31 Mart 2012 Cumartesi

Çocuklara UHT'li Süt Dağıtmak Akla Ziyan!

Süpermarket ve mandıralarda "taze süt", "günlük süt" etiketiyle satılan çeşitli firmalara ait sütler ne günlük süt ne de bildiğimiz anlamıyla "pastörize".

Etiketleri dikkatle okur ve son kullanma tarihine dikkat ederseniz UHT sütler "taze süt" etiketi ile satılmakta.

Dünyanın her yerinde süt endüstrileri soğutuculu taşıtlarda dağıtım yapıp, soğuk depolarda ve buzdolaplarında muhafaza ederken bizde işin kolayı bulunmuş durumda.

Süt bir çok ülkede çocuklara sunuluyor, ancak kısa ömürlü pastörize süt olarak! Bozulur bir yiyecek maddesi olarak ihtimam görerek.

UHT'li süt üzerine tartışılan, tüketimine sağlık açısından itiraz edilen işlemlerden geçmiş işlenmiş bir süt türü. Satış yerlerinde buzdolabından pazarlanması sadece tazelik imajı açısından önem taşıyor. İmal tarihinin yakın bir tarih olması biraz daha eski olanlardan çok daha sağlıklı olması anlamına gelmiyor. Eski tarihli sütler belki biraz daha fazla çevreden etki görmüş olabilirler ancak, pastörüzasyonun türünün kendisi tereddütlere yol açan.

Siyah beyaz filmlerde süt içerek uyuyanlar şimdilerde şaşırtıcı geliyordur, şimdilerde "süt uyku kaçırıyor, sindirimi zorluyor, metabolizmayı olumsuz etkiliyor" diye düşünenler çok. Eski kitaplarda kedilerin sevdikleri içecek süt idi. Şimdilerde kedilere süt vermeye kalkarsanız kedi severler kızabiliyor. Değişen süt hakkındaki bilgi değil, sütün işlenmişliğinin yol açtıkları.

Çiğ süt dağıtılması çeşitli nedenlerle neredeyse imkânsız. Salgın hastalık dönemlerinden sonra kanun ve yönetmelikler çoğu ülkede çiğ süt dağıtımı sınırlandırıyor. Buna karşın kısa sürede bozulabilen ve soğuk dağıtım gerektiren pastörize süt UHT süte gündelik kullanımda tercih ediliyor.

Meyvelerin radyasyon, parafin ve kimyasal zarlama ile bozulmalarının, çürümelerinin engellenmesi teknikleri batıda uzun bir dönem kullanıldı. Sağlık üzerine etkileri geç de olsa anlaşıldı ya da gündeme gelebildi.

Bugün UHT'li sütlerin uzun dayanıklılığı bile iticiliği için yeterli bir gerekçe oluşturuyor.

Dondurma, çikolata, bisküvi, tatlı, pastacılık sektörlerinde UHT'li ürünler dolgu, katkı, koyulaştırıcı, kıvam verici, stabilize edici, koruyucu, renk verici maddelerle takviye edilerek sağlık açısından kabul edilemez bileşimler halinde pazara sürülüyor.

Süt tüketimine, süt ürünlerine, yan sanayilerine hiç bir itirazımız yok. Süt tüketimi abartılmamak kaydıyla halk sağlığı açısından bir ölçüt olarak görülebilir. Ancak süt sanayimizin zahmete girip soğuk ve gündelik dağıtım, depolama ilkelerini kabul etmesi ve halk sağlığı ile oynamamasını garantilememiz kaydıyla!

Dondurma, çikolata ve gıda ürünlerinde hangi tür işlemden geçmiş süt kullanıldığı, son ürünün  geçirdiği pastörizasyon türü v.b. açık ve net olarak deklare edilmelidir.

Organik ortamda üretim gibi mevzular işin sadece ayrıntısıdır.

18 Mart 2012 Pazar

Pax Nobeliana

Ödüllenme ile sınanacaksak, hakikate açıklık ve hakikatle düzelirlik ile ödüllenmek umuduyla...


21 Şubat 2012 Salı

Irk Biyolojisi

İyi ki Yaşıyosun be Yeğenim!

Doğuya insanlık dersi veren, eleştiriyi önce kendi gölgesine, dehlizlerine yöneltmeyenlerin mahzenlerinde kapalı kalan kan kokusu bizde insanlık komedyası olarak sahneleniyor bazan. Hayal edilebilen, başımıza da gelebilir. Gülünecek bir şey yok!

Doğacak çocuğun kaş göz rengini seçmek bile biyolojik bir savaş ilanı belki. Belki de olmadığını seçme bir başka komedya?

Kafka, İbn Rüşd, Gazali, Farabî, İbn Sina gibi görünmek istemiyor artık onların torunları tohum/ gen bankalarında nesillerin nasıl görüneceği seçilirken.

Neye yatkın olunacağının seçilmesi ise belki bir parametre olarak kaydedilmişliğiyle mümkün, ancak ya hakikatiyle?

Bir insan nasıl yetişir, bir eksikliğin fazlalıklara, fazlalıkların eksikliklere dönüşmesi, hattâ tırtılın kelebeğe, kelebeğin gölgeye dönüşmesi nedir bilen var mı gerçekten bütünüyle?

Bir aklıevvelimiz buyurmuşlar: Suçlular, fenalar, yaramazlar ayıtlansın! Ey aklıevvelimiz kendisini eleştirmeyi bilmeyen bir çok sonradangörme bunları denedi, sınadı. İnsan genetikten, potansiyelden ibaret bile olsaydı, bu dili okumayı hakikaten bilen var mı, olabilir mi?

Genetik kodlama bir birini dengeleyen etkileyen bir sistemin dilinde belki biraz anlaşılır. Her harfi bir ses, her uzantısı bir fonksiyon değil.

Eski kriminolojide uzun kollular hırsızlığa yatkındılar, bugünün zevkiyle mankenliğe. Bilim hâlâ ve hâlâ bildiği ve bilebileceğinden fazlasını vaad ediyor görünse de, bilimi zahmetsizliğin hizmetkârı ve en üzst noktasına ulaşılabilir/ulaşılabilecek/ulaşılmış gören cehalletten daha bilge bir duruştan temsil edilir çoğu kez. Alanlarının malumatlılarının zirzoplukları ve cahil cesaretleri az rastlanır bir şey olmasa da.

Genlerin haritasını çıkartmak başka, onları birer fonksiyona, defekte, imkana tekabül ettirmek başka. genler ve genetik olmayan bin bir fizikî kodlama arasındaki alaka, etkileşim, eytişim biliniyormuş, nihai olarak bilinebilirmiş gibi.

"Şüphe etmeyiniz!" bildiğiniz kadarıyla eylemeyi buyuran bir imperatiftir, entellektüel pasifliği değil, evet. Ancak "tereddüt ettiğinizi yapın, farketmez!" anlamına da gelmez. Bilginin praxiste gelişmesi, insan eylemesinin teoriyi hayata geçirmek olmadığı ile alakalıdır. Şüphenin kötü ya da şeytani olması değildir mesele, eyleyerek, hareket halinde hakikatle kurulan, kendisini düzelten, işleyen bilinçtir önerilen, sunulan.

Bildiği kadarıyla eylemek el yordamıyla, çaresizliğin sınırlarında mucizeler sunabilir evet. Kök hücre uygulamalarının gerçek mekanizması, imkanları, komplikasyonları, kodu tümden hatta kısmen çözüldüğü ve sözümüzü dinlediği için işlemez, işleyenin o olduğu anlaşıldığı için, sınandığı için işler.

Nasıl penaltı atılacağını bilmek topun mekaniğinin, hareketinin, fizikokimyasal şekillenmelerinin bilgisi değildir. Penaltı atan iyi bir fizikçi olduğunda da penaltının ufku, duruşu başkadır.

Bir hekim kök hücre naklettiğinde oluşum, dönüşüm süreçlerine yabancı değildir. nasılını bilmesi nedenini bilmesini de garanti etmez. İşlemin nasıl'ı nasıllar içinde herhangi bir nasıl da olsa mevzunun niçinine açılan bir kapıdır. Bir açıklamaya muhakkak ulaşılır, ancak açıklamanın niçinin kendisi olmadığını bir bütünlük, uyum, koherens işi olduğunu, niçine/nedene bir ölçüde ulaşılsa da tüm ufuklardan, paradigmalardan bir niçine, niçinlerin niçinine ulaşılamayacağını kavramayan bilim, bilim olamaz. Olsa olsa bir sanat, teknik ve ona tekabül eden inanç olur, bilimdeki anlamıyla.

Göz naklini başarmış bir hekim düşünebilirim binlerce yıl önce. Gözün fonksiyonlarını, ışık göz ilişkisini çözmüş olmasını getirmez. Mekanik bir göz tasarlayabilecek bir hekimin de göz naklinin sırlarını tekniğini, sanatını, nakil sürecine tekabül edecek gelişmelerin listesini, bilgisini elinde tutuyorluğunu da.

Nükleer deneyler hâlâ dünyayı yok etme riskini yok sayamadan, olasılıklar üzernden giderek göze alınabiliyor. Döke saça ilerledi bilimler. Buzullar, fay hatları, okyanuslardaki tasnif edilmemiş hayat, atmosferik etkiler bilinmeden, çöllerde güneş gözlükleriyle bulaşıldı radyoaktiviteye, basınca, kavuran enerjiye.

Kan naklinin komplikasyonları olmadan kan üzerine kan nakli yapılan dönemin perspektifiyle kan üzerine ve üzerinden tasnifler yapılamaz.

Bilim uygulamanın peşinden gider. Uygulama her daim akıllıca bir iş olmasa da, hayatlar üzerinde yeni teknik sınamaları çaresizliklerde meşrudur. Gelişmeler döküp saçma işi olarak görülmez, biraz da bu nedenle.

Genetik rehabilitasyon ensestin yasaklanmasıyla, akraba evliliklerinin frenlenmesiyle zaten bin yıllardır uygulanmaktaydı. Genetik rehabilitasyonun bütün anlamlarıyla meşru olup olmadığını elbette tartışmaya açık bir konu.

Genetik yapımıza müdahaleleri yapabilecek bir bilgi birikiminin olduğunu, olabileceğini iddia etmek ise bilim düşmanlığından başka bir şey değil! Böyle bir bilgi birikimi olsaydı kimin yaşayıp yaşamayacağına karar verilebileceğine dair bir sonuca götürmezdi. İnsan genetik imkan ve imkansızlıklarıyla karakter edinmiyor, bir. İkincisi genetik fazlalık veya eksikliklerin olası başka bir dünyada ne anlama geleceğini okumuşluktan konuşmuyor bilim. Okusa dahi, bunu hayal etsek dahi insal hayatının toplusallaşma, interaktivite, çevresel, diskusif şekillenmeleri ve süreçleri içerisinde bu fiziki bilgileri anlamlandıramaz. Anlamlandırış olası tarihi süreçlerin toplamını elden geçirse bile, olcak olanı, reeli yani henüz olmamışı hesaba katmışlıktan konuşamaz.

Deli İbrahimin dünyaya gelmemesi için Osmanoğullarını engelleyecektiniz, en başarılı tekniğinizle. Genet'i engelleyecektiniz. Bir şeyi düzeltirken başka bir şeyi bozacağını bilmek değil konuştuğumuz, bilimle seleksiyon/eleme yapılabileceğini düşünme saldırganlığı, ölçüsüzlüğü.

Bir dönemin kuzey avrupa ırk biyolojisinin, aynı gerekçelerin arkasına sığınarak kendisine hayat hakkı tanımayacağını düşünebileceğimiz birileri başka birilerini eleme derdinde.

İnsanları biyolojik olarak elemeye, sınırlamaya başladığınızda bunun sonu gelmez.

Eskiden halk kötürümlükte, hastalıkta bir hikmet bulurken şimdikinden daha ilkel değil, daha ileri bir noktadan başlıyorlardı hayata.

Bir hırsıza bazı toplumlar ağır, insafsız cezalar verseler de kendilerini o insanın baştan ne olacağına karar verme yetkisine ve vesayetine sahip görmekten imtina ediyorlardı.

Medeniyetimiz varken, biz de bir medeniyetin diline sahipken insanın kendisini, hırsını, kötü yanlarını yenme hakkının olduğuna inanıyorduk. İnsanın insanlaşmasını bir süreç ve dayanışma işi görüyorduk.

Batıdan konuşacaksak, bunda bence hiç bir mahzur yok, bilimi bilgelikle dengelemekle, yaşama hakkı hiyerarşilerini kırmakla başlamamız gerekmez miydi?

19 Şubat 2012 Pazar

Devlet ve Demokrasi: Leyla'dan Şikayetçi Olan Dağ, Taş Değil Devlet!


Adalet simetri, karşılıklılık üzerine kurulur. Burada eleştirilen hukuk değil, hukuksuzluk olabilir ancak, adalet felsefesinden bakıldığında.

Adalet duygusu, adalet peşinde akıl, adalet arayışı bittiğinde bir toplumu ayakta tutabilecek bir şey kalmaz.

Hukuk mahkemelerden, yargıç ve savcılardan, kanunlardan oluşmuyor. İzan, ölçü, denge yitirildiğinde de yolundan çıkıyor toplumsal dayanışma, toplumsallaşma.

Burada bizi bir toplum yapan, birarada tutan adaletin ipine sarılmamız değil, zor, dayatma oluyor.

Davacı olanın tutumu da işlemeyen bir adalet'in gölgesi, adalet üzerinde gölgedir.

Bu genç kızda ezilen, ayaklar altına alınan ölçü bin yılların emeğiyle dengede tutulmuş olandır.

Had bilmek çığların, devlerin, devletlerin işi olarak anlaşıldığında medeniyetimizden konuşmuş olabileceğiz.

Yanlışı değil, bir yıkım'ı, ölçüsüzlüğü bir filozof olarak, bu kelimeyi kullanarak, adalet felsefesinin kapağını açarak not ediyorum.

Düşünenleri konuşmayan, konuşturulmayan bir ülkeyiz, evet! Her söylenene fezleke hazırlanacağına, hukukçular, davalı ve davacılar bu işin temellerinin dersini almayı düşünmeliler artık.

Biz buradayız ey Halkım! Ey Adalet'in İnsanları! Ya siz nerelerdesiniz?