Söylediğinde kendini işle, kendini tamamla.&lt;br /&gt;Söyleneni lafza alet et lâtifeyle. Söylenene kulak vermedeysen, dertten, sunulan şaraptan anlıyorsan.&lt;br /&gt;Cahil de yüz buruşturur, arif de. Birisi yabancı olduğundan iyisine de kötüsüne de. Ötekisi ekşimişe, su katılmışa, hilelisine.&lt;br /&gt;Arif su katarsa sanattır. Cahil su katarsa parçalar bütünü, bütün parçalarını eğretiler, itekler.&lt;br /&gt;Çözümleme bir gerekirliktir, ufku ve ufkunu yitirmeden. Elinde olan sadece sana açık olandır, talep ettiğinden fazlasını alsan da alamazsın. Eksik olduğunu kabul et, fazlasını başkası sana yazsın.&lt;br /&gt;Sen anlamasan da, anlatamasan da seni anlaşılacağından fazla anlayan hep çıkar. Döküp saçtığını toparlayacaklar her daim olsa da, şiir pazarına girdiğinde filinden in!&lt;br /&gt;Kendi evinde hayretle dolaş, yere serileni incitmeden.&lt;br /&gt;Üzerinde dolaşılan, ayaklarına serilen dokumasıdır yaşamışlığın, Efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-7126848519007017099?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7126848519007017099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/7126848519007017099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2010/02/canakla-sarap-icen-kadehten-vazgecmis.html' title='Çanakla Şarap İçen Kadehten Vazgeçmiş Olmalı'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-2193860739131669072</id><published>2010-01-09T14:51:00.007+02:00</published><updated>2010-01-11T03:38:19.220+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnunuz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günlük Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>CHP Dumanlı Havayı Severse</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/S0qA_TciO-I/AAAAAAAAAvg/erKoFYw9pfc/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425290526161255394" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/S0qA_TciO-I/AAAAAAAAAvg/erKoFYw9pfc/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;CHP dumalı havayı seçerse, halktan, mazlumdan, yaşlıdan, çocuktan, hastadan, zayıftan yana olma iddiasını kaybeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada savunulacak bir hak varsa, sigara içmeyenin, yolculuktaki bebeğin, esnaf lokantasındaki astımlının hakkıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soframızdaki, arabamızdaki hava dahi bize ait değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanımıza çağırdıklarımızı, misafir ettiklerimizi rahatsız ettiğimizde, sağlıkları ile oynadığımızda, bunalttığımızda sadece ve sadece rehin alma, esir alma, haksız hukuksuz bırakma makamından hareket etmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize ait bir mekanda sigara içtiğimizde dünyanın, doğanın, başkalarının içinde nefes aldığı havanın sahibi edasıyla davranmamız ne sahip olmanın sınırlarını tanır, ne eşitlikçidir, ne de ihtiyaçtandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kedi dahi rıza göstermiyorsa, yanında sigara içemezsiniz. Ev sahipliğini, misafirliği, müşteriliği kötüye kullanmanızın hakkani bir gerekçesi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolculukta, sofrada sormanız yetmez, cevabı da okumak durumundasınız. Başkalarının nezaketini kötüye kullanmamak durumundasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de sigara içecekseniz, bir yerden sonra, kendinize olan yükümlülüklerinizi ihmal etmek sizin bileceğiniz iş: Başkalarını dumanaltı etmeden; hastalara, yaşlılara, zayıf düşmüşlere, çocuklara ve dumandan etkilenecek canlı cansız diğer varlıklara zulmetmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP'yi geçmişi sömürgeci ve geleceği dayanışmasız bin bir partiye şikayet edenlerin, gündelik insani dayanışmayı korporativize edilmiş bir dayanışmayla değiştokuş eden aydınların bu konuda susması, konunun önemini fark edememelerinden değil, fark etme gibi bir sorunlarının olmamasından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevzubahis edilen şey duruşların duruşundadır ve bizi biz eden ve edecek herşeyin temelindedir: Dünya malımız değildir. Misafirlik ne sığıntılıktır ne de sömürgeciliktir. Ev sahipliği bir mahremiyet hakkıdır, dışardan olanı hukuksuz bırakıcı değildir. Havadaki kelebeğin dahi hakkı bakidir. Yaşlıları, çocukları, hastaları hesaba katmayan insanlığını, insanî yükümlülüklerini reddeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyana, düşünene, uyuklayana, yemek yiyene selam bile verirken rahatsız etmediğimizden emin olmak durumundayız. Her önceliği önceleyen bir başka öncelik muhakkak ki vardır. Bizim önceliklerimizin herkesin öncelikleri olması gerektiği an da gelir. Kötüye kullanmama, gerektiğinden fazlasında karar kılmama, eğreti olanda kök salmama esastır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtimam ezber işi değildir. İhtimam gerekçelerini teşhir edici değildir. İhtimam, ihtimam'ın toplumunda kendini izah edici olma gürültüsünden kurtulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adalet, hak, hukuk kaygısı, eşitlikçilik başkalığı ve başkalarını selamlayıcı bir duruştan temellendirilebilir. Kuramsal bir egoizm üzerine kurulu toplumculuk ne insanlığı kardeş bilir, ne kainattaki had ve hududunu tanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kriter edindiğimiz eşik medeniliğin olduğu kadar sömürgeciliğin de eşiği olduğunda, durmak, düşünmek, dayanışmanın ve insanlığın sadece ve sadece en hakiki ve hakkanisini seçmek durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkaniyet, aşk, ezip harap ederse de şarap eder!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncelikten çok mu zarar gördük de, en kaba yolu seçmekteyiz, bilerek eyleyenler anlatsalar da 'yeni siyaset'leri anlasak.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-2193860739131669072?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2193860739131669072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/2193860739131669072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2010/01/chp-dumanl-havay-severse.html' title='CHP Dumanlı Havayı Severse'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/S0qA_TciO-I/AAAAAAAAAvg/erKoFYw9pfc/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-6710842364316231906</id><published>2009-10-02T02:15:00.004+03:00</published><updated>2009-12-24T11:06:36.881+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><title type='text'>"Evlilik İnsanın Doğasına Aykırı" mıdır?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SsVPzJ6KKaI/AAAAAAAAAtY/xSh0UEyGfbI/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387800269470443938" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SsVPzJ6KKaI/AAAAAAAAAtY/xSh0UEyGfbI/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu "doğal" hal insanın vahşi hali olmasın? Yani "insanlık öncesi" hali? Yani insan olmama hali?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(Buradaki "önce"yi "sonra"yı okumuş cahiller için izah edelim: Burada, tarihsel anlamda geriye referanstan çok analitik bir ayrıştırma söz konusudur, genellikle.)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer bir şey insan için mümkünse, hayata geçirilebiliyor ve insan kültürünün bir parçası olabiliyorsa insanın doğasında da vardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsanın doğası, doğal hali üzerine konuşma ve iddialar çoğu kez düşünce deneyinden, "kuramsal" varsayımlardan/önkabullerden ibarettir, kurgudur: Şunun şöyle ya da böyle olduğunu düşünerek açıklama modelleri kurarız/kurarlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Çocuk için, çocuk hatırına evliliğin sözkonusu olmuşluğu" iddiası, en iyi niyetli halinde dahi sadece fonksiyonalist bir açıklama modelinin devreye sokullmasından ibaret.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet, cinsellik bugün kapsamından, boyutlarından, doğal halinden (burada doğadan neden bahsedilmemektedir, şaşırtıcı olmalı idi!) koparılarak bir haz fonksiyonu olarak ele alınıyor. Çocuğun hesaba katılışı önemli, ancak evlilik sadece çocuk hatırına yapılmaz. İnsanların karşı cinsle ilişkisi sadece üreme ve çocuk yetiştirmeden ibaret değil. Çoğalmanın, çocuk yetiştirmenin önemini küçümsemek anlamına gelmez bu. Aile oluşturmak her hangi bir indirgemeci model ile sadece karikatürize edilebilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsan toplumsaldır. Bir toplumsallıktır. Başkaları ile bir arada, başkaları ile alışveriş içerisinde dillenir, serpilir gelişir. Aile toplumsal dayanışmanın, kültürün, yetiştirmenin, yetişmenin, toplumsallaşmanın temel birimidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsanın insestiöz hali, çocuğun sürünün çocuğu olma hali insanın kültür öncesi, ahlak öncesi; kişilik, rasyonalite, bireysellik öncesi halidir olsa olsa.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsan oluş bir kültür geliştirme işidir. Ahlak, hukuk, vicdan geliştirme işidir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aile terbiyenin, toplumsallaşmanın ve dayanışmanın kurumudur. Burada, örneğin, "iktidar" kavramından yola çıkılarak eleştiriler gelmiştir. Bunun ilkelliğe çağrı ifadesi değil de, sosyalpsikolojinin ortaya çıkmadığı zamanlarda, daha "derin" ve köklü bir dayanışma iddiasıyla yapıldığı olmuştur. Bugün aynı iddiaları sosyalpsikolojiyi ve toplum kuramını bilmemezlikten gelerek yapmak akıl kârı değildir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aileyi eleştirmek başkadır, kültürü ideoloji ile değiştokuş etmeye çalışmak başka.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Herkesin herkese rakip olması ilkelliktir. Sadakat kültür işidir. Aldatma insanlık halidir, ama insanın doğası değildir. "Kültür"ün, dayanışmanın, ahlakın, hıkukun reddine giden yanlarımızla alakalandırılabilir. Tepkileri, insan davranışını karikatürize etmeye kalkmazsak, genel kavramlarla bireysel davranışı açıklama cehaletine düşmezsek.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aidiyet bireyselliğin mezarı değildir. Birleştiren bir ölçüde yontar, boğar da. İtiraz, farklılıklar ortak noktaların yoksunluğu, bağsızlık üzerine kurulmaz. Ortak noktaların, birleştiren noktaların totaliter yanını törpüler, nüanse eder, dengeler. Birleştiren ve ayrıştıran yanlar kimlik, kişilik, bireysellik edinme süreçlerinin içindeki alışverişte şekillenir, oluşur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çocuk, daha akıllı ve güzelini sokakta bulduğumuzda nasıl değiş tokuş edilmiyor, yine bizim evladımız olarak kalıyorsa, eşler de her daim başkalarından güzel, sağlıklı, akıllı, zengin v.b. olmak, teyakkuzda yaşamak durumunda kalmıyorlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çocuk evlatlıktan reddedilebiliyor. Bunun savunulabilir olduğu zamanlar, durumlar söz konusu olabilir. Eşler için de ayrılma, uzak düşme pekala söz konusu olabiliyor. Sadakatın "fazlası"nın eleştirilebilir olduğu zamanlar vardır mutlaka. Bu "fazla" sadakatın içeriğini boşaltan bir fazladır, sadakatin fazlası değil dengesizliğidir genellikle. İnsanlığı incitecek; hakkı, kukuku, hakikati incitecek "dayanışmalar", dengesiz sadakatlar sadakat olarak düşünülmese daha iyi olur kanaatindeyim. İnsan bir sorumluluktur. İnsan bir toplumdadır. İnsan bir çevrededir. Kainattadır. Alemdedir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsanlığın, insan olma halinin geren, zorlayan, çelişir görünen yanları içinde olgunlaşıyor, şekilleniyor, öncelikler belirliyoruz. Kolaya kaçmak kadar, kolaydan kaçmak da insanın işi. Kaçılmayan kolay, yani aslında yapılması gereken çoğu kez o kadar çetrefilli ve zor olmayabiliyor. Kaçak güreşmelerimiz, iki yüzlülüklerimiz, tutarsızlıklarımız, başkalarıyla birarada oluş, başka insiyatiflerle bir arada oluş, akıntıya karşı yüzme durumunda kalışlarımız, daha nice şeyler işimizi güçleştiriyor. Listesine gerek de yok zaten. Yetişmeye çelışıyoruz insanlığın, zamanın, şartların ve keyfimizin gerektirdiklerine. Her yaptığımız doğru değil. Her yanlışımız da yanlışa/yanlışta inattan değil.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşimizi kolaylaştıran bir kültürümüzün oluşu. Terbiyeden geçişimiz. Eğriyi doğrudan ayırdetme yetilerimizi sürekli eğitimden geçirmemiz. Ve nasıl oluyorsa bir insana başka gözle bakmayı da öğrenebilmemiz. Sevdiğimizin yüzü dağılıyor, aklını yitiriyor falan, ama sevgiyle elini tutuyoruz. gerekirse altını değiştiriyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kaçmak da insanlıktan. Kalmak da. Kimse kimseye insanlığı ile büyüklük taslamasın. İnsanlık, insan oluşumuzun zayıf yanlarını reddetmek, unutmakla yücelmiyor. Fani, sınırlı, kırılgan halimizi genelliği ile bilmekle ayakta tutuluyor. Ve bin yıllarda gelişmiş kurumların içini boşaltmamakla.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(ayrıntıdan kaçındık, konuya sık sık geri döneceğiz, efendim. düzeltilmedi, uyku öncesi acele yazıldı, kopukluklar mutlaka vardır)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-6710842364316231906?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6710842364316231906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6710842364316231906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/10/evlilik-insann-dogasna-aykr-mdr.html' title='&quot;Evlilik İnsanın Doğasına Aykırı&quot; mıdır?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SsVPzJ6KKaI/AAAAAAAAAtY/xSh0UEyGfbI/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-8817089340460800508</id><published>2009-09-08T02:57:00.006+03:00</published><updated>2009-09-08T06:34:28.946+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum Kuramı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><title type='text'>Muhafazakârlaşıyor muyuz?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SqXPR0em2xI/AAAAAAAAAtI/BEBgIrRZ4Lw/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5378933235015670546" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SqXPR0em2xI/AAAAAAAAAtI/BEBgIrRZ4Lw/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Muhafazakârlaşıyor muyuz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nerde! Keşke! Nereden çıkarttınız bunu?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Gazeteler öyle söylüyor.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gazetelere bakmayın siz. Tersi geçerli. Hiç bu kadar hayat tarzsız, geleneksiz, ölçüsüz, egoize edilmiş sosyal dayanışma görmedik. Birinci Cihan harbinden sonra da benzer bir dönemimiz oldu. Nedense bilinmiyor. Hatta daha beterdi gündelik uzantıları, ancak itiraz da vardı, karşı tutumlar canlı ve çekici idi. Toplumsallaşma kanalları sarsıntıya uğrasa da devam ediyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Cumhuriyetin kuruluşu bir toparlanma getirdi demek istiyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet. Aynen. Sanıldığı gibi "asrilikler"in, karikatürize ettiğimiz, bazan hicvettiğimiz, olayların ötesinde etkileri oldu. Toparlandık. Gelecek için angaje olduk. Herkesi kapsayabilecek, daha uzun süre devam edebilecek ivme çeşitli nedenlerle frenlendi, isterseniz bu konuya girmeyelim. Cumhuriyet aileyi, eğitimi, gündelik hayatı toparladı. İnsanları angaje etti. Toplumsal ahlak işler hale geldi. Toplumsal diyorum, bireysel eylenir veya karar verilir, ancak meşruiyet iddiaları ve ahlak düşüncesine açılan "ahlaki dayanışma" çok karmaşık toplumsallaşma süreçleridir. Evi vicdan görünse de, bahçesi kültürdür. Cumhuriyetle panik, korku pragmatiği, güvensizlik ve gelecek tasarımsızlığı ortadan kalktı. Cumhuriyetle imkanlar ne kadar dar olursa olsun, insanlar kendi geleceklerini de tasarlayabilecekleri, uzun vadeli düşünebilecekleri bir ortama kavuştular. "Yeni" bir bireysel duruşun, vatandaşlıktan bakışın önü açıldı. Vatandaşlıktan bakış aslında osmanlı döneminden de miras kaldı. Çoğul dispozisyonlar sözkonusu idi, içiçe. Aidiyet, özdeşlik, kimlik, vatandaşlık çok boyutlu toplumsallık kesitleridir. Anlam ve vurgu değişse de, bazı şeyler derinlerde akar. Bilim haline getirdiğimiz bakış tarz(lar)ı tüm insani kurumlaşma ve ihtiyaç spektrumunu kapasamaz. Anlaşılır kılınamayan, ihmal edilen, hatta bazan problematize edilirken ihmal edilmesi gereken kurumlaşmalar, yapılar vb, gelecek herhangi bir bugünden bilinmediğinden , anlamlandırılamaz, önemsenemez, kavranamaz. Bireyin, insanın oluşumunu/hayatını/şekillenmesini gözlemleyebildiğimiz halde, insani hayatın boyutlarını makaslamaya, basitleştirmeye ve böylelikle kontrol altına almaya kalkışabiliyoruz. Yani hayat hikayelerini bildiğimiz halde, hayatta şekillenmeleri adeta küçümsüyoruz. Aslında indirgemecilik, insani minimalizm, cehaleti halının altına süpürmekten ibaret. Kandırmaca değil, karmaşık olanın tutarsız ve omurgasız görülmesi ile de alakalı. İlkel pozitivist dönemden kalma bir pratik. Fakat tamamen de o yüzden değil. "Bir şey olmaz"cılıkla yapılıyor çoğu ülkede binalar. Kurumlar. En gelişmiş ülkeler bile savaş ilan ederken hakikat analizlerinin üzerinden atlıyorlar. Hakikatle düzeltilmeleri, rakipsizlik ve karşı insiyatifsizlikten. Bazan karşı sorumluluklardan. Karıştırmayalım daha fazla. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İnsanî minimalizm dediniz, açar mısınız?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Marcusenin Tek Boyutlu İnsan'ı da bir yere kadar bu kavramın içini doldurabilir. Kolaylık olsun diye söylüyorum. Ama benim açımdan, yetersiz, hatta Marcuse bile benim bakış açımdan bakılırsa, minimalist. İnsan olduğu, olabileceği ile, imkanları ile ele alınmıyor. Buraya kadar Marcuse ile beraberiz. Kavramla insana, topluma gittiğimizde, inşa işine başladığımızda insan bir olması gerekende şekillendiriliyor. Düşüncede ise bu şekillendirme, sorun teoriyle praksis ve fronesis arasındaki alakadaki tıkanıklık, daraltma ve hakikatinden koparma olmasa da yerinden oynatmaya, insanı insani boyutundan teorik anlamda da olsa kaydırmaya yol açıyor. Marcuseyi ilerde tartışalım, onu bir karikatüre dönüştürmemek, hakkını vermek için. Bu şekillendirme, budama pratikte, uygulamada ise özgürleşme ve emansipasyon iddialarıyla bile hayata geçirilse, filizsiz, dalsız, budaksız ağaçlardan, keyfi "gerekirlik" süzgecinden geçirilmiş birarayagetirişler'de söz konusu oluyor. Bir ara sormanlardaki çeşitliliğin, başka müdahalelerle canlı varyasyonlarının seyreltildiği, çürüme ve doğal ölümün ortadan kalktığı, ekolojinin ancak mühendislik bağlamında ele alındığı, orman "sisteminin" tekilleştirilmiş de olsa açık uçluluğunda düşünülemediğinde olduğu gibi. Şimdilerde bir kaç kütük, doğal olarak, yaşlanmaya, kurumaya, kırılmaya, devrilmeye çürümeye bırakılıyor, lütfedilip. Dikkat edilirse doğa toplum analojisi yapmıyoruz burada. Bilimcilik at gözlüğü gerektiriyormuş gibi görünüyor. Daha genel konulara geçsek? "Kuramsal Felsefenin" ya da Toplum Kuramı'nın çetin gerekçelemelerine başvurmak zorundayız, fazlasını söylemek "dogmatik kaçacak".&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Bu söylediklerinizin ışığında yeniden soracak olursak ...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayır! Muhafazakârlaşmıyoruz! Çözülüyoruz! Muhafazakârlaşma sanılan şey sadece en kibar formülasyonuyla, bir sırt dönme biçimi, eğer han-ı yağmada bir dispozisyon değilse. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Sanırım bu sizi korkutmuyor?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Olmayan bir birlik çözülüyor. Yerine bir başkasını önermek durumundayız. İşin hakikatini önemserseniz, ortada korkulacak bir şey yok. İsteyen istediği kadar manipule etsin toplumsallaşmanın kurumlarını, hakikatin emrettiğine kulak verirseniz, yani görürseniz, okursanız, indirgemezseniz, kapıp götürmezseniz, paralel akan bir hakikatlilikle, dayanışmaya hazır oluşla buluşursunuz her daim. Gentekniği ile hibrit bir insan nesli orataya çıkarılmadıkça haksızlık, hukuksuzluk, insanfsızlık tutmaz. Her daim yeni köleler, daha az eşitler "imal" edilir, edilecektir. İnsanlıktan efendiliğe geçmeyi seçmeyecek bir ahlak ve ahlaklılık direnecektir buna. İnsan dayanışmada insan olur. Toplumsallaşma süreçlerinin bir adı zaten toplumsal dayanışmadır. İnsan bir dayanışmadır! İnsanlık dayanışmadadır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Sorunlar az değil?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Birikiyor, evet. Felsefesiz, arifsiz, insansız, insafsız da olmaz! Sorgulayıcı olmak, insanlığa/insanlığımıza sadakat işidir. İnsanlıkvazifemizdir. Sadece insan değiliz, olmak da zorundayız. İnsan oluş herşeyin üstüne çıkmak için olamaz. Sorumluluğuna varmak, ezmemek, çiğnememek içindir öncelikle. Çiğnenen bir yerde isyan eder. Çiğneyen isyan ettiğinde; çiğnemeye, çiğneyenle yer değiştirmeye itiraz ettiğinde; insan oluşunda karar kıldığında neler olmaz! Sorunlar doğal afetlerden, kontrol edilemez güçlerden kaynaklanmıyor şu anda, insanlığın hallerinden, tutumlarından, hayata düşmanlığından kaynaklanıyor. İnsan herşeye çare bulamaz. İnsan ulaştığı yere tutunamaz. İnsan biteviye koşuşturmak durumundadır. Bu boş ve boşuna değildir. İnsanlığın hayatı budur. Felaketlere karşı bağdaşık olma şansımız yok. Göğüsleyeceğiz, dayanışmada kendimizi bulacağız, her seferinde.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Muhafazakârlık gibi görünen şeye Muhafazakârlığı tercih ediyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet ama, o kadar basit değil. Hangi anlamıyla muhafazakârlık? Bir temkinlilik, ölçülülük anlamında muhafazakarlığı toplumsal hayatta önemli bulurum. Ama deneme sınama gereken yerde cesaret ihtiyaç olduğunu da düşünürüm. Cahil bir gözkaralığı değil bu, başkalarını, başka şeyleri hesaba katabilmenin, birikime ve eleştiriye sırt dönmemenin insiyatifliliği. İnsan, zevk sahibi, kültür sahibi, terbiye sahibi olmadan yol açıcı olamaz. Yeni bir şey söyleyemez. Yeni şey söylemek, hem hayatı, anı, akışı, olanı, olmakta olanı okumayı gerektirir hem de o güne kadar nasıl yapıldığını, nasıl yapılamadığını bilmeyi, insani birikime hakim olduğunu iddia etmeden ona açık olmayı gerektirir. Yeni şey söyleyenler ukala değildirler, tecrübeye ve başkalarının tecrübesine kapalı değillerdir. Bir kural ortaya atıp etrafına hendek kazmazlar. Bu (ister geçmişle, ister birikimle, ister çevresiyle ya da hepsiyle) konuşma, alışveriş halinde olur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Muhafazakâr hal'e razıdır?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayır. Ama o güne kadar nasıl yapıldıysa öyle yapmak ister karşı çıkarken bile. Burada "hal" ile reddedilmesi gereken hali kastediyorsunuz. Geleneği taşlaştırmak zorunda değildir. Zulme varolanı korumak için katlanmak zorunda değildir. Hatta temkinle yeni şeyler de söyleyebilir. Eldekini kaybetmek istemez öncelikle. Maceraya karşıdır. Ama her isyan, her karşı çıkış macera gibi hatta daha ağır şekillense de maceracılıktan kaynaklanmaz. Muhafazakar da isyan eder, çok aleni hallerde Ama muhafazakar kalır sonuna kadar, çünkü itiraz, macera, ihtilalcilik yeterince temsil edildiğinden, yeterince risk aldığından kendi pozisyonunu önemser. Biz muhafazakar ile tutucuyu kastediyoruz bazan. Oysa atılımcılıkla bir denge kurma işidir muhafazakarlık. Gereklidir. Şöyle ki, bir açıdan karşısındakini muhafazakarlıkla suçlaan, bir başka açıdan muhafazakar pozisyon alır. Demek ki sıfat üzerine konuşmuyoruz. Bir siyasi kültür üzerine konuşuyoruz daha çok. Sağ ve katı satatükoculuk sanırım ilk akla gelen burada. Ama onların da atılımcı, ilerici hatta sol takıldığı olabilir. Burada dikkat edilmesi geren şu: Eleştirdiğimizi dinamiği içerisinde eleştirmek durumunda olmuyoruz her daim. Bu meşrudur. Dinamikte(n) konuşmak zordur. Bazan gereksizdir. Gerekli olduğunda da donanım yetmez. Eleştirinin geçerlilik alanını bilmek kaydıyla, daha geniş aralıklardan, daha geniş ufuklardan bakmamış olma hakkına sahibiz. Daha iyi bakış açısı arayanların ise dikkat etmesi gereken şu: "Daha iyi"nin de sonu yoktur. Yanılmazlık garantisini hiç bir güzel emekten sağamazsınız. Her daha geniş, daha iyi bakış açısı, bir başkasına göre dar gelebilir. Burada relativizme düşmeden, başka bakış açılarının çoğulluğuna bakış açınızı relativize edebilmek durumundasınız. Söylediğinizin elbette bir geçerlilik iddiası, bir hakikat iddiası var, ya da olmalı. Daha fazla karışmasın, isterseniz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Muhafazakarın kaygısına sahip, yeni şey söyleyen ve işte bu yüzden...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;devrimci de ola(bile)n? Bu biraz süper entellektüellik gibi bir şey? Ben herşeyin herine bir başka şey koyulması gerektiğini düşünmüyorum. Devrim, düşünce tarzında olur. İdare biçiminde olabilir, vandallık olmama şartıyla. "Kültür devrimi" diye bir şey düşünemiyorum. Bir slogan olarak anlayabiliriz, bir epok olarak. Ancak kültür devamlılık ve eleştiri işidir. Yeni şey söyleme işidir. Bazı alanlarında kültürün devrim diyebiliriz belki, teknik devrimlere benzer şekilde belki, bir şeyler hayal edebiliriz, meşru bir anlamda kullanımı. Ama bir şeylerin yerine çoğu kez bir ilkel ezberin ötesine geçmeyen şeyler koymayı "devrimci." bulmuyorum Değiştokuş edilemezlerin alanında oluyor bunlar zaten en çok. Dinin yerine bilimsiideoloji, ya da bilimin yerine dinselimsiideoloji koymak gibi. toplumsal süreçlerde nasıl çiçekleneceklerini de biliyorluk edasıyla. Yanlış anlaşılmış bir şeyin yerine doğrusunu, daha kapsamlısını koyabilirsiniz. Toptan karşıysanız bir şeye, karşı pozisyonunuzu koyar, tartışmaya açarsınız, eleştiriden nasibinizi alırsınız, çok bilmişlik etmezsiniz. Yasak, sürgün, ezberle biten işleri eleştirmek bile abes. Hiç bir toplum(sal kurum) bireylerin ve grupların bir şeyleri kabul etmişliğine müdahale edemez, darbe indiremez. Yanlış gördüğünü yanlışlanmaya açık durarak eleştiren insan ise anlama ve anlaşmanın açık tutulmasına hizmet etmektedir. Yaftalarla değil, kavramlarla konuşabiliyoruz, bir yerden, bir sorundan, duruştan. Kavramlar meşruiyetlerini ansiklopedik içeriklerinden almıyorlar gerçek/sahih bir konuşmada. Anlam alanları konuşmada açılıyor, kapanıyor, taşınıyor...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Yani sizin açınızdan "ansiklopedik" bir tartışma değil, muhafazakarlık, devrimcilik gibi kavramlar üzerine fikir alışverişi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ne ansiklopedisi bu? Ansiklopediler de bir fikirden, perspektiften şekillendiriyor. "Entrikalar Ansiklopedisinde" Kösem Sultanın başka yanlarını vermek, tartıştırmak isteseniz de, zorlanırsınız. Baştan zaten kendisi bir yere yerleşmemişse de siz yerleştirmiş oluyorsunuz. Bütün duruşların, fikirlerin, açıların ansiklopedisini evet, tahayyül edebiliriz. Mantıksal olarak mümkün. Tek tek maddeleri için daha da mümkün. Benim vurgum şu ayrımla anlaşılabilir: Ben olup bitmiş ve tanımlanmış "kelimeler" üzerinde tartışmıyorum, bunun yapılmasını gereksiz bulduğumdan değil. Ben bir iletişim, konuşma, tartışma içinde kullanılan, onun içinde anlam, anlamlara katkı, nüans taşıyan ve bir süreçte, konuşma sürecinde, alışverişte "hakikatinin gerçekliğini" kavramaya başladığımız ya da tartıştığımız mesele/konuya alakalandırılarak düşünülmesi gereken kelimelerden bahsediyorum. Ansiklopedik, leksikal, ostensiv, etimolojik yüklerini, bağ ve bağlantılarını reddetmiyorum. Bir konuşma sürecinde elbette onlara da açılıyor, eğretileniyor, tersine eğretileniyor, stipulasyonlara uğruyor, özgürlüğüne kavuşyor, açık anlam taşıyor vs.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Sanki söyleyeceğinizi söyleyemediniz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Söyleyiş, başka türlü düşünülebileceğini (söylenebileceğini) dışlamıyor. Son sözü söyler gibi konuştuğumuzda, çoğu kez, nerelerde sorun çıktığını bildiğimizden, konunun etrafında başka bir şekilde dolaşmış oluyoruz. Burada size bir şey söylemeden çok, önyargılarımı tasnif etmeye çalıştım, sorun alanlarına girdim çıktım, cehaletimin haritasını da çıkardım, sessizce. Sanrırm kimse de bizden cevap beklemiyor olmalı. Burada bırakalım bence, önyargılarmız pişe dursunlar, Efendim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;(düzeltilmedi, online hazırlandı, yanlışlar var)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-8817089340460800508?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8817089340460800508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8817089340460800508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/09/muhafazakarlasyor-muyuz.html' title='Muhafazakârlaşıyor muyuz?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SqXPR0em2xI/AAAAAAAAAtI/BEBgIrRZ4Lw/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-6133623787439893778</id><published>2009-08-24T00:20:00.017+03:00</published><updated>2010-04-05T00:33:10.536+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Siyasî Gündem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><title type='text'>Demokratik Açılım Ne Kadar Demokratik?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SpHClVt2HpI/AAAAAAAAArw/W8aYsYWVL8Y/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373289777170095762" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SpHClVt2HpI/AAAAAAAAArw/W8aYsYWVL8Y/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;Bilmediğini eleştirenleri, bilmediğini eleştirdiği için eleştiren bir eleştirelliğimiz var.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki başından beri bilen, gidilecek yeri tüm süreçlere katılarak bilecek olan, bilerek savunan, savunacak olan kim var?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hükümet? Devlet Zirvesi? Entellektüel iddialı korporativist kuruluşlar? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir şeyler bilen gerçekten var mı? Bu kararlar nerede nasıl alınıyor, sonuçlara nasıl varılıyor? Özlemler kimlerin özlemleri? Verilen kararların kendini bu işe adamış takipçileri kimler olacak?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilmediğini savunan, bilemdiğine güvenmesi gereken aydından, bilmediğini savunma cesareti gösteren basından, toplumun özlemlerini toparlayarak ve toplumun önyargılarını deşerek ilerlemeyen bir siyasetçiden neler bekleyebiliriz? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nereye varacağını, nerede duracağını bilmediğinden çekinenleri topyekün demokrat olmamakla suçluyoruz. Açık bir paketi savunanları gözümüz kapalı demokrat mı ilan etmemiz gerekiyor?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Açık paket, tartışmaya, işlemeye, üzerine emek vermeye açıksa evet demokratik olarak nitelendirilebilir. Ama bu açıklık nerede ve nasıl tartışıldığını bilmediğimiz bir geliştirmeye, planlamaya ve tasarıma gönderme yaptığında pekala kaygı duyabiliriz ve bu cins açıklığa korporativist bir içerik yazabiliriz, haklı olarak. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Devletin Zirvesinin onay vermesi paketin nasıl geliştirildiğine ve ilerletilip işleneceğine dair kaygılara cevap verildiği anlamına gelmez.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gelişmeler sürecin çeşitli aşamalarında demokratik prensip, pragmatik ve işleyişin meşruiyet testlerinden geçirilemeyecek gibi görünmektedir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Irak'a da demokrasi "getirildi". Bu bir gün gerçekten de demokrasi olabilir mi? Evet, mümkün. Ama tüm toplum için ancak sonuçta bu söz konusu olabilir. Yani, baştan itibaren getirilen, bazı kesimler açısından demokratik de olsa toplumun toplamı için bir işgal, yağma, ve talandır. Herkes memnun edilemez mantığı, bu işlerin böyle yürüdüğünü ve yürüyeceğini kabul ediş, sonradan demokratik yapılara varılabilecek olsa da, başlangıçtan itibaren sürece yüklenmiş varılmama, hedeflememe, gerektiğinde engelleme opsiyonlarını görmemezlikten gelme eğilimindendir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Demokratik olanın işe geldiği gibi olmaması, "getirenin" herhangi bir anlamda zararına da olsa işletilmesi, risk tasarımının arkasındaki kararteorisinin ve bundan yola çıkan hesabın açık tutulması gerekir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Demokrasi "getirilir" mi? Getirilirse kim getirebilir? Getirmek nerede ve nereye kadar meşrudur? Getirmek hangi anlamlarda götürmektir? Yarım bırakılacak tartışmalara taraf oluyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiyenin sorunları ciddidir. Ülkemizin demokratik, eşitlikçi, dayanışmacı bir yapıya kavuşması elzemdir. Ve her dediğimiz, diyeceğimiz tartışmaya açıktır. Demokratik bir toplumda, yapılanlar, düzeltilmezlik ve geridönülemezlik aldımgötürdümcülüğüne kapalıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ancak, bazı adımlar kurucu konsensusları yeniden yapılandırmak olduğunda, üzerinde sık oynanamayacak, tüm toplumun çivilerini yerinden oynatan adımlar atıldığında, toplumun bütünü angaje edilmelidir. "Seferber edilmelidir" demiyorum, eskiden kullanılan "mobilizasyon" kavramı bugün "militarist" bir dilin ifadesi olarak görülebiliyor. Önemli olan, neyi içerdiğidir, neyi önerdiği, "ne"den yola çıktığıdır. Demokrasi için "seferberlik" haklı nedenlerle gereksiz ve populist de görülebilir bugün. Ama her anlamıyla temelsiz değildir. Tartışılabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Toplumların yeniden yapılanmalarında toplumu ayağa kaldırmanın "sakıncaları" olabilir ve bu yüzden demokratlar farklı çizgiler izleyebilirler. Kabuledilebilirlik ve meşru davranış çerçeveleri oldukça geniştir, aslolan toplumsal dayanışmanın yeniden şekillenişinin katılımcı bir yol izlemesidir. Demokratik bir yol izleniyorsa. Şark despotizmi, sömürge demokrasisi gibi tuhaf şeyler önerilmiyorsa.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Toplumun bütünü" ile kaygıların çeşitliliği, sorunların çeşitliliği, tasarımların takip edilebilirliği, anlam alanlarının çok katlılığı işaret edilebilir. Demokrasiyi herkes meydan demokrasisi olarak görmeyebilir. Ancak anlayış farklılıkları arasında geçişlilik olmalıdır. Meşruiyet kanalları özelleştirilmemeli, yani başka kesimlere gayrımeşru kılınmamalıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kamplaşmalar, kutuplaşmalar, çatışmalar olduğunda ve meşru olması gereken gayrı meşru görüldüğünde, merkeze alınacak olan, keyfi ayrışmalar değildir, sorunçözümlerinde, pragmatikte ve katılımda açıklıktır. Mutlak örtüşmeler, uzlaşmalar değil, herkese açıklık söz konusu olmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlaşmazlıklarda "tasarımsal inadı" meşru kılabilecek tek şey katılıma ve meşruiyet sorgulamalarına açıklıktır. Çatışmaları ve anlaşmazlıkları körüklemek, dayatmacılık, ikna edilmemeleri gerekiyormuşçasına toplum kesimlerini kenara almak, demokratik meşruiyetçilikle çelişir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aydınlanmış dayatmacılık ihtilalcidir genellikle. İhtilalci olmadığında da "ilerici" gibi nitelendirilen, demokrasiyi hedefleyebilen antidemokratik duruştur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Demokratik Açılımımız ve "önümüze çıkan fırsatlar", hatta "son fırsat"ımız nedir, açıkçası ben bilmiyorum. Haberim yok. Nerede tartışılmış olduğunu, hatta tartşılıp tartışılmamış olup olmadığını anlatmaya niyetli kimse de yok, etrafta.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçinde yaşadığımız ülkenin, etrafımızdaki ülkelerin ve tüm dünyanın ağır sorunları var, bunu biliyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her türlü kaygıyı anlıyor, demokratik dayatma olduğu sanılan şeyin içinde sosyalize olduğumuz demokratik dayanışmayı zayıflatıcı olduğunu görüyorum. Yine de bize düşen, sorunçözümünden, tartışmadan, öneri ve itiraz alışverişinden yana olmak, toplumu meşruiyet çizgisinden uzaklaştırmamak, anlaşmamazlıklarda demokrasinin işletilebileceğini göstermektir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeniden kuruluşu, yeniden şekillenişi söz konusu ettiğimizde daha yapısal, daha temelden, daha kurucu bir dayanışmadan yola çıkılması gerektiğine inanıyorum. Demokratik olmayı beceremeyen bir demokratlık iddiasını demokratikleştirip demokratikleştiremeyeceğimize peşin hükümlerle cevap vermek istemiyorum. Önyargılarımın hakikati vardır belki, ama, demokratik tartışmanın kanallarını kapatan bir demokratik iddia ile karşıkarşıya da olsak, daha çok ter dökmek, daha çok emek vermek zorundayız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-6133623787439893778?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6133623787439893778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6133623787439893778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/08/demokratik-aclm-ne-kadar-demokratik.html' title='Demokratik Açılım Ne Kadar Demokratik?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SpHClVt2HpI/AAAAAAAAArw/W8aYsYWVL8Y/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-5198232891763225010</id><published>2009-07-27T21:56:00.006+03:00</published><updated>2010-04-05T00:45:35.716+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Deneme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Yenipaganlık Olarak 12 Eylül</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/Sm345HI-jLI/AAAAAAAAArA/AvNit437b_s/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5363216391321062578" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/Sm345HI-jLI/AAAAAAAAArA/AvNit437b_s/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;12 Eylül sanatta antimimetik hareket başlattı. Özellikle heykelde. Cumhuriyetin arkaik sakralitesinden bağımsızlaşmış sanat nesneleri üzerine kurulu estetik semboliği (ki buna da itiraz eden duruşlar vardı, bir kapışma olduğunu biliyoruz, özellikle 30'ların sonuna doğru açığa çıkan) yerle bir edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heykel, cumhuriyetçi modernizmin mimetik bağlamından çıkarıldı, temsiledilenin temsili, hatırlatıcı estetik noktalar olarak monumentalitenin, hakikat iddiası temsillerinin, nesnesinin kutsallığından kopmuş estetik iddianın ifadeliliğinin yenipagan bir anlamlılıkta; yorum, anlama, hatırlatma ve tartışmanın antimodernist bir sakralitede eritilmeye çalışıldığını görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anma törenleri sosyalize edici, hatırlatıcı, profan-anamnetik özelliklerinden ritualteye doğru çekiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiri yasaklanıyor, şikayet ritualleri kuruluyor.Tartışılır, içinde yeni şeyler söylenebilir retorik ayinleştiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proje ile gelmeler, öneri sunmalar, meşruiyetleri sınanarak ya da tartışılarak değil, kutsallaştırılan bir dünyayla, "işe gelen bir geçmiş" yüzeyle karşı karşıya bırakılalarak değerlendiriliyor (değersiz bırakılıyor). İdeolojinin emri, hakikatin demirini kesiyor, ama sadece kendi halkının insiyatif kullanmalarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydınlanmanın öncülleri/premisleri tartışılabilir, ancak 12 Eylül bir aydınlanma modeli olarak eleştirilemez. Başkalarının aydınlanmalarına, aydınlanmamışlıklarına yenipagan bir kalkan olmak dışında bir kültürü yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm, rasyonel, tartışılabilir, önermeleri tartışmaya açılabilir bir tavırken, önce ideolojiye sonra bir antimodernist ritualler zincirine dönüştürülmeye çalışıldı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;“Ataya şikayet” gibi eskiden halk protesto folkloriğinde yeri olabilecek tavırların kitleselleştirilmesinde 12 Eylülün etkisi var ve 12 Eylül hep bir biçimde, bazan karşıtlarınca devam ettiriliyor. Bağımsızlık, öncelikle düşünce tavır bağımsızlığından geçer, ve geri dönüşsüzlükkten kaçınmayı seçenlerin pragmatiğinde yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğumda, Tanrı’ya politikacıları, hali şikayet eden mektup yazıp köprü duvarına asan yaşlılar olurdu. Bir protesto çeşidi idi, tepki ile karşılanmaz, üzerine gülümseyerek konuşulurdu. Rasyonel bir dünya görüşüne eklemliydi, kutsalla alay değildi, eski tek tanrıcı geleneklerin de kalıntılarına, izlerine, folklorikteki izlerine başvurarak, tartışma açan, gündem açan özellikleri vardı. Eleştiri, çaba, didinme, gayreti dışlayan bir gizilgücün harekete geçirilmesi değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazan ölü kahramanlara, bazan hayatta olmayan ebeveyne şikayet ile, eskinin etkin mirası ile hal karşı karşıya getirilirdi. Ve bu sosyal davranış halk kültürünün “repertuarı” içinde idi, meşruluğunu sağlayan kültürel kanallar var idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, direnmeyen sorgulamayan, karşı durmayan aydının “ataya şikayet ritualleri” pek anlaşılır değil. Mustafa Kemalin karşı çıktığı, yerle bir etmeye çalıştığı herşey onun adıyla pervasızca yapılabiliyor. Halk şikayet etse, içinde bunu temellendiği bir geleneği var. Aydının ne düşüncesi, ne duruşu, ne folkloriği, ne mizahı ne de gerekçelendirme kaygısı ve bu yüzden de rasyonel gelenegi var. İkna derdi olmadığından hamasi, dayatmacı. Retorik, ifade, ikna derdi yok. 12 eylül devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 eylüldeki işkenceleri, idamları düşünüyorum. 12 Eylülcülerde bir suç ceza, hatta intikam (intikam dahi ilkel de olsa karşılıklılık üzerine kuruludur) derdi yok. Öldürme bir ritual. İlkel bir katarsis, estetik ayrışmışlığından sunağa geri çekilmiş. 1 Mayıs katliamını yapanlar belli iken, bir başkaları bunula yargılanıyor ve asılabilirler. Kollektif suç ve ceza bile değil bu, insan-kurban seçiminin anomize ediciliği, paylaştırıcılığı. İsmail kurbanlıktan kişiliğine, bireyselliğine, insanlığına geri döndürülürken, 12 eylülcüler kendi çocuklarını, ismailleştirilmişlerini kurbanlaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Martta ortada şahıslar, duruşlar vardı, bireysellikleri ile öne çıkabilen, bir söyleyecekleri olan. 12 Eylülde bireysellik, tavır, ifade, hayat ve duruş karşıtlıkları öne çıkartılmadı. Hem kitlesel bir zulüm uygulandı, hem de popkültürel bir mühendisliğe başvuruldu. Toplumsal dayanışmanın kültürü, kurumları ve kanalları talan edildi. İbrahim oğlu İsmail kişilik sahibiydi. 12 eylülün oğulları adsız, hayat hikayesiz bırakıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paganlık uygarlıklar kurarken, dönüşürken, yenipaganlık ilkelleştirdi, teslim etti, insanlığın alanlarını ve dünyasını daralttı, karar, tasarım ve gelecek planlamasını patronaja, yani sömürgeci aydınlanmalara teslim etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri cezaevlerinde ulusal simgeler, modern semboliğinden çıkarıldı, insanlığın “temsilî ilk hali”ndeki sakral, can alıcı, kurban alıcı semboliğe dönüştürüldü, Durkheim’i bu noktada ciddiye alır ve geliştirirsek. Totemcilik döneminden kalma, anlamları değişmiş bir çok simge, gündelik hayattaki geniş semboliklerinden farklı görülebilmeye başladı. Bir bilinç hali mi bu? Red edemeyen, etmeyende bölünmüşlük yaratan, şizofrenik bir yeraltını zorlayan, o kadar sevdikleri popkültürde aidiyetsizlik kusan de-dekonstruktif bir “durum” yarattılar. Reddeden, içinde yaşadığı toplumdan koptu. Red edemeyenin hayatı karıştı. Eleştiri? Bir o eksik kaldı. Simgelerin tartışılabilen dünyası, hamasi bir kutsallıkça tabulaştırıldı. Hem simgeler rahatsız etmede, hayat zından etmede kullanılacak, hem de yeniden anlamlandırma süreçleri kapalı tutulacak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylülcüler bir ihaleyi kazandılar. Birilerinin “bizim çocukları” idiler. Ama bizim çocuklarımız asla olmadılar, olamadılar, olmazlar, olamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül başka halkların, geleneklerin, kültürlerin rasyonalitelerini, ihtiyaçlarını, planlanabilir gelecek yanılsamalarını, modernitelerinin bekçiliğini, cellatlığını yaptı. Ama kökü, kozmolojisi, gelişir ve dönüşürlüğü olmayan bir yeni paganizmle düşünce geleneğimizin yeşeren ağacını kuruttu. 12 eylül üzerinden aydınlanmayı eleştiremeyiz. Aydınlanmayı 12 eylülcülüğü yendikten sonra eleştirebiliriz. Eleştiri demokratik, açık, tartışabilir geleneklerin arasında olur. Ne geleneğimiz eleştirel takipçisine, yani kaçıp kurtulmnın mümkün olmadığını, emek, didinme ile medeniyetlerin ayakta tutulabileceğini (kurmaktan zor bu) bilenlerine kavuştu, ne de aydınlanmanın taşaronlarından kurtulup aydınlanmalarını görebildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet neyi hedeflemişse 12 Eylülcülük ayaklar altına aldı. Bağımsızlık, bağımsız düşünce, modern hayatın ayrışmış, karmaşıklaşmış yapıları baskı altında tutuldu, homojenize edildi, bir ilkelliğe teslim edildi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Amerikadaki yerlilerin arasında yaşamaktan onur duyardım, kültürlerinin üzerine incir ağacı dikilmeden. Onlarınn hayat tarzını, sömürgecilerin hayat tarzından medeni buluyorum. Yenipaganlığımızın imperatiflerini ise, sömürgecilikten daha beter, bir insanlık tutulması olarak görüyorum. Sömürgeciliğin içinde muterizler vardı, fikir vardı, aydın, üniversite, vicdan, birey vardı. 12 Eylülcülüğümüzün kurbanlarının adı yok, hikayesi yok.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-5198232891763225010?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5198232891763225010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5198232891763225010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/07/yenipaganlk-olarak-12-eylul.html' title='Yenipaganlık Olarak 12 Eylül'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/Sm345HI-jLI/AAAAAAAAArA/AvNit437b_s/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-5287887099018198961</id><published>2009-07-27T04:32:00.003+03:00</published><updated>2010-04-05T01:05:12.569+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Akşam'ın Akşamı</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/Sm0RpsCd8iI/AAAAAAAAAq4/JgAgMTLVvYQ/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362962139161948706" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/Sm0RpsCd8iI/AAAAAAAAAq4/JgAgMTLVvYQ/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;25 Temmuz 2009 tarihli Akşam Gazetesinde Mine Akverdi imzalı bir yazıda &lt;a href="http://aksam.com.tr/2009/07/26/haber/cumartesi/326/paganizm_patladi.html"&gt;("Paganlık Patladı")&lt;/a&gt; gazetecilik deontolojisi aşılmış görünüyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yazı propagandif, seçmeci. Tartışılır bir fikir sunma biçiminde değil, bir hakikat deskripsiyonu tarzında sunulmuş. Yazarının elinden bu şekilde mi çıktı, hangi editoryal süreçlerden geçti, aslında sadece derleme mi, yazarı söylediklerinin altına imza atıyor mu bilemiyorum. Ancak yazılanlar hem olgusal olarak, hem sunum tarzı olarak sorunlu. Propagandif bir tarz yerine enformatif bir dil seçilse itirazımız daha sınırlı olurdu, eleştirel dilin, yani kendisini sorgulayan, tartışmaya açık bir dilin kaybolmaya yüz tuttuğu bir basın dünyasında.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yazara mı, orada adı geçen araştırmacıya ya da bir başka yayına mı ait olduğunu bilmediğimiz iddiaların bazıları şöyle:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Paganizm kökenlerini doğadan alan ve doğanın kutsallığına dayanan bir inanç sistemidir. Doğayı sevmek ve bir parçası gibi hissetmek, bu yaşam kaynağına ve onun ölüm-yaşam evrelerinin durmaksızın tekrar eden döngülerine saygı duymak ve hürmet etmek esastır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tüm ritüeller doğal döngülere uyum sağlamak için vardır. Mevsim dönümlerinde, ay ve güneşin safhalarında özel törenler yapılır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kimsenin inancının kesin ve doğru olduğu söylenemez ve herkesin kendine en yakın yolu seçme özgürlüğü vardır. Paganizmde özgür düşünce desteklenirken, yaratıcı zeka kutsanır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Paganizm anti-merkezci, anti-hiyerarşik ve bir dogmalar silsilesini kural olarak dayatmayan bir inanç biçimidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Pagan inancında dünya, varsayılan bir cennetin gölgesinde değildir. Dünya kutsaldır. İyilik ve kötülük kutuplaştırılarak birbirlerinden ayrılmaz. Kadın ve erkek eşit ve dengededir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Tanrıça ve Tanrı kavramı kutsal gerçekliğin bir ifadesidir, ikisinden birinin üstünlüğü söz konusu değildir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Pagan ahlakı 'Ne istersen yap, ama kimseyi incitme' sözü üzerine kurulur. Her bireyin etrafını kuşatan doğadan ve diğerlerinden sorumlu olduğunu söyler. Doğa ve diğer insanlar ile bir ahenk içinde olunmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Bu şekilde düşünüyorum", diyene, "bu fikirleriniz tartışmaya açık mı?" diye sormamdan doğal birşey yok. Bir dogmalar listesi,, doktrin, ideoloji sunulmuyorsa, fikrimiz merak ediliyorsa "karşı kutup bir yorum pluralitesinden çıkarılıp karikatürize edilmiş, benzer sorunlar, hatta daha ciddileri paganizmlerde de varoldu" derim. için &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ancak "paganizm burada ifade edilendir" diyene "one minut" demek durumunda kalırım: Hangi paganlıktan bahsetmektesiniz? Tarihi olmayan, geçmişi olmayan, sorunu olmayan bir paganlık mı bu bahsettiğiniz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir tarihi olan, etkisel tarihi olan paganlık(lar) var, bir de bugünkü yeni din, modern din, sınırlandırılmış din, çetrefilli olmayan din arayışının ifadesi olarak paganlık var. İlki hem bazı dini geleneklerde sürüyor çeşitli biçimlerde, hem de kendi tanım alanının dışında kalmış geleneklerde etkisini sürdürüyor, bir "etkintarihsel" aktarım olarak. İkincisi, hayat dünyasından kopmuş, tanımlanmış sınırlandırılmış, kozmolojisinden koparılmış bir anlayış daha çok. Yeni dünyaya, eski paradigma nakli nasıl yapılabilir çok zor ve çetin bir mesele. Sadece, yeni paganlık, modern diskura eklemlidir ve onun tarafından belirlenmektedir demekle yetinelim. içinde ölçülen biçilen, tepki gösterilen, sorunları, karşıtlıkları, kopuşları kendisinden beslenen bir hayat dünyası içerisinde paralel olması mümkün dünya görüşleri, alt hayat dünyaları, parçalanmış içi boşalmış ama soruları belirlemiş kozmoloji(ler) içerisinde. Çoğul kullandım, aslında dünya sanıldığından daha bütünsel bazı açılardan, ama aynı anda bir birisine rakip kozmolojiler, paradigmalar yanyana paralel, içiçe de yaşayabiliyorlar, bazan entegratif bir rekabet ve çekişme, bazan cepheden sürtüşme kapışma içerisinde, bir hareketlilikte.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Freud'un insest üzerine eleştirilerinden yola çıkarak bir medeniyet tartışması yaptığımızda, geçmişteki paganlık nerede kalacaktır? Paganlık hangi tarihten sonra paganlıktır, hangi tarihten önce, meselâ, sadece bir önpaganlıktır? Durheim'in ele aldığı sakral/kutsal olanın profanize olması sürecinden etkilenmemiş bir paganlıktan bahsedemeyeceğimize göre bu yeni paganlığın eskisini tedavülden kaldırmışlığı, pagan sakralitesinin başka bir rasyonalitede anlamlanmışlığı, kaybolmuşluğu değilse, nedir?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsan kurban edilmesin tek tanrıcı dinlerdeki tematize edilişi, paganlığın, ahlaki düşünce tarzının özerkleştiği bir kozmolojiye çekilmesinin de ifadesi midir? Eleştirel tavrın gerekliliğinin vurgulanmasındaki kırılma noktası İsmail'in kurban edilmesi değil midir? Put kırma semboliğini hatırlayalım. Bir başka düşünce tarzının , eleştirinin, eleştirel ahlakın sunulmasını görebiliyorum, İbrahim'in tavrında. Dışardan empozeden çok, bir kopuş, isyan, aydınlanma biçiminde. Put kırma semboliği, afganistandaki Buda heykellerini kırmaktan farklı, yeni bir şey söylemenin gücüyle (yeni icatla ortaya çıkma değil, "yeni bir şey söylemek") yerleşik olana isyan, itiraz. İsmailin kurban edilmesine itiraz vahiy'in alanından geliyor. Bu çok önemli. Vahiy'in alanından gelip, insanın eleştirel sorumluluğuna aktarılan bir noktadayız, orada. Paganlığın insan anlayışı kırılıyor. Yalnız paganlığın değil paganlığın da içine dahil olduğu bir kozmolojide çatlak açılıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbrahim Peygamber, çıkarsamada bulunarak, bir imperatifi dinleyerek, bir hukuktan yola çıkarak bıçağı elinden bırakmıyor: Bırakması vahiyle oluyor. Bu ne demek? Bu şu demek, pagan geleneğin meşruiyet kanallarının kırılmasının, meşruiyet sağlama süreçlerinin insani sorumluluk, hukuk, düşünce, rasyonalite alanına aktarılmasının (çoğul) başlangıç noktalarından birisi olması. Doğrudan özeleştiri ile olsa, yine meşru olacak, ama bir kopuş, dünyasal ayrılık söz konusu olacak. Burada bir dönüşümün, iç dönüşümün de ifadesini görüyoruz. Burada, insanın kurban edilmesi engellenmişliği değil merkezi olan, modern anlamda insan anlayışının (da) eşik noktalarından birisinin sunuluşu. Karar ilahi, insan karara uyarak özeleştiri yapıyor, ya da düşüncesi ve duygusuyla barışıyor, temelli olanla olmayanın tartışma noktası, kritik noktasından konuşuluyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Doğayı sevmemek tek tanrıcılığın bir özelliği değil. Modernizmin araççılığı, teknik ilgisi elde bir veri olarak tarih kurgulandığında bu veriler din tarihinin ya da eleştirisinin bir parçası olabiliyor. Dün doğada, bugün microdoğada yaşadığımız bir çok sorun (gentekniği, genetik kopalama vs) hayata, ölüme, insana bakıştan alakasız değil. Dinlerin doğa karşısındaki tavırları eleştirilebilir, sorgulanabilir, her dinde yorumsal çoğulculuk her alanda söz konusu olmayabilir ( mezheplerin ortak düşündüğü alanlar, anlaşmazlık içinde olan tarafların sorunsuzca kabul ettiği alanlar var olabilir) . Dinler arasındaki ve farkılı dinlerin kendi içlerindeki farklılıklar şaşırtıcı bir şey değildir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dinler aradan çekilse dahi, insanların paylaştıkları hayat, üretim gelenekleri var. Belli bakışları, davranış kalıplarını, rasyonalizasyon "mekanizmalarını" devreye sokan. Dinler bir anlamda şekillendirici, ama maddi dünyanın tornacısı, imalatçısı, mimarı değiller. Dinler ideoloji değiller. Bir yorum praksisi, dünya tecrübesi, entellektüel birikim, kültürel kompetens de gerektiriyorlar. Yorum, şartlarının farkında oluştan, sorunların olaylar zincirinin devamlılığı içerisinde kendilerini ele verişlerinden yola çıkıyor. Başka bir dünyaya değil, kendi dünyasına eleştiri, öneri, öğüt, hikmet, emir getirdiği için. Ezbere konuşulmuyor, gerçekliği kavrayarak konuşuluyor, bu da bilginin tüm alanlarının devrede oluşuyla, düşünülenlerin, çıkış noktalarının eleştiriye, daha iyi bir noktaya açıklığı içinde oluyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Modern dünya kötü!", diyelim ki. O halde yeni bir dünya mı kuracağız? Bu mümkün mü? Bir ada bulduk, yeraltında bir dehliz bulduk içinde yaşanabilecek, el değimemiş. Yine mümkün mü? Kendi yükümüzle, kafamızla, sorun çözme tarzlarımızla, ölçüp biçme biçimlerimizle, diskurlarımızla, dillerimizle, dil oyunlarımızla, kişilik kazanma yapılarımızla, öğrenme ve öğretme biçimlerimizle gideceğiz. "Yeni birşey yapılmaz!" demiyorum, tersine "yeni şeyler söylemek lazım!" diyen bir geleneği konuşturuyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dünya eleştiri bekliyor. Karşı konulması gereken onca acı zulüm var. İnsana karşı, canlıya karşı, doğaya karşı. Dağa taşa karşı. Bunu pagan olmayanlar, hatta hiç inanmayanlar savunmuyor mu sanacağız? Tasavvuftada cennet kazanmak için değil, öyle gerektiği için davranırsınız, eşyaları bile kardeş görebilirsiniz, iyilik kötülük bir zıtların birliği içinde ile alınabilir, sanırım, paganlıklarda olamayacağı kadar derin bir biçimde... bunlar daha iyi bir hayat, daha iyi insan olma garantisi veriyor mu diye de sorarlar üstelik. Evet, sufi oluş şart mıdır? İnsanların değişik değişik tarzları, tavırları duruşları olabilir. Hindistandaki yeri süpürerek (canlıları ezmemek için) dolaşanlar bizden her açıdan iyi midirler, ya da biz onlardan çoğu alanda daha iyi rasyonel, değerli miyiz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tabii ki insanların iddiaları, hakikat iddiaları, düşünceleri, savundukları, gerekçelendirdikleri inançları olacak. Bunları tartışacak, sunacaklar. Ama bu başkalarını karikatürize etmeden, sömürgelştirmeden yapılacak. İnandığının, bildiğinin büyüklüğü ile büyüklenene arif olanlar cahil gözüyle bakarlar. "Sen inandığın şey kadar büyük müsün? İnandığın şey inandığının kendisi mi, senin körlerin fili tarifinde anlatılanı yaşaman mı?" der benim geleneğim. Savunduğun, kendi yorumların, kutsallaştırdığın kendi fikirlerinse, öznelliğin dışında bir eleştirel diskur tanımıyorsan haikati olan fikir, içeriği olan ahlak, adaleti olan hukuk neylesin?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dünya bizim gibi olan ve olmayanlarla, ufuk kaynaşmaları içinde anlaşılır, tartışılır, gelişecekse geliştirilir. Anlamak, anlatmak tevazu, açıklık, eksikliğinin farkında oluş, bir yerden, bir noktadan, bir hayattan konuştuğunu bilen insanların, duruşların, sözlerin tartışması, karşı karşıya gelmesiyle oluşur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Anlamak ve anlaşmak ille de bir birimize katılmakla değil, birbirimizi çarpıtmadan, indirgemeden, geçişliliklerimizi, ortak yanlarımızı inkar etmeden, çıkış noktalarımızı pespektiflerimizi birbirimizin kabul edebileceği şekilde dile getirebilmekten, bunun için konuşmayı açık tutmaktan geçiyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Barışın tavrı, karşı tarafın içinde kendisini bulabileceği bir dilde, hikayede, ufukta temsilidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu olmuşu olmamış yapma da değildir. Ama her olabilişi farketmemişlik olabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İster adına önyargı diyelim, ister tarihsel tortu, paganizmin sorunlu, çatışmalı, her daim barışçı ve doğayla uyumlu olmayabilecek (açlık, kıtlık, yağma, kölelik, ayrımcılık) yanlarının da olduğunu gösteriyor. Doğayla,havayla, suyla, insan oluşla kurabildikleri ve tüm insanlığın ortak mirası olan ve halâ etkisel tarihini sürdüren katkılarının da.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(zamanım bu kadardı, online yazıldı, düzeltilmedi. paganizm ve cinsiyetçilik gibi konularda da zaman bulursam kısa bazı şeyler söylemeye çalışırım: Rahibe tanrıçalar, tanrı tanrıça akrabalıkları, dinlerde tanrının vücutlandırılışı sorunu, paganizm karşıtı paganiteler vb)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-5287887099018198961?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5287887099018198961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/5287887099018198961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/07/aksamn-aksam.html' title='Akşam&apos;ın Akşamı'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/Sm0RpsCd8iI/AAAAAAAAAq4/JgAgMTLVvYQ/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1753782354530340394</id><published>2009-07-25T05:49:00.013+03:00</published><updated>2009-07-25T18:13:13.094+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat Dünyamız'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aydın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Light Kavramlar'/><title type='text'>"Light" Kavram Olarak "Light Din"</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SmsdNOo93zI/AAAAAAAAAqw/0YQ6Ql5VQ1Q/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5362411894420135730" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SmsdNOo93zI/AAAAAAAAAqw/0YQ6Ql5VQ1Q/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" /&gt;&lt;/a&gt; "Light" batı dillerindeki "moderate", moderat" kavramının çevirisi olarak kullanılıyor. Moderato gidiş, orta ayar gidiş, ne light, uçucu ne de ağır aksak. İşveçte Moderat Parti var. Muhafazakâr Parti anlamında kullanılıyor, ya da çevriliyor türkçede. Light Parti diyenleri görmedim, aynı gazetelerde. "Moderat(e)" ölçülülüğe, orta noktaya işaret ediyor. Bizdeki orta nokta kavramına yakın, ortayolculuk gibi bir içerik taşımıyor. İngilizcede ki "moderate" yorum, yorumu zorlamamışlığa, uçlarına çekmemişliğe işaret ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Kullanımına bağlı olarak bazan olumsuzlaşabiliyor, tutuculuğu işaret edebiliyor. Ama, genellikle olumlu bir anlam taşıyor. Bir siyasi parti adı olduğunda karşıtlarının yüklediği anlam, daha çok partinin rengi, tutumu, ülkenin siyasi ayrışmışlık biçimi belirleyici oluyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yani, her "moderate", moderately acting and believing people", light margarin, gazoz ya da dondurmadan çok, yağı alınmamış peynir, orijinal belediye gazozu, kaymak tutabilen yoğurt tadında takılıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Moderat oluş, tadında bırakış, topuzu kaçırmayış, had biliş, ileri gitmeyiş, duracağı yeri biliş çağrışımlarını taşıyor spektrumunda.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çeviri bir kavram ya da deyim olarak, yanlış, çarpıtılmış, tartışma kapatıcı anlamında ideolojik. Muhafazakar, tutumlu, derli toplu, aşırıya götürülmeyen bir duruş iddiası olarak moderat duruş modernist de bir duruş. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki "light din" kavramının kullanılmasını meşru kılan bir şey yok mu? Elbette var. Bir takım müdaheleler, tasarımlar, ihaleler olmuştur, oldu, olacaktır. İrdelersin, analiz edersin, yerersin, şarkısını söylersin, karikatürünü çizersin. Karikatür haline geleni, karikatürde bırakırsın. Bir toplumsal analitik kavram olarak pi sayısı gibi bir sabit kullanamazsınız, açıklamanız, temellendirmeniz, gerekçelendirmeniz lazım, tartışacaksanız, ikna edecek, ikna olacaksanız.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Moderat din anlayışı diye işaret edilen sünnetin en ifratsız yerinde mi duruyor? Durmayabilir. Moderat din diye bin bir şeye işaret edebilirler. Ancak burada light olduğu için karşı çıkamazsınız, en özenli yerde, orta noktada, ölçülülüğün merkezinde vb. durmakla adlandırılamayacağını gösterirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Light din tasarımını da eleştirecekseniz, tasarımın kendi hakikatine yönelerek eleştirirsiniz. Eleştirinin nesnesine keyfi anlam yükleyerek bunu başaramazsınız, size direnmesini , cevap vermesini soru sormasını sağlayamazsınız. Öldürdüğünüz, uyuttuğunuz, kolunu kanadını kırdığınız bir rakibe meydan okumakla kalırsınız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hakikati olmayan, ya da kaydırılan, bir biri ile aynı kategoride ele alınamayacakları aynı kapsama sokan zihniyet, toplumunu bağımsız, özgür, insiyatif sahibi, hakikate açık, demokrasiye layık olarak görmede zorlanıyor demektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ancak açık bir ortamda, üzerine tartışılabilir duruşlarla, hakikat taşımak iddiasında olabilecek iddialarla, anlaşmaya varabilmemiz, kendimizi düzeltebilmemiz, başkalarından öğrenebilmemiz söz konusu olabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hafif kaçmamak, hafife almamakla mümkündür. Eleştiri nesnesini tahrif etmek, öncelikle hitap edişin asıl hedeflediği insanları, yani ikna edilecekleri ya da katılacakları ciddiye almamak, eşit görmemek, has bir konuşmaya ortak etmemektir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1753782354530340394?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1753782354530340394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1753782354530340394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/07/light-bir-kavram-olarak-light-din.html' title='&quot;Light&quot; Kavram Olarak &quot;Light Din&quot;'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SmsdNOo93zI/AAAAAAAAAqw/0YQ6Ql5VQ1Q/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-6633521109525665843</id><published>2009-05-31T02:12:00.006+03:00</published><updated>2009-05-31T05:22:46.312+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İsyan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><title type='text'>En Kolayı Hepimizi Asmanız !</title><content type='html'>Bu ne biçim bir saldırganlık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peşkeş diyormuşuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa topraklarımızı geri kazanıyormuşuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefetle birlikte konuyu şekillendirme denilmişken manevralar her koldan başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emir demiri keser.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluma verilen söz tutulmayabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki kime verilen söz tutulur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bu sözü tutulur güç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenmiyormuşuz. Ne kadar problemliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Asın bu adamları, toplayın hepsini!" derseler dinleyecek misiniz? Besleyemediklerinizi de mi asacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktaya kadar gitmeyecekseniz niye dayatıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tımarhanelere mi tıkacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaset yasağı mı koyacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten karnımızı bile sağda solda doyuruyoruz, dişle tırnakla, bin bir emekle,  köpeklerin önüne atmadığımız bir derimiz kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modası geçmiş "modası geçmiş emperyalizm teorileri savunucuları" savunucularını gazeteci yapabilirsiniz. Başkalarının verdiği kararları dikte edenleri kamuoyu önderi, profesör, panelist yazar ilân edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğinizi okuyacağınızı çok net ilan edebiliyorsunuz da, bu telaş, öfke, verilmiş sözü gürültüye getirme çabası neden? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanları zıvanadan çıkarmak, güvenlerini sarsmak için ellerinden geleni yapan sizlersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiri mi terörize edilecek olan? Size başka türlü de bakılabileceğini göstermek zorunda olanlar, uyarmakla mükellef olanlar mı mayınları patlatan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zenginliklerinize zenginlik katarak, gerilimlere gerilim katarak mı fırtınalara, duvar olacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Size ve iyi anlaştıklarınıza güvenerek mi savaşlara, altüst oluşlara, planlanmalara rıza göstereceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefetle işbirliği yapmamak için, meşruiyeti çiğnemek için bahane peşindeyseniz, (muhalefet çiğnemiş olsaydı dahi) bizim gözümüzde meşruiyetiniz sıfırlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçları ne mi olur? Daha da gererseniz darbe yapmış olursunuz. Hem de darbelere karşı çıkıyorum diye diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Hükümranlık haklarını devretmektesiniz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Halkoyuna açmadan karar verirseniz diktatörlüğün sınırındasınız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Bu ip bu kadar gerilmeye dayanmaz. Kopar. Dün darbecileri içeri tıktığınızı iddia ettiniz. Bugün bağımsızlık diyenlere "sizin için demokrasi yok!" diyerek meydan okumaktasınız. Zihninizden geçene güvenmedikleri için kızıyorsunuz. Güven verici değil gerici politika izliyorsunuz. Size oy vermeyenleri dışlamak neyi kazanmak içindir? Halkını reddetmiş duruma geleceğinizi, yalnız partililerinizi temsil etmeye başlayacağınızın farkında değil misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizlerden ne beklenebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Bizi bağlamadığınızı, hükümetimiz olmadığınızı, bizi temsil etmediğinizi ilan etmemiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Yasal süreniz bitene kadar, hattâ yeniden seçim kazanırsanız yine yasal ve meşru süresi kadar iktidarda kalmanıza itiraz etmeyeceğimiz. Size karşı hukuksuz, saldırgan, antidemokratik ve darbeci her davranışı açıkça reddetmemiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Aldığınız toplumu şekillendirici kararların tümünün ilerde gözden geçirileceğini, uluslarası anlaşmalara taraf olanların toplumun çoğunluğunun rızasını dışlayan anlaşma ve uygulamaların ilerde yasadışı ilan edilebileceğini bilerek davranmasını istememiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Topluma dayatılmış anlaşmaların, toprak kiralamalarının anlaşmaya taraf olanların ilerde mağduriyet iddiasında bulunamayacaklarını ilan etmemiz (meşru olmayan bir alışverişte bulundukları tahkim edilecektir).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Bu işlemlere karşı çıkanlara yönelebilecek saldırı, hukuksuzluk, yıldırma eylemlerinin sorumlusunun ve tazmin edici tarafının anlaşmanın karşılıklı tarafları olarak göreceğimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Halk iradesini, uluslarası hukuku çiğneyen bir kuruluş, kurum ya da şirketin bulundukları ve iş yaptıkları ülkelerdeki kitlesel dayanışma hareketlerden, kamuoyu önderlerinden, çevre hareketlerinden destek isteyeceğimizi, meseleyi tek bir ülke ile sınırlandırmayacağımızı, halk iradesini çiğnemiş, dayatmacı bir kuruluşun halk iradelerince hoş karşılanmayacağını dayanılmaz bir hafiflik ve rahatlıkla göstermemiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Bu bir süper kuruluşsa, eski yanlışlarıyla beraber değerlendireceğimizi, hesabını vermedikleri hiç bir cinayet, kan ve gözyaşı kalmayacaksa bu işe kalkışmalarını düşündürebileceğimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya halk?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darbe yanlılarıyla mücadele ettiğinize inanacaklar mı? Siz bağımsızlıktan ürken insanlar istiyor gibi görünüyorsunuz. İnandırıcılık gibi bir kaygınız da yok. Nereye kadar destek alırsınız? Çatışmacılıkla mı devam etmeyi düşünüyorsunuz? Birisi garanti vermiyorsa, neden bu zor yolu seçiş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İyi şeyler" düşünüyorsanız, bu kadar zorlama ve dayatmayı nasıl izah edeceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesin olan da sizce şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim gibiler karşınızda demokratik kaygıyla etkisiz kalacak. Karşınıza gürültü patırtıyla çıkanlarla da bir biçimde anlaşmak mümkün olacaktır, ezmek kabil olmazsa. Anlaşmalar, gizli gündem onların da üzerine yıkılacak, sorumluluk paylaşılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar kıymetli ortaklar varmış. Cansiperane sahip çıkacağınız ve uğurlarına toplumda dayanışma diye bir şey bırakmayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reddimiz red olacaktır. İyi düşünün. Onaylamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefetle işbirliği yapmak durumunda değil, zorundasınız: Bu işin hukuku bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beğenmesek de katlanırız sonuçlarına, uğruna zarar görmeyi kabullenebiliriz her zamanki gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım yeni aşağılamanız ne olacak, bu hallolsa bile?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(acele yazıldı, düzeltilecek)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-6633521109525665843?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6633521109525665843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6633521109525665843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/05/en-kolay-hepimizi-asmanz.html' title='En Kolayı Hepimizi Asmanız !'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-9006262467554279278</id><published>2009-03-10T03:06:00.004+02:00</published><updated>2009-03-10T04:04:52.359+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Giyim Kuşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günlük Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Zevkte Dibe Vurmak</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SbXIlNvO4eI/AAAAAAAAAnQ/a9F2MtHyCgg/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SbXIlNvO4eI/AAAAAAAAAnQ/a9F2MtHyCgg/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311371877221851618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İki televizyon programı izledim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisi muhafazakar bir kanalda. Böğürerek şarkı söyleniyor, bir masumiyet ifadesiyle değil, işgalci şımarıklıkla, espiri adına (hiç bir nedeni, işlevi ya da çekilirliği olmayan) zontalıklar yapılıyor, şok estetiği desek belki bir anını açıklayabileceğimiz soyatarılık, kabalık zinciriyle programın zamanı sıvanarak sıradanlaştırılıyor. Kontrast, gerilim sadece savunduklarını düşündükleri kültürle, hayat dünyasıyla, hayatımızın en ince taraflarıyla. Yemek iğrençleştiriliyor, gülme iğrençleştiriliyor. Alkış kültürel linçe dönüşüyor. İnceliklerimizi, sanatımızı, kibarlıktan kırılmamızı protesto değil, bir kabalıklar diktatoryasının "bize alışın, halkın, kültürün yüzüne bu maskeyi takacağız, sizi apartman çocukları" deklarasyonu. Hattın, ebrunun, zeytinyağlılarımızın, haşlama, sarma, kapamalarımızın üzerinde gezinen bir program. Zerafetin, inceliğin camlarını kıran bir lümpen isyan. Bir itirazı da yok, herşeyin kolayından başka. Şimarıklığın dikalâsı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğerindeyse anlamadıkları ritmlerde, anlamını bilmedikleri, semboliğine halkim olamadıkları elbiselerin içinde, modern hayat, eğlence, aşk ve uygarlık oyunlarını düşe kalka oynayan kötü oyunculara dönüştürülmüş insanlarımız, halkımız. Yemeğimiz yok. Oturma kalkmamız, sohbet geleneğimiz. Dostluğun kapılarını açan temkinli canayakınlığımız, içtenliğimiz. Kötü oyunculara dönüşmüşüz, uygarlığın sembolü Pariste yalnız Kırmızı Değirmende geçerli olabilecek bir maske. Yakılmış bir yalı üstünde yükseltilmiş şekilsiz bir apartmanın müzeleşmesi. Depresyon, nevroz kokan sessizlikler arası "biz eğleniyor ve mutluyuz, batılılar gibi yeme içmekteyiz"e ikna çabası. Herşey eğreti. Ne batının incelikleri ve asaleti, ne de bizim köklü bir halk oluşumuza işaret eden birşey. Tadı kaçacak bir gayretkeşlik, derin bir mutsuzluk ve huzursuzluk. Ama, hiç bir estetik çıkışa gebe olmayan, monoton, sığ ve uyuşmuş bir huzursuzluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asil olan bizde halktı. Köklü geleneklerimizdi. Aristokrasi, burjuvazi var yok saçmalıklarıyla neler gevelemedik. Ne geçmişimizi eleştirme, gözden geçirme şansımız oldu, ideolojiyi eleştiriye seçmiş aydın, siyasetçi ve bürokrat yüzünden, ne de aynı yolun yolcusu ideolojik, sosyal mühendislik meraklısı, sömürgecilere yalaka, halkına çok bilmiş, iki yüzlü, zır cahil muhafazakarlık yüzünden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirlerine ne kadar benzemekteler. Çocuklarımızı, kardeşlerimizi "maymun etme" yarışındalar. Aynı çukura giden bir madalyonun iki yüzüler. Saldrgan şımarıklık, gelenkçi ya da gelenek düşmanı kisvesindeki geleneksizlik, kitsch, sığlık, yalakalık, müdahalecilik, kültür düşmanlığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modernizmin ahlâklı bir ihtilalciliği de vardı, önce onu yerle bir ettiler, şimdi insanlık alanlarımızda tepindirmeye çalışıyorlar insanları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ne bir komplo, ne de bilinçli bir çaba. Bir yuvarlanan heyula. Ağlamayan, heybetini yitirmiş kaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadelik aktif, ama tembel, taklitçi, yorumlayamayan, kafa yoramayan, ter dökemeyen, risk alamayan, acıyı ve kaybetmeyi göze alamayan, başkalarıyla gülemeyen yalnızlıklarda mayalanıyor, ekşiyor, ekşitiyor, bulaş bulaş ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerdesiniz ey adalet, eşitlik, hakikat derdinde olan modernistler; nerdesiniz ey inceliğin, zerafetin, insanca didinmenin nmazbutlukta muhafazakar düşünenleri, çelebileri, aydınları; bütün gün bakırı çekiçleyen, keçeyle boğuşan zenaatkar, sırtında taşıdığı taşlarla Mostara köprü diken amele; medeniyetin halısını dokuyan kızlar; maharetin parmakları; sabrın ve emeğe rızanın işçileri; sancılarla mucizesini doğuran insaniyet; hücrelerine el kadar kapıdan girilen ak sakallı çevirmenler neredesiniz, neredesiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizleri beğenmiyor çok bilmişlerimiz, ama ortaya koyabildikleri, onaylayabildikleri, arkabahçelerinde palazlandırabildikleri sığlık bu ve bundan ibaret!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-9006262467554279278?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/9006262467554279278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/9006262467554279278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/03/zevkte-dibe-vurmak.html' title='Zevkte Dibe Vurmak'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SbXIlNvO4eI/AAAAAAAAAnQ/a9F2MtHyCgg/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1800549736782292765</id><published>2009-03-09T03:21:00.006+02:00</published><updated>2009-03-09T05:11:52.516+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Giyim Kuşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Günlük Hayat'/><title type='text'>Evde Ayakkabıyla Dolaştırmam Kimseleri!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SbR4om9D7nI/AAAAAAAAAnI/UCFRWq5upyI/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SbR4om9D7nI/AAAAAAAAAnI/UCFRWq5upyI/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311002499623415410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dolaştırmam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pijamamı giyerim. Çizgilisini bulabilirsem yatılı okul yıllarındaki gibi, derhal alırım. Üzerimdeki fazla şık, şikayetçi de değilim şık olmasından, olmayabilirdi, olmasın, ama rahat olsun, sağlıklı olsun, öncelikle pijama olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seviyeli beraberliklerden midem bulanıyor. Ama, ama seviyesiz beraberlik kiminle kuracağız, dünya benim gibilerin dünyası değil ki, çoktandır? Yenildik, linç edildik, lime lime edildik, ama dimdik ayaktayız, kendi kılığımızda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgililer gününü de kutlamıyorum, her gün aşk okuyoruz zaten, sevgililer gününde mola vermemizde ne sakınca olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Goethe, Heidegger, Habermas, Gadamer, Gazali, Mevlana, Tanpınar, Kafka üzerine ince yazılar yazabiliyorum. Yorumbilgisini en iyi bilenlerdenim, hattâ düşünür sayılırım af buyurursanız, belki bir yerli feylesofum biraz ney falan da üflüyorum, ama taksi sürüyorum gece gündüz, bu yüzden ağzım biraz avam ayar, hep hır gür içindeyim, ayaklarım araba motorunun sıcaklığından kokuyor bazan, çalışarak geçiniyorum, kan ter içineyim, çalıştıkça kirli ve pasaklıyım, tırnaklarım kırılıyor, altlarına yanık yağ doluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldiğimde ayakkabıları çıkarmak, yıkanmak, mis gibi su kokmak, rahat giyinmek ne hoş oluyor bir bilseniz. Tırnak altında yanık yağ kalmaması, mümkünse, deriyi kurutmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupada da türk yemekleri yiyorum bulabilirsem, zamanım ve mutfağım olur da yapabilirsem. Pariste bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldatmayı heyacanlı bulmuyorum. Sadakat heyecan verici geliyor. Birbirini sevenleri seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para peşinde koşturuyorum. Paralanınca, ihtiyacı olanlarla paylaşıyorum. Bazan dünyayı unutuyorum. Afedersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyeceğe, giyeceğe, kitaba para veriyorum, hiç kısıntı yapmıyorum. Hele yiyecek giyecek: Hastalansam bana kim bakar ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklardayım gece gündüz, gündüz ışığı görmediğim de oluyor. Eksi otuzlarda teker değiştirdiğim de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyin şık, güzel olmasına karşı değilim. Terliklerim ayakkabıya neden benzeyecekmiş? Bir gerekçesi olmalı. Daha sağlıklı, misafirliklere götürülen terlikler? Evet, bir zamanlar kullanılırdı. Bir nedeni olsun kullanırım, ayakkabıya benzeseler de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçki? Sarhoş müşteriler bezdirdiler canımdan. Neler, neler olmadı ki? İçkili araba kullanmayacağımdan, istesem de kullanmazdım. İçki kötülüklerin anası diyorum, evet. Ama içki sofralarında oturuyorum, tadında bırakabilenlerle, işi ilericilik gericilik görmeyenlerle, yani memlekette, taşrada. Sohbet, dostluk, insanca hoşbeş neredeyse, orada. Yemekte nar suyunu severim, yeri gelir sadece yalın tadlı bir su içerim. Sudan anlarım, seçerim bazan, mümkün olursa, maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara içmiyorum. Bir ara yaprak sigarası içtiğim oldu, sert sade kahve içerim, kavrulurken yakılmamış olacak, türk kahvesi yoksa espresso, o da yoksa filtre kahve ararım. Fincana önem veririm. Çay semaverden olursa, demlik porselense neden itiraz edeyim? Çay bardağına da bir itirazım yok. Ben moğol baskınına uğrayacak gazetedeki sömürge müfetişi miyim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nargile, sigara, tütün, duman ne evime sokarım ne çay kahve içtiğim yerde isterim, ne de arabamda izin veririm. Çalıştığım yerde sigara içilmiyorsa kafeteryada otururdum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatım zevksiz mi? Her gün yeni bir şey söyleyebilmek, yeni bir şiir kurabilmek, yeni bir şeyler anlayabilmek, halâ saatlerce koşturabilmek, hilesiz hurdasız nefis yemekler, tatlılar, salatalar, çaylar yapabilmek, ama yalnızken sadeliği tercih edebilmek o kadar fena bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyun tadını alabiliyorum. Tuzun tadını alabiliyorum, temiz havayla mutlu olabiliyorum, insanlara dert anlatabiliyorum, her gün bir şeyler öğrenebiliyorum, tambura çalabiliyorum, ufkumu başka ufuklara açabiliyorum. Kokuları, sesleri yorumlayabiliyorum. Kedilerle, delilerle, bebeklerle anlaşabiliyorum. Finolara uzak düştüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürkmeden, korkmadan, kendim olmayı bırakmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hiç bir gazetede, dergide, yayınevinde çalışmaya tenezzül etme durumunda değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapak olmak neyime? Onlara diyebileceğim ne olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar halkımı beğenmiyor, ben de onları ve itişip kakıştıklarını adam yerine koymuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim yapabildiğimizi başkaları yapamadığında düşünürüz çorap-ayakkabı ligiyle hemhal olmayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik kendi halimizdeyiz. Bir süre böyle devam edeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayakkabılı kardeşlerim, altlarını iyice silin, onca pisliği içeri taşımayın, altında sakız, tükrük, kusmuk, etiket olmasın. Fotoğraf makinasına da, karşınızdakine de ayakkabı altını göstermeyin, başkalarının sehpalarına, sandalye, koltuk ve puflarına basmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoraplılar, lütfen eve gelince ayaklar yıkanmış, çoraplar değişmiş olsun, fotoğraf çektirecekseniz çoraplarınız deliksiz, uçları ayakkabıdan boyanmamış olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finolular, terliklerinizi finolara oyuncak olarak vermeyin, çok pejmürdesiniz bazan. Finonuza da sahip çıkın. Saldırmasın terliklerimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son kedi kardeşim patilerini silmeden, ve yalayıp temizlemeden evinde dolaşmazdı. Dolaştırmazdı da. Tanıdığım son istanbullu şımarık fino banyoda ayak yıkatırdı, kendini kucakta taşıtıp. Kimse nasıl bir estetiğe çomak soktuğunun farkında değil, yeni, yepyeni, daha da yeni medeniyet önerileriyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1800549736782292765?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1800549736782292765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1800549736782292765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/03/evde-ayakkabyla-dolastrmam-kimseleri.html' title='Evde Ayakkabıyla Dolaştırmam Kimseleri!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SbR4om9D7nI/AAAAAAAAAnI/UCFRWq5upyI/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-6431034522947696208</id><published>2009-03-01T03:57:00.009+02:00</published><updated>2010-04-05T01:10:47.287+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zevrak-ı Derûnunuz'/><title type='text'>Kırıldı Yine Zevrâk-ı Derûnum Kenare Düştü: Hangi Mevlevîlik Devlete Küs İmiş?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/San_lsejiOI/AAAAAAAAAmg/_1C7P5PIWYs/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 150px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308054658892400866" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/San_lsejiOI/AAAAAAAAAmg/_1C7P5PIWYs/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mevlevilik adına konuşabilecek birileri var mı? Mevlevîlik kaldı mı da bu iddialar ortaya atılıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır Mevlâna ve Mevleviyye adına yazılanlar kullanılarak Mevlânâ ve Şemse hakaret ediliyor. "Ben O'nun yolunun tozuyum" alıntıları ile, aba altından sopa göstermelerle halledilebilecek hiç bir şey yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir takım insanlar kendilerini ve birbirlerini kutsallaştırıyor, yanılmazlık iddialarıyla, ezoteriyle, cehaletle giyiniyorlar. Kendileri kutsuyor, kendileri aldırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söven'in de öven'in de Mevlanâ sunumları örtüşüyorsa, durup düşünmek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Goethe'nin Mevlânayı okuyup okumadığı üzerine anlamsız bir diskur yürütülür durur. Kimse Hakikat ve Metod'da (Gadamer) bile Goetheye kadar giden ve Mesnevi ile paralel okunabilecek hakikat, fanilik, değişerek aynı kalma, praksis, fronesis, yorum kavramlarını anlar halde değil. Oyunla çocukların kişilik bulması, vesaire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yeni bir şey söylemeyen" yani zamanına eleştiri, öneri, fikir getirmeyen, adaleti uygulamayan, okumayan, anlama çabasında olmayan, zulme itirazı olmayan ne kadar Mevlâna ile alakalandırılabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar çok şarlatan çıkıyor ki karşımıza sikkeli, hırkalı: Kavuk devirme töreni bile olmayan bir gelenekten konuştuğumuza işarettir bu! Hakikatsizine had bildiren, hakikatsizliğe ev kurdurmayan gerek, Mevleviyyeden bahsedebilmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar çok rakip duruş aynı kişilerle temsil ediliyor, ondan ona şundan buna icazet geçip duruyor ki, artık anlamak, ciddiye almak söz konusu bile değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevleviyye şimdilik bir müzedir. Musikisi ile, mirası ile ayakta durmaktadır. Bu kötü bir şey değildir, kültürümüzün derûni kapısını açık tutmaya çalışmaktır. Ancak Mevleviyye de değildir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlevî, mevlanaî olmasa dahi, mevlanaî duruşa saygılıdır. Uçuk kaçık ezoterilere, derinliği olmayacak hevalara kapılmaz, new age'e özenmez. Cenneti garantileyen şifrelerle, neyin kaç kere yapılacağıyla ilgilenmez. Neyi kaç kere yapacağımız semboliktir. Sır, faniliğimizle çarptığımız duvardır. El Gurayb'a kulak tıkayanın gaipten gelen sesi değildir, işittiği buyruk!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan ölümlüdür, fanidir. Yanılan insandır, tüm zamanlar için söyleyebilir, ama tüm zamanların diliyle, bir kereliğine, bir kerede, tüm zamanlar için sonra konuşulacağı gereksiz kılacak biçimde konuşamaz!. İnsan-ı Kâmil, yanılabilen, hakikate açık, hakikatle düzelmeye açık insandır. Peygamberler de insandırlar. İnsan tanrılaştırılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Mevlevilik adına konuşanlar ya olur olmaz herşeyi savunuyorlar, ya da Mevlanaî olmayan bir neşeden, yani Şems ve Mevlânanın çıkış gerekçelerini yok sayarak konuşmaktalar. Mevleviyye devam etse, buna izin verilmezdi. Farklı düşünmek başka, mevlanaî eleştiriye ve hakikat'e kulak tıkamak başka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan hem Mevlânânın geleneğini, hem de onun tersini savunan geleneği aynı anda savunamaz. Mevlevî giyinen ben yaptım olduculuktan bıktık, usandık. Hakikate sırt dönen mevlevî değildir olamaz. Olduğu gibi görünmeyen. Göründüğü gibi olmayan. dediğini kasdetmeyen, kasdettiğini söylemeyen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Galip'lerden sonra neler yaşandı artık adı konulmalı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar durup dururken tasavvufa tepki duymuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar Cumhuriyete yükleniliyor ki, yüklenenlerin baş tacı eder göründüğü Yahya Kemâl'in (pekalâ kendisinin de içinden geldiğinin söylenebileceği) mesihci/mehdici geleneğe müdahale (bir çeşit sosyal mühendislik mi bu ayrı bir tartışma konusudur) önerdiği unutturuluyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakup Kadri'nin "Nur Baba"sı, Kadrocu bir tepki değildir. Kültürel Muhafazakarlarımızın tepkileriyle de örtüşür. Başka türlü okunmalıydı. Tanpınarın da tanıklığı altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet, evet, tekkeleri yıkmamalıydı. Ama, manevi yıkıntı çok öncelerdendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekkelere tepki, geleneğin savunucularında da vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimseler dna'larından dolayı daha hakikatli olmuyor. Mevlânanın torunlarının dedelerie sahip çıkmaları güzeldir, neden itiraz edelim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, yeni bir şey söylemeyen, Mevlanayı eleştirdiği bir çıkış noktasına mahkum eden, Mevlanayı Mevlânanın savunduklarına yabancı eden, Mevlanasız kendilerini savunamayacak insanlara ne demeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurtdışındaki şarlatanlara?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iş dost post işi değildir. Bu ülkeyi kuranların içinde Mevleviler de vardır. Bir düşmanlıkları, kırgınlıkları asla olmamıştır. Mecazî anlamda dahi. Eleştirmişlerdir, eleştirilmişlerdir. Farklı şeyleri savundukları olmuştur. Bazan uygulayan, yürüten kendileridir. Hapisane kapılarından dönenler olmuştur. Çalışanların yanında yer alanlar (Abdülbaki Dede), mebusluk peşine düşenler, her devrin adamı ya da devr-i sabıktan olanlar olmuştur. Halk olarak, avam olarak, havass olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlâd-ı Mevlânânın sikkelisi de olmuştur, kalpaklısı da (bahsettiğim mevlevi taburu değil): Çanakkalede, Kuttül Ammarede, Medine Önlerinde, Şile, Kütahya kırsalında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevleviyyenin perifersinden ciddi şairler çıkmıştır, Asaf Halet, Can Yücel gibi. Bilim adamları. Sanatçılar. Zenaatkârlar. Bin bir çeşit insan. Muktedir, muhalif.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olan biteni hakedilmişlik olarak okuyan, ne de şu ya da bu iktidarla toplumu ya da devleti affedecek olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barışmak bile bir muhataplık öngörür. Hakikatle muhatap olanlar, kime kızsınlar, kime küssünler, kime yakınsınlar?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-6431034522947696208?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6431034522947696208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6431034522947696208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/03/krld-yine-zevrak-derunum-kenare-dustu.html' title='Kırıldı Yine Zevrâk-ı Derûnum Kenare Düştü: Hangi Mevlevîlik Devlete Küs İmiş?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/San_lsejiOI/AAAAAAAAAmg/_1C7P5PIWYs/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-6496116120312268095</id><published>2009-02-24T00:21:00.007+02:00</published><updated>2009-02-24T02:26:50.872+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İtiraz'/><title type='text'>"Kanlı Pazar"ı Savunmak, Olabilecekle Ceza'yı Savunmaktır! İşbirlikçilik Değilse!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SaM8xB1KaYI/AAAAAAAAAmQ/CK7ccB5ao6U/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306151598975248770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SaM8xB1KaYI/AAAAAAAAAmQ/CK7ccB5ao6U/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kimi neyi savunmuşlar Kanlı Pazarda?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Milliyeti mukaddesatı mı? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sosyalizm gelecek din elden gidecek bunu engellemek için manda olalım, bununla da yetinmeyelim, sopa, balta, satır, bıçak şiş saldıralım denerek mi kutsallar savunuluyor? Yakarak, yıkarak, işbirlikçilik yaparak?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kapitalizm eleştirilemez, biz zenginliklerimizle öbür dünyada tartılacağız denilmeye burada başlanılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sosyalizm gelir din elden gider diyenlerin o zamanlar önünde sultan Galiyev gibi bir örnek var, şimdilerde daha eleştirel değerlendirilse de.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sosyalizmlerde dindarları ürküten bir şeyler yokmuydu? Elbette vardı. Sosyalistleri dahi ürküten şeyler vardı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Fatsa'da tek tip insan önermeyen, değişik duruş, görüş, gelenek ve inancı yalnız bir arada tutabilen değil, tutmayı hedefleyen bir geleneğin bağımsızlık için yürüyüşüne karşı saldırıyı dinden mukaddesattan yola çıkarak meşrulaştırabiliyor bir yazarımız.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Soğuk Savaşın derin kurumlarında yer alabilirsiniz. Bunu üstelik para pul almadan da yapabilirsiniz. Hattâ o dönemler bunu içinizden bir şeyler koparak yapmak durumunda kalmış olabilirsiniz. Aradan yıllar geçti,kten sonra, pişkince katliamlara, pogromlara, saldırılara sahip çıkmak, tereddüt göstermemek, yanılmazlıktan konuşmak, dini savunmayı da yanılmayan, hep haklı, eylemleri tartışılmaz insanlara mal etmek ancak siyasi bir dinin, hattâ ancak ideoloji haline getirilmiş bir dinin ifadesidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bizde peygamberler dahi insandır. Yanılmazlık, ölümsüzlük, tanrısallık iddiasında değillerdir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Burada bir başka din anlayışıyla karşı karşıyayız.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben, bağımsızlık diye inleyen o samimi topluluğa azrail gibi dalmayı hiç bir ahlâka sığdıramıyorum. Karşısındakinin yanlışı kanıtlansa bile, kimse insanların, düşüncelerin, toplumların gideceği, geleceği yeri önceden sabitlecek, donduracak bir haktan konuşamaz. Böyle bir hukuk yok! Onca yangın, bunun üzerinde temellendirilmekte!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mecdeli Magdayı taşlayanlar haklı olsaydı, O'na ömrünü bağışlayan bakış haklı çıkmazdı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peygamberine kılıç çekeni doğrayacak bir kültür olsaydık, en yiğitlerimiz saflarımızda olmazdı. Hangi seçilmiş halife canını yakana acıyarak bakmadı? Hançere sırt dönen taraf başka bir taraf, sırta hançerle dönen başka.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kanlı Pazarda kan dökmüş, ama acı çeken kimseye bir kinim yok. Ölenlerle hepimiz öldük, öldürenlerle bir tarafımız katil oldu. Bunu temizlemeliydik. Temize çıkarmalıydık, insan olarak geleceğimizi. Ölenin ve öldürenin çocuklarının geleceğini.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Gelecekte insanlar fikir değiştirir, hayırsızsa hayra meyleder, hayırlıysa şerre de meyleder" düşüncesinden değil. Onların savunduklarını savunma haklarından dolayı, kendi hayırsızlık ve hainliğimizi onlara yazmamamız gerektiğinden dolayı bunu söylüyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Onların dedeleri Çanakkalede bizim dedelerimizin yanındaydı. Memleket için bir gelecek önerme hakları yok? Çünkü dinleri yok? Kimin dini yok? Sosyalist dinsiz de, Mandacı, İşbirlikçi dindar mı, vicdan sahibi mi, her yerde ve her daim hep haklı mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her daim her yerde haklılık şirktir. Başkalarını ilerde yapacaklarından dolayı öldürmek tanrısallık iddiasındandır. Bu derece ileri gidilmiyorsa din adına, hakikatten yola çıkılarak konuşulmalıdır. O zamanlar, şuna şuna inandık, şu konuda yanıldık, şu konuda haklıydık demek dururken neden şirkin diliyle konuşmak?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Büyüklük taslamak, en iyi, en ılımlı anlamıyla dahi ne kadar dinle ve dinden savunulabilir?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öldürülenler kardeşlerimizdi. Hepimiz bilmiyorsak bile, bağımsızlık düşüncemize karşı insanları silahlandıranlar, kışkırtanlar ne yaptıklarının pekâla farkında idiler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Farkında olmayanlar şimdi farkındalar! Vicdanlarında yaprak kıpırdamayanları, insanlığa yüz çevirenleri yakalarımızdan silkelemeyenlere de veyl olsun!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hiç bir haklılık, hiç bir kutsal değer başkalarının hak ve hukuklarını çiğneyerek, iftira ve kışkırtmayla, kan ve zulümle, yalan ve propagandayla ayakta tutulamaz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer bağımsızlık istiyorsan, karşındakiler de yanlış yolda ise, daha doğrusunu öner. Onlara yol göster. Zulme uğratma. İftira etme. Geleceklerini ellerinden alma. Yarın onların çocukları bizi işgale, sömürgeciliğe karşı savunacaklar. Yalancının, işbirlikçinin yetiştirdikleri değil!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Onlar, kendilerine zulmedenlerin çocuklarına bile analık babalık ettiler. Gelecek, diğerkâmların, çok bilmemişlerin, işbirlikçilikle kutsallarımızı savunabileceğimizi düşünmeyenlerin emekleri üzerinde yükselecek. Eğer adam gibi bir geleceğimiz olsaydı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ömerimiz ve Hamzamız zamanlarının zalimlerini, çokbilmişlerini hak ve hakikat adına konuşturmayacak bir hakikatlilikte kendilerini buldular.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yanılanın, farklı olanın, bizim gibi düşünmeyenin cahil zulmüne karşı celâlleneceğimize; Zalim'in zulmüne, zulmü tutarlı bir biçimde uygulayan, savunan, meşrulaştıranlara celâllenelim, mümkünse, cesaretimiz varsa. Ama esaretimiz var. Zalim'e dahi isyan zulüm işi değildir. İnsanlık, işidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yanılan, yanılgısını kabul eder. Farklı olanla ortak bir hukuk bulunur insanlık üzerinden, bizim gibi düşünmeyen, bunun farkına varır, ezberden değil, kendinden konuşur, yakınlaşır bir gün, arayışta olanlar . Sabredemiyorsan, kapışırsın, ama insanlık birleştririr, birleştiricidir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zulme tapınanı dost bilenin, zulme farklı önermelerle itiraz edene dünyayı cehennem etmesi, sadece ve sadece zebaniliktir!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vicdansız , ahlâksız, insafsız insan yüzünü nereye çevirise çevirsin kendisini bulur. Her yer ben, her şey ben der. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Başkasını farketmek, onun dünyasını, taleplerini, itirazlarını, geleceğinin hikmetini de okumaktır. Kainatı okuyamayan, geleceğe cellat olmasın. Eleştirsin, önersin, kendini eleştiriye, yani Hakikatle düzelmeye açsın.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Önce 6-7 Eylül. Sonra Kanlı Pazar. Sonra? Daha sonra?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hakkaniyet zebanilere çıraklıktan geçmiyor. Bu kadar gürültü, toz duman, ona yafta, buna yafta, sonra?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tevazu diliyorum, zalimlerin çıraklarına, yarın Hakkın Divanında söyleyebilecekleri olsun istiyorum. Afeettiklerimizden ve affedilenlerden olsunlar. Yanlışta inat edip, sırlarını örten karanlık ve merhametli geceyi, başkalarının bedenlerinin ateşiyle aydınlatmasınlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zulme kimse kapalı değil! Zulme ancak, hakikatle düzelmeye açık olan, yanılabilir olan, yanlış yapabilir olan insan karşı durabilir: Zulme karşı duruş, başkasını şeytanlaştırarak değil, önce kendi zulmünün önünü kapatanların duruşudur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yanılan da, çok bilmiş de, hançeri tutan el de, insana güvenen, rıza sahibi, cesur insanlar da bizim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ebu Cehilliğimiz, bilmediğimizden değil, bildiğimizi esir edişimizden, yani bilmeyi bilemediğimizden.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ebu Cehillik insanın bir yanıysa, İnsanlık öte yanı. Kimsenin hatadan dönmemesini bekleyenlerden olmayalım. Yanılalım, yanıltılalım, önyargılarımızda.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kınalı kekliği ürkütmeyelim, gül yaprağını yüksek sesle dahi dağıtmayalım, ama, solucanı, yılanı da çiğnemeyelim. Herkesin bir dostu, düşmanı var. Karganın yavrusu karga. Herkes için geçerli objektif nefret ve paspas etme objeleri aramayalım. Nefretimiz, yalanınımız, dolanımız, talanımız ayak altında dolaşır durur da mesele etmeyiz nedense.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Onlar, ipek donlarla, başkalarına çamur atan büyük arabalarla dolaşmadılar. Bıraksak belki dolaşacaklardı, belki dolaşmayacaklardı. Bilemeyeceğiz. Ahkâm kesmede bir hikmet yok. Bağımsızlık için kendi taburelerine tekme atan bir kuşağı sadece kucaklıyorum ve rahmetle anıyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bağımsızlık, öncelikle düşüncede bağımsızlıktır: Zincirlerini kıran, yalanla yaşamayı terkeyleyen insanlığın özlemiyle.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zincirden boşalmış zulmü alkışlayan, ve zulme karşı koyanın hayatını karartan bizden değildir, değildir de haksız, hukuksuz da değildir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zalime çıraklığı marifet bilen, affedilebilirliğe inanmayan bir kardeş gibi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meşru müdafaayı savunmadığınızın farkında mısınız Ey İnsanlar, İnsanlarımız?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-6496116120312268095?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6496116120312268095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/6496116120312268095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/02/kanl-pazar-savunmak-olabilecekle-cezay.html' title='&quot;Kanlı Pazar&quot;ı Savunmak, Olabilecekle Ceza&apos;yı Savunmaktır! İşbirlikçilik Değilse!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SaM8xB1KaYI/AAAAAAAAAmQ/CK7ccB5ao6U/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1550987445070665351</id><published>2009-02-18T17:15:00.010+02:00</published><updated>2009-02-19T01:20:59.239+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basın Eleştirisi'/><title type='text'>Yeni Şafak Vadi?</title><content type='html'>Garih Cinayetiyle ilgili bir haber gördük Yeni Şafak'ta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zanlı, kendisine bir video gösterildiğini söylüyor. Garihin nasıl hançerlendiğine dair. Ve ortada bir resim var. Bu resmin Zanlı'nın anlatılarından yola çıkılarak çizildiğini çıkarıyoruz Ya polisin çizerlerinin modellerinden esinlenilmiş, veya doğrudan onlardan alınmış, ya da sorgu, itiraf tutanaklarından yola çıkılmış. Masum olduğunu iddia eden zanlı, videoda izlediği cinayetin bir tapınakta vuku bulduğunu ifade etmiş olmalı böyle bir resim çizilebildiğine göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, resim, kurtlar vadisi dizisinde Baron'un öldürülme sahnesinin de bir kopyası. Gönderme falan yapılmıyor. Aynen o, simgelerde tasarruf yapılsa da, tasarruf edlmiş simgeselliğe atıfta bulunulmuş. Ya Kurtlar Vadisi senaristleri bu cinayetin ayrıntısını biliyorlardı, ki bunu iddia etmek saçma olur, Kurtlar Vadisi bir belgesel değil, fiktif sanat eseri. Olanın değil olabilir olanın, başka türlü düşünülebilir olanın dünyasından. Hakikat iddiasının olması ne bir belgesel olmasını gerektirir, ne de gerçek cinayet şemalarının kullanılmasını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Şafak editörleri, Baronun ölümü sahnesi üzerinden cinayete baronluk kavgası arkaplanını yazmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizideki Baron'un Garihle alâkası yok. Karahanlı, içeri alınanlardan çok içeri alınanların içeri alınmasından rant sağlayacak olanlarla ilintili bir fiktif şahsiyet. Ancak dizinin anlaşılma dünyasını fiktivitesini kaybettirerek realiteye kaydırmak, realiteyle örtüşme noktalarından sembolik aktarımına girişmek Yeni Şafağın amacını da aşıyor olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cinayette yara izlerinin tahlili ile bir ülkenin imzasını okuyan; kimsesizlere yardımdan başlayıp dul kadın semboliğine kadar göndermede bulunan "komploteorik tahlil" ya da kulağa kar kaçırmalara şahit olduk. Son dönemdeyse çocuk kaçırma iddiası, video, tapnıak iddiaları gündeme getiriliyor. Doğru ya da yanlış, bir şeyler söyleyebilecek durumda değilim. Ancak, ortalık da toz duman, içinde hakikat de polsa, apaçık bir propaganda savaşı da gözümüzün önünde cereyan ediyor. Adaletle, hakikatle ezberimizin düzeltileceğini suçsuzları zan altında tutmamızın önüne geçileceğini ummaktan, ve bu toz dumandan insanlığın zarar göreceğini söylemekten başka yapabileceğim bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşe kimler, neler karıştırılmadı ki? Fevzi Çakmak. Fevzi Çakmak'ın Şeyhi. Eski devlet erkanının kuruluşuna bulaştığı tarikatlar ağı. Çift kimliklilik meseleleri. Ve şimdilerde belki de yeraltı dinleri, kışlalar, morglar. Korporativist bir oligarşi. Vesaire vesaire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikat ortaya çıkmalı. Ama bu gözümüzün önünde tepişerek ortaya çıkarılabilecek bir şey değil. Soruşturmanın sağlığı açısından değil yalnız, sis tabakalarını katmerleştirmemek için de basın eleştirel ama dikkatli olmak zorunda. Basın ahlakının gerektirdiği, hukuka ve hakikate saygının gerektirdiği bir dikkat, elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakalım, soruşturmayı yürütenler ortaya bir iddia koysun. Mantıkla, narrasyonla, fiktif destekle isteyen düşünsün sorgulasın. İyi bir detektif romanı/dizisi olacak şey, olan bitenin hakikatle alâkasından farklı düzeyde hakikat iddiasında bulunur. Ne spekulasyon, ne de hakikate destek için propaganda aydınlatıcı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan, dolan, talan demiyorum hiç bir iddiaya. Bizler polis, detektif değiliz. Vatandaşın, gazetecinin hakikati araması, sunulanları kurrcalamak ise elbette nafile değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey mümkün. Teorik olarak. Ama balıkları da kavakta tahayyül edebilecek olan bir mantıksal olabilirlikle yargının işaret edeceği hakikati, ve daha sonra vicdanın hakikatin kendisinin işaret edeceği hakikati karartmamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddiadan emin bile olsa bir gazete kaynak göstermek, illustrasyonları birtakım belge kanıt ve kaynaklarla açıklayıcı notlar koyarak, hazır sembolikleri ve semboliklere yönlendirmemek zorunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Propaganda ile gazeteciliğin, gazetecilikteki hakikat iddialarının arasındaki duvar şeklen ince olabilir. Ahlâken bu incelik çok keskin. Herkes, Asker, Polis, hukukçu, Gazeteci, Aydın, Tabip kendi mesleki deontolojilerinin, ahlakîn buyurduğu inceliklerinin farkında olmak durumundalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazeteci tüccarlaşması, dindarın zenginlik peşinde koşuşturması, bilim adamının ideolojye, bürokratın darbeciliğe kapılmasıyla açıklanamayacak bir postmodern hal ile karşı karşıyayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Postmodernistin somut koşulları titizce kurcalayan nominal ahlâkını da yok saymaya mwyl etmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir kuruluşun, duruşun melekler kadar saflığına, ya da karanlık oluşununa somut bir günahsızlığı ya da suçu yazarak, adaleti hakim kılma şansımız yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiri, "ideolojik mücadele", hakikatin ve hakikatliliğin sınırlarını zorlamamalı. Dost için de, düşman için de, aldırmadıklarımız için de adalet! Yoksa adalet diye bir kavramdan geriye birşey kalmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Şafak son zamanlarda kendi yayıncılığı dışında çok şeyi eleştirmekte. Telekulağın yarattığı dehşeti, giderilecek bir paranoya olarak gören milletvekillerimize, bunun bir kıyamet alameti kadar önemli bir iddiadan kaynaklandığını söyleyecek, pedagojik, didaktik, kolluk kuvvetleri de dahil bir takım kuvvetlere destek verici propagandif bir hafifliğin hakikat algısını ve eleştirel bir diskuru ortadan kaldıracağını anlatabilecek düzeyde toplum kuramcıları kendi yazı kadrolarında mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikatlilik sabır işidir. Dik duruş, sözünü esirgememe hakkaniyetin yanında küçük bir ayrıntıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın mensupları gazeteciliğin mesleki ilkelerine geri dönmeli, mutfak, yazıp kaybolan kadrodan daha ince eler sık dokur olmalı, en azından yapılabilir olduğu kadarıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılabilir olduğu kadarıyla diyorum, bunca önemli aydın, geniş kadrolar, teknik imkân ellerindeyken memleketin tüm entellektüel spektrumu, bürokrasisi, antibürokrasisi hakikatle kendini düzeltmeyi bir türlü akledememekte, ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleketin ve insanlığın iki yakasını eleştirel bir diskurda bir araya getirmekten bizi vazgeçirebilecek hiç bir kutupsallık olmamalı. İçindeysek, dışına çıkacağız. Hapisanemizden, prangalarımızdan kurtulup hür oluştan konuşacağız, dost kayıran, düşman kovalayan şaşkınlıklardan değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak hakikat özgürleştirir. Sarsılmaya, kendimizi hakikatle düzeltmeye açık olmadıkça insanlığa sunabileceğimiz bir şey var mı ki, Efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1550987445070665351?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1550987445070665351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1550987445070665351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/02/yeni-safak-vadi.html' title='Yeni Şafak Vadi?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-8870237272502683845</id><published>2009-02-18T05:00:00.011+02:00</published><updated>2009-02-21T01:04:32.044+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alel Acele Yazılanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik Üzerine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Üzerine Düşünülecek'/><title type='text'>Germir Bağları</title><content type='html'>&lt;a href="http://image.data.kalan.com/AlbumCover/Size2/cdk3477.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 90px; CURSOR: hand; HEIGHT: 87px" alt="" src="http://image.data.kalan.com/AlbumCover/Size2/cdk3477.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Germir Bağları bir hayattan söylenecek parçalardan birisiydi. Son zamanlarda yeniden çalınıp söylenmeye başladı. Tek tek yorumları ele almak istemiyorum, hepsi birbirinden yola çıkmakta. Söze yapılan müdahalelerden, melodik atakların kaybolmasından, ifade patlamalarının törpülenmesinden, tavrın sürmelileri kavramadan sürmelileştirilmesinden aşikâr. Dert anlatma, paylaşma, ifade yerini "cover" icrasına bırakmış Sıkılanlara çeşni olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Söz'e müdahale dedik. Geleneğe hakimiyetle olmalı bu olacaksa, unutkanlık ya da yakıştırmalardan değil. "Ben bu yola başkoydum"daki "ben" çoğu icrada atlanmış. Tevazu işi değil, oradaki expressivitenin kaldırılmasına yol açacak bu müdahale. "Arabaya taş koydum"da vurgu tambura gövdesine vuruşla (makara atarak?) güçlendirilirdi, "Ben bu yola" da ustalar hiç bir sözcüğe ağırlık vermezler, ancak ifadeye kesinlik koyarlar, dinleyicinin beklentisini "başkoydum" ile koparırlardı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Boynuma boynuma dolar ağlarım"ı da kim icat etti? "Boynuma dolar, dolar ağlarım" olarak söylenirdi eskiden. Kayıtları, noter tasdikli kopyaları , folklor dermeklerini falan boşverin. Ustalara dönüp bakın. hafızanıza, halkın bir zamanlar nasıl söylediğine ve dinlediğine geri dönemiyorsanız. "Bakarım bakarım, erimez" demiyorsunuz ama? Kalıp daha kesin olarak kendini eleverdiğinden mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir parçayı "burası Huştur" diye birisi söylese yeterli, kulak kabartmaya yeter, bazan mantık değişiklikleri orijinale götürür, düşündürür, kurcalattırır ve saire ve saire. Burada Muş Huş meselesi de yok. Tanpınarın bir şiirinin kötü okunuşuna benzer bir durum var, bedbaht edici, bu "boynuma boynuma" dolamalarda. Orada boyun değil, dolanan saç var ortada, dostlar. Doluyor, doluyor ve ağlıyor aşık. Ama fiil öne çıkarılmıyor, saç simge olarak öncelikli burada, boyun'daki çağrışım yükünü öne çıkaracaksanız, bilerek yapın. Kendinizce düzeltme yapıyorsunuz, ama şiirin ritmik karakteri, ifade akışı, söz ve vurgu yapısı dümdüz ediliyor. İcra etmeyin, yeter! İfade edin, kendinizi, hayatı, bir sözü, verilmiş sözü. Sözün arkasında duruşu. Aşkın arkasında duruşu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Gözümün yaşı durmuş iken, yine başladı" dilekçe mi, metoroloğun, gazetecinin rapor edişi mi? "Gözümün yaşı durduydu, yine yine başladı"dır, bazan "dindiydi"dir, çeşitlemeler, değişik versiyonlar elbette mümkün.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Yine yine"yi düzgün vurgulayan, Tanpınarı da rahat okur, bu arada. Bu halkın okuyup yazabildiğini ne hallere sokuyorsunuz ey okumuşlar, mektepliler!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Germir Bağlarına dönersek: Ahmet Gazi Ayhandan (Kalan Arşiv) dinlemenizi ve üzerinde düşünmenizi, tavrı, parçanın dinamiğini incelemenizi öneriyorum icracılar. Onun "Yarim İstanbulu"da yaptığını kopyelememeniz, bir nüktesini tüm zamanlar için yanlışa çevirmemenizi de diliyorum. O seçkideki Kırat Bozlağına dikkat edilmeli. Herşey sesle yapılan nakışlar, netlik, makam/ayak dışı ses çıkarmamak değil. Müzikal ifade, şiirsel ifade, ifade dinamiği, prozodinin pragmatiği duruş ister. Ve bir hayatın mütevazı iddiasını, iddialılığını. Germir Bağlarında Ayhan çok başarılı. Bunu kendinize de maletmekle bir hata işlemiş olmazsınız. Sonra "sound"la, nüansla, ses genişliğiyle falan oynayın.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başarılı, tutturulmuş bir "sound kıvamını" ve müzikal ifadeliliği terketmektesiniz. Frekansları , müzikal işlemeyi yaymak ve bir birinin üzerine yoğurt gibi boşaltmamak ancak söylenecek bir sözünüz olduğunda, yani bir söylenmişi boğmadığınızda, dimdik duran bir hayatlılığı mıymıy bir ruhla devirmeye kalkışmadığınızda bir işe yarayacaktır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Karşınızda yiğitçe duran insanlar var. Aşıklar var. Halk var. Unutmayın. Dert anlatamıyorsanız, dinleyin. Anladığınızı ifade edin. Ama ederken de dik durun. Omuz düşürmeyin!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-8870237272502683845?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8870237272502683845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/8870237272502683845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/02/germir-baglar.html' title='Germir Bağları'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-4981330927452036091</id><published>2009-02-17T05:53:00.005+02:00</published><updated>2009-02-17T06:51:38.530+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yetti Artık Yazısı'/><title type='text'>Ne Encümen-i Daniş, Ne Abant konferansı, Bir Elde Cımbız, Bir Elde Ayna?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SZpBK_UHqrI/AAAAAAAAAmI/2wEV-8bS_Fs/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5303623168232499890" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SZpBK_UHqrI/AAAAAAAAAmI/2wEV-8bS_Fs/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Konuşan konuşuyor. Konuşsunlar. Ama herşey konuşuldu sanıyorlar. Herkes konuşmadı, biliyorlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bizim nesil hâlâ konuşamıyor. Söz hakkımız yok. Bağımsız Aydın konuşamıyor. Söz hakları için kılınızı kıpırdatmıyorsunuz. Bir nesil yurtdışında temizlik, taksicilik, büyük şehirlerimizde dolmuşçuluk yapıyor. Herkes uyanık değil. Çalışmaktan, alınteriyle geçinmekten başka birşey yapmasını bilemeyenler var, hâlâ. Dergilerinizde, gazetelerinizde aynı hikayeleri tekrarlayıp duruyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oysa, memleket entellektüel bir iç savaşın eşiğinde. Güvensizlik, ayrışma, alışverişsizlik had safhada.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kürsülerinizi mi koruyorsunuz, bizlerden? Derin fikirlerinizi mi? Yokluğumuzda gelebildiğiniz, kafa patlatmadan, ter dökmeden ulaşabildiğiniz ünvanlarınız, kürsüleriniz, dergileriniz, sütunlarınız, kongre ve konferanslarınız sizin olsun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İtirazı bilen, ama söz hakkınızı da savunmuş bir nesli parya ettiniz kapınızda. Sırt dönücü aydınlar, ben söyledim olducular, eşik bekçileri yetti artık!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet şimdi tartışmaya gerek yok! Dinleme ortamlarıyla, günah keçileriyle, tartışmaya kapalı dergi ve gazetelerle, polisiye önlemlerle, ihbarcı gazetecilikle eşitlik hürrüyet ve demokrasi kuruluyor. Ya anlayacağız, onaylayacağız, seveceğiz, ya da terkedeceğiz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kimi nerden kovuyorsunuz? Sizler kimsiniz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Toplumda telekulak yasasının oluşturduğu paranoya diyebilen insanlar mecliste olabilir. Herşeyi duyan, bilen gören , üstelik gece gibi başkalarının kusurlarını örtücü olmayan bir linç kültürünün ürkütücülüğü birilerine çekici gelebilir. Kıyamet alametleri boyutundaki müdahaleler işinize geliyor olabilir. Mağdurluğun bittiği yerde zalimliğin başladığını düşünebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sizler gibi düşünmeyenler var, hep oldu, hep olacak!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Önceliklerinizi görüyoruz Ey Abantlılar! Önerdiğiniz ilişkiler daha düşük boyutlarda da olsa zaten mevcut. Dediğiniz yapsak da yapmasak da, artık bir toplum değiliz, ayrıştık, ayrışmaya devam ediyoruz. İletişimin kanallarını tasfiye etmektesiniz!.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bizler, toplum olarak kurumlarımızın arkasında değiliz. Konuşmuyoruz. Koklaşmıyoruz. Anlaşmıyoruz. Kolay ya da zor gerçekleştirilir bir takım önerileriniz, işleriniz, alakalarınız var. Size kolay gelsin, bizsiz yaşamak. Ama biz, nasıl bir toplum olacağız tartışmak istiyoruz, kürsülerinizin arasında, dar da olsa, itip kakaladığınız aydınlara da yer açmak durumundasınız, meclislerinizde yer açmak durumundasınız, bu toplum tartışmak istiyor, anlamak istiyor. Aklı selim düzeyini yakalamak, alıteriyle yaşamak, eserleriyle ölçülmek tek kale oynanacak bir oyun değil. Sözünü tutarak yaşamak o kadar zor değil.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey Encümen-i Daniş, Ey Meclis, Ey TUSİAD, MUSİAD! Bugüne kadar konuştunuz, hep konuştunuz, hiç başkalarının itirazları aklınıza gelmedi mi, gardroptaki cesetler ayaklarınıza dökülmedi mi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kuşakların suskunluğu üzerinden konuşuyorsunuz, Kanlı Pazarlardan, Maraşlardan, Çorumlardan, Sıvaslardan söyleyeceği olanları bastırıyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Artık vatandaşlık diye bir kavram aklınıza gelsin! Bu ülkenin dik durmuş insanları, çalışanları, ayakta tutanları, sessizleri, susturulmuşları, dilsizleri ne demek istiyor bir dinleyin. Allahaşkına artık biraz dinleyin!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Toprak kabaracak, insanlar sizlere sırt dönecek, bu kadar fransız kalmayın kaderiyle bu kadar alâkâlı olduğunuz topluma!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Biz sizler gibi değiliz. Yalnız olmadığımızı biliyoruz. Hukuk herkes için işler. Bizim için işletmediğiniz hukuk, tutmadığınız sözler, korumadığınız söz hakkımız size intikam olarak dönmez. Ahlâk karşılığını vermeyene de düzgün davrananın kalesi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ahlâk bizim kalemiz. Sizler duygusuz toplum mühendisleri gibi konuşmakta özgürsünüz. Entellektüel, kaba, buyurgan ya da populist.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bizler konuşmakla, anlaşmakla, koklaşmakla, tartışmakla, daha iyi gerekçeye, daha ahlaklı duruşa, daha meşru çıkış noktasına açık olarak toplum oluyoruz, insan oluyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Degileri kapatın, manifesto yazın, ihbar edin birbirinizi, hepimizi. Bizim dışımızda herşey demokrasinizi kuran. Düşünceleriniz buyruktan kamçılar gibi. Buz gibisiniz. İçimizi ısıtamıyorsunuz. Bir gün selâm verdiğinizi ertesi gün tanımıyorsunuz. Başkalığın avukatısınız, başkalığımızı paspasınız etmektesiniz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;En zor zamanlarımızda dahi sizleri düşündük. Elimizdeki avcumuzdaki herşeyi, bildiğimizi, kalbimizi hepinize açtık. İşimizi bizden daha iyi yapacaklara bıraktık başka dünyalar açtık.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Biz çetin, zor, pis ve aşağılayıcı olandan şikayetle dönmedik. İnsan olarak, olgunlaşarak döndük.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mağdur değiliz, çilesiz aydın olunmuyor. Hakikatsiz insan olunmuyor. Eleştiriye, itiraza, yanlışlanmaya açık durmadan bilim adamı, ana baba, çoluk çocuk, şöfür, kapıcı, hiçbirşey olunmuyor. Ama siz, ben yaptım olur diyorsunuz. Olmuyor. Olmayacak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yine bu toplumu bizler omuzlayacağız. Bu toplum bizleri omuzlayacak. Yüzlerce fikir tartışılacak. Binlerce çiçek açacak!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-4981330927452036091?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4981330927452036091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/4981330927452036091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/02/ne-encumen-i-danis-ne-abant-konferans.html' title='Ne Encümen-i Daniş, Ne Abant konferansı, Bir Elde Cımbız, Bir Elde Ayna?'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SZpBK_UHqrI/AAAAAAAAAmI/2wEV-8bS_Fs/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-1907606142659603772</id><published>2009-01-25T08:09:00.008+02:00</published><updated>2009-01-25T09:59:19.288+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gündelik Reddiye&apos;ler'/><title type='text'>Büyüyoruz, Ellerimizde Keklerimiz!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/7oidIuZXze0/s1600-h/WebCam_20071104_0556.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/7oidIuZXze0/s200/WebCam_20071104_0556.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295134936093279378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Demokratikleştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefonu dinlenmeyen kalmadı, polis aile sorunlarımızı da çözecek yakında. İyi eğitimli, kibar çocuklar ne de olsa, Kemal Gürüz'ün dediği gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Şafak, Sisi gibi demiş. İnsan, başlık atan insan, güçlenince tevazuyu kaçırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden ezilenler ezeni dahi kurtarma derdine düşerdi. Peygamberler zamanında intikama peygamberlik yoktu. Köle devede, halife yalnayaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer, Hamza, Mecdeli Magda tevazuda açan çiçektiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gencecik insandılar, kendi taburelerine tekme attılar. Cellada bile kin bırakmama derdindeydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzeni, talanı, yalanı, dolanı hoşgörmemiz, ve her demokratikleşme iddiasına, hesap sorma işine finolar gibi kuyruk sallamamız bekleniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kek yutulmuyor ama. Her gemi insanı açık ufuklara taşımıyor. Kuyruğumuz yok. Zincirlerimiz yok. Kaybedeceğimiz şey çok olsa da. Başta insanlığımız, sabrımız, umudumuz, komşuluk derdimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yeni demokrat"ların hiç beğenmediği Sezer'in sessiz, sade yaşayan çocuklarını düşünüyorum. Çay ile bisküvi yiyor, yoksul yaşıyor diye eti çiğnenen Ecevitleri ve kedilerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsider meselelerini umursamıyoruz. Özel hayat sorularını önemli bulmuyoruz. Halâ bebek ve köpek meseleleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimilerimiz diyor ki "12 Eylülü yargılamadan nasıl darbe karşıtı olabilirsiniz?". Kimileri ise "çocuklarınızın arabayla çarptığı insanlara bile hak tanımıyorsunuz".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben diyorum ki, bu çorbada iyi birşeyler de vardır, biraz ararsak, karıştırırsak, dibine çöreklenen özlü birşeylerin olduğunu düşünmeye çalışırsak. Yanığı kazımassak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçeri alınanların çoğu ile bir muhabbetim olmadı. Bir kaçını okudum, eleştirdim, yararlandım, bir şeyler öğrendim. Bir kısmı beni ilgilendirmedi. Geriye kalanlarınsa ben neyi temsil ediyorsam, insana dair neyi savunuyorsam tersini savunduklarını, yaşadıklarını düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün içerdeler. Bizlere yapılanlardan sorumlu olanlar da olsaydı aralarına, alkışlayan da, sokağa inip yolumuzu kesenler de bir hakkın, hukukun olduğunu, özel hayatın bir hukuk devletinde polisiye magazine çevrilemeyeceğini söylemeyi borç bilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşkencecim polis de olsa, asker, sivil de olsa işkencenin, angaryanın, sosyal linçin yanlış olduğunu vurgulardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslemeyip asana cevap, onları yargılayabilecek konumdayken idamları kaldırmaktı. En çok bizler destekledik. Kendi paçamızı kurtarmaya değil. İdamcılığı, kan dökücülüğünü yenmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masumların kanı devletlere harç yapılamaz. Batsaydık, ama Çorum, Maraş, Sivaslara yaslanan bir beka'yı, abiliği, patronajı, artık her ne idiyse, reddetseydik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokratikleşiyoruz sözde, ama 1 mayıslarda gene sendikalara,işçilere iştahla saldıracak mı sistem? Onları eleştirenler masumların üzerine basmadan muhalefetlerini örgütleyebilecekler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politikacı çocukları, babaları hükümetteyken büyüme, büyük işler kurma işlerine ara verebilecekler mi? İnsider işleri (zamlanacak ürüne geçmek), yolsuzluk (geçtiğimiz ürüne zam) ne zaman sistemli bir kurumlaşmayla devre dışı bırakılacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ahlakımız. Nasıl bir ahlakın savunucusuyuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadaka verenle gurur duyduğumuzda değil, sadakayla yaşayan bu kadar insana muhtaç olmakla utandığımızda bir halk olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfrata varan düğünler, takılar, bilmem kaç yıldızlı ziyafetler, çöplerimizle beslenen çocuklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Beş parmağın beşi bir olmaz" zamanlarının kader, hayır ve şer anlayışı üzerinde yükseldiğimiz değer değildi. Bazan sadece onların dedelerinin Çanakkaleden, Sarıkamıştan dönememiş oluşları yoksulluklarının, talana uğramışlıklarının sebebi. Akılsızlık, beceriksizlik, iş bilmeme değil, fedakarlık, insanlık, dayanışma çocuklarına yıllardır çektirebilen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın Amcası yedi yıl esaretten sonra tütmeyen bir ocağa Basralardan, Medine yollarından, Kuttül Ammarelerden dönebildiyse kader'den. Arkadaşlarının çocuklarını yoksul bırakabilen, aç bırakabilen bir sistem kurduysak bizim hakkaniyetsizliğimizden, zalimliğimizden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zenginlikle tartılıyoruz halâ. ölçü tanımazlığımızla. Eski mağdur,şimdilerde mağrur başyazarlarımız "gazetemizin yayını üzerine içeriye alınan" insanlardan bahsediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geleneğimizim içini boşalttık. Ahlâki buyrukları, mesleki deontolojileri unuttuk. Zenginlikten insanlık çıkar sanıyoruz. Modası geçmiş olan bu! Emek, alınteri, hukuk, dayanışma neden bayat kavramlar olsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antiemperyalizm değil, halâ doğal kaynaklar için milyonlarca insanın tavuk gibi boğazlanabilmesi, devlet başkanlarının evlerinde hapis yaşatılabilmesi, ülkelerin gettolaştırılıp yakıp yıkılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meydan okuyoruz, bağırıp çağırıyoruz, ama nerede bunun hukuku? Nerede dayanışmanın etiği?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ekmek taş gibi ağır. Kek de yemeyeceksek, buğday dövme zamanı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki buğday nerde? Müttefikler götürdü. Müttefik nerde? Komuşusunun evini yıkmaya gitti. Yıkım bitecek, işine geri dönecek. Bize tohum verecek. Ekecez, biçecez, dikecez. KÜçük kardeş de "hani bana, hani bana" diyecek. Kardeşlik diye bir şey bırakırsak geriye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6661791268109959706-1907606142659603772?l=elestiriler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1907606142659603772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6661791268109959706/posts/default/1907606142659603772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://elestiriler.blogspot.com/2009/01/byyoruz-ellerimizde-keklerimiz.html' title='Büyüyoruz, Ellerimizde Keklerimiz!'/><author><name>Huseyin Salim Saraçer</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp2.blogger.com/_fjIGjKfC_Y0/R-WOvVK6DTI/AAAAAAAAAS8/RBh6LLqgrDo/S220/Resim%2B034+M+abi.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_fjIGjKfC_Y0/SXwZK2eZxJI/AAAAAAAAAlo/7oidIuZXze0/s72-c/WebCam_20071104_0556.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6661791268109959706.post-2632478993294095343</id><published>2008-11-06T06:42:00.006+02:00</published><updated>2008-11-06T09:00:16.757+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ayrımcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Münih Havaalanında Türk Transit Yolculara Ayrımcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hukuksuzluk'/><title type='text'>Münih Havaalanı: Bir İnsanlık Kâbusu?</title><content type='html'>Gecikmiş Lufhansa'dan inip gecikeceğni bilmediğim Lufthansaya yetişmeye çalışırken önümü kesen, kendisine sormamı karanlık, sevgisiz bir yüz ifadesiyle bekleyen kısa siyah saçlı adam "Polizei" diye önüme atladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerimden türk yolculara gözdağı vermesi, elbette, masum bir şey değil. Biletimi gözüne uzatıyorum 'Beş dakikam var!", ben de seyirciye oynuyorum. Önünü, gçrüş açısını kapatıyor, etrafa gözdağı vermek için beni kullanmasına izin vermiyorum. "Gate'im nerede?". "Pasaport!" diyor. Uzatırken, bir insanın söyleyebileceği en kararlı ses tonuyla "Gate"im nerede?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Lütfen!" demiyorum. O demedi diye değil, bir türke "Pasaport,lütfen!" demediği için bile değil. Geciktirilmiş bir insanın yüz ifadesini anladığını gördüğüm için, bunu kullandığı için, önümü kesmeyi uçaktan çıkanlara gösteriye çevirdiği için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir kişi"ye pasaport sorma değil, adeta gayrı nizami psikolojik savaş. Bir insanı değil, bir toplumu, böyle bir muameleyi haketmediği düşünülen insanlar üzerinden yıldırma hareketi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarıma soruyorum ertesi gün, teker teker. Kadın erkek, yeşlı genç. Hepsinin benzer bir travması var Münihte. Yarım saatlik aramalar. İlaveten, aramalardan çıkıp, kontrol noktasına ulaşınca "Şimdi teneffüs alıyorum" diyip yarım saatlik sırayı yakabilen kontrolörler, bir insanı rezil etmekten ve uygulandığı zamanın hukukuyla çelişen, eziyetten başka birşeye yönelmeyen arama taramalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taciz edilenlerin ortak yanları akademisyen olmaları. Batıya da doğuya da entegre olmaları. Almancayı ya da bir kaç batı dilini iyi bilmeleri. Almanyayla bir alıp vermediklerinin olmaması. Hepsi de değişik zamanlarda uçaklarına yetişemeyecekleri düşündürülene kadar zorlanıyorlar. Arama esnasında aktarma yapacakları uçağın gecikmesi söz konusuysa bilgilendirilmiyorlar. Amaç stresi artırmak, germek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aramaların hiç birisinden aramayla ulaşılacak bir "sonuç" çıkmıyor. Hepsi uçaklarına yetişiyor. Hiç birisi uçağa ulaşmaları engellendiğinde Lufhansanın onlara yeni bir uçak gösterip göstermeyeceğini bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydına ve aydın adaylarına hadleri bildiriliyor,evet, "patron"un kim olduğu da. Onların üzerinden uçak yolcularına. Yolcuların ürkek ya da onaylar bakışlarıyla can sıkıcı etki ve stres katlanarak ezyete uğrayana geri çevriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eziyeti yapan kim? Çoğu kez türkçe bilen, etnik alman olmayan görevliler. Entegre olmanın bedeli mi diyeceğiz buna, edilmemenin bedeli mi? Göçmen kökenli polis memuru etnik almanlara karşı tereddütsüz yaptırımda bulunabiliyor mu? Benzer hareketler almanlara, etnik alman polislerce bile olsa yapılabilir mi? Yapıldığında yapılmasını onaylatabilecek gerekçeler icat edilebilir mi? &
