İşine geleni ölüme, vaad edilene, ilahî adalete örnek gösterenlerin söylediklerinde haklılık payı var mı? Genç ölüm, ızdıraplı ölüm, nesiller boyunca benzer şekilde ölüm birilerin ötekilerden iyi ya da kötü olduklarına işaret mi?
Sabırla, hastalıkla sınanmayı bilmeyen eyüpleri, eyüplüğü de bilmez. Başkalarının ızdırapla sınanması, genç ölümleri ya da erken ayrılıkları bir diğerlerini seçilmiş, dokunulmaz kılmıyor.
Peygamber torunları vahşetle katledildiler. Peygamberler hastalıklarla, ayrılıklarla yüzleştiler. Her kim genç ölmeme garantisinin olduğunu iddia ediyor, başkalarının hastalıklarını dillerine doluyor, en hayırlı ailelerin nesillerce erken ölümlerle yüzleştiklerini unutuyorsa hakikate, hastalıkların, ölümlerin, kalımların hakikatine zulüm ediyordur.
İnsanları beğenmeyebilirsiniz. Yaptıklarını tasvip etmeyebilirsiniz. O halde eleştirirsiniz. Siz, onların yaptıklarını yapmazsınız.
Kendi ölümüne güle oynaya gitmek, cenaze törenini bir düğüne, eğlenceye çevirmek başkadır, ki çokbilmişler onların ölüme güle oynaya gitmelerini yermişlerdir. Husumet beslediklerinizin ölümlerinde sevinçten debelenmek, onları hastalıkları, "zamansız ölüm"leriyle eleştirmek başka. Onların gülüp oynamalarına da insanlık itiraz etmiştir.
Başkalarının acılarına sevinmek başkadır, kendi acını olgunlaştırıcı bulmak başka. Acıyı bal eylemek ne sadizmden konuşmaktır ne de mazoşizmden. İnsan, "acı asildir" derse bela aranmasını önermez, belâda olana bunu bir fırsata çevirmeyi önerir. "İnsan ölümlüdür!" derse ölümü aramayı, hızlandırmayı değil, ölüme de hazır olmanın kültürünü işaret eder. Hayatlı olmak, hayata yatkın olmak sanılanın tersine ölüme hazırlılık işidir. Hayatı kabullenen, hakkıyla yaşayan ölümle daha erken yüzleşebilendir her daim.
Kovulan aşık maalesef en çirkinimiz, en iticimiz, en imkanları kısıtlımız değil. İstediğini almışla, alamamış, almamış aynı kaba konduğunda insanların hayatla asaletlenmesini yermekteyken buluruz kendimizi. Sanki fedakârlık, tereddüt, yanlış karar, çıkarbilmezlik ayıptır.
Engebelerle, güçlüklerle, hastalıklarla, itilip kakılışlarla insan oluyoruz. İlk girdiğimiz imtihanı kazanarak, ilk baçvurduğumuz işe alınarak, ilk ticaretimizde başarı kazanarak, ilk yazımızla şöhret edinerek insanlığın tecrübesini kazanmıyoruz. Kazanımlar kaybediş, kaybedişler kazanım meselelerin çeşitli düzeylerinde, yüzeylerinde.
Hayatlarını alçaklıkla kazananların bazan kazasız belasız görünen hayatları seçilmişliklerine işaret değil. Madenlerde boğulanlar, tersanelerde paramparça olanlar, kimyasal üretim işçilerinin eriyen ciğerleri, işgale uğrayan mazlumların ibadethanelerinde katledilişleri lanetlenmişliklerine, günahkârlıklarına işaret değil.
İşaret aranacaksa hep başkalarının felaketi üzerinden kendisini onaylayanların gözleriyle aranacak bir şey değil.
İşi hiç ters gitmeyen zalim yöntemini doğru bulur, dünyanın akışının yarattığı alışkanlığı onun hakikatinin ifadesi sanır, tecrübeye kapalılıkla, doğru olduğuna emin olduğu yoluyla tökezler.
İyi insanların, mazlum halkların ise belki hakikatlilikten, hakikatten, adaletten vazgeçip kendilerini ezbere, işlerine gelene adadıklarında işleri ters gider. Bunun ne kanunu var, ne de kuralı.
Hakikatinden kopmuş hayal, ideal, yöneliş çökertir, tökezletir. Kötü olan hayal değildir. Estetiğin alanı hakikate ufuk verir. Sömürgecinin elinde ise önyargısını, ukalâ bakışını süzüp inceltip dayatır.
Onlarca nesildir dedelerim genç yaşta öldüler. Onların direnişleri, katkıları, emekleri, fedakârlıkları bizlere daha uzun ömür olarak geri döndü. Şimdi bizler daha mı hayırlıyız? Barışın, komşuluğun, kardeşliğin kıymetini bilemedikçe? Başkalarının acılarını kendi sevincimize kaldıraç yaptıkça?
Başkaları yanlış düşünebilir demiyorum, çoğu kez düşünüyorlar diyorum. Yanlış düşünülendeki payımızı vurguluyorum burada, başkalarının kendi sorumluluklarını dilime dolamadan! Tartışma, eleştiri, itiraz olmadan, kurumlaştırılmadan, başkalarına aklı başında itirazda bulunmadan, tartışmaya açık durmadan kimseleri yanlışlarının sorumluluklarıyla başbaşa bıraktığımızı düşünemeyiz!
Eleştireni tehdit ettikçe, eleştrimizi aşağılama, kötülüklerini isteme üzerine kurdukça başkalarının yanlışlarında kendi sorumluluk payımızı büyütüyoruz, artırıyoruz, yükseltiyoruz. "Her koyun kendi bacağından asılır" kabahatin bireyselliğini vurgular. Ancak, sadece son tahlilde. Fikrimizi söylemedikçe, düzeltici ve demokratik bir argümentasyonu esirgedikçe insanları kendimizce yarım hakikate mahkûm ediyoruz. Anlama anlaşmadır, düşünce ilerletilmesi konuşma diyalektiği içerisinde ilerler.
Bastırdığımız, yok saydığımız başkalarının hatasındaki kendi katkılarımız, şekillendiriciliklerimiz.
"Düzelticilik" daha hatasızlarca yapılmaz, bir kavramı daha düzeltelim: İtiraz, ikna olmadığımızın gerekçelerini sunmadaki gayretimiz, dinlememiz, karşı tarafın bize bir şey söylediğine inanmamız söz konusu olmadığında karşı tarafa bir katkımızın olabileceğini hayal dahi edemeyiz. Karşı tarafın söylediğine açıklık bizim kendimizi kavrayışımızı geliştirecek olan.
En doğru önermeye cahil inanıyorsa, o doğrudan yola çıkışı doğrudan doğru bir sonuç çıkarmasını garanti etmiyor. Yanlıştan yola çıkan ve bunu eleştiriye açan insanın ise yanlışa kapılanacağını düşünmek akıllı bir iş değil. İnsanın hakikatliliği ne tamamen yola çıktığı doğru ve yanlış tarafından belirleniyor ne de haklılık veya haksızlık kimsenin tekelinde.
Haklılık iddiası tevazu, hakkaniyet, sorumluluk işidir. Haklı insan başkasının kusurunda kendi kusurunu bulup kapatabilen, başkasını düzeltme işini kendisini düzeltme işi görebilen insandır.
Haklılık iddiası kendini iddaya atmak değildir, kendisini hakikatle düzeltebilenin öncelikle kendisine yöneltebildiği eleştirel iddiasıdır. Efendim.
Basın-Yayın, Kitap, Gündelik Hayat, Yeme İçme, Tiyatro, Sinema, Kültür, Sanat, Edebiyat, Müzik, Dans, Popüler Kültür, İdeoloji Eleştirisi
10 Nisan 2012 Salı
Izdıraplı veya Erken Ölüm "Öteki"ne mi Mahsustur?
Etiketler:
Alel Acele Yazılanlar,
Aydın Eleştirisi,
Ayrımcılık,
Basın Eleştirisi,
Gündelik Reddiye'ler,
Hafiften Felsefe,
Hayat Dünyamız,
İsyan,
İtiraz,
Meslekî Etik
8 Nisan 2012 Pazar
Kuramsal Felsefe, Sosyal İnteraksiyon, Toplum Kuramı, Sosyolingvistik Meraklılarının İzlemesi Gereken Bir Site: Papağan Okulu
Modern toplum kuramının disiplinlerarası uzanımı olarak değil, teoriyi içinden çıkaran ilişkiler ve praxisin bir parçası olarak bu sitedeki yazı ve videoların takip edilmesini şiddetle tavsiye ediyorum!
Felsefî Yorumbilgisi ile ilgilenenler başta olmak üzere ezberi ezbere bağlama yerine bilimlerin insani, iletişimsel, açık diskurda cereyan eden, ufuk kaynaşmalarıyla genişleyen hareketini önemseyenlerin bu sitedeki hiç bir video ve yazıyı kaçırmamalarını salık veriyorum.
12 Eylül sonrası üniversitenin yapmakta eksik kaldığı bu tip çabaları modern lingvistik, terapi kuramları, sosyal psikolojinin temellerinin genişletilmesi, işlenmesi, açılması olarak özendirememesidir.
Nehir ve Begüm Hanımların yaptıklarında önemli olan şey papağanların toplumsallaşmaları, yeniden toplumsallaşmaları, terapileri, dil öğrenimlerinde konunun hakikatine en yakın yani en insanî yolu seçmiş olmaları.
Papağanlara "papağanlık" yaptırılmıyor. Bir ufuk kaynaşmasının, diyalog ortaklığının, bireyselliklerinve doğaların ayırd edici, birleştirici, özgünleştirici ve biricikleştirici hareketleri ve dinamikleri içerisinde dinamik bir dil, karşılıklı rol modeli izliyor olmaları dikkat çekici.
Bir oyun ortamı sunulurken hangi renk ve sese ilgi veya sevgi duyulduğuna dikkat edilmesi değil dikkatimi çeken, bu ilgi ve sevginin değişebilirliğine dikkat edebilen bir duruş.
Manevî Bilimlerin (İnsanî ve Sosyal Bilimlerin toplamı) içerisine hayvanların sosyolojisi de ergeç dahil edilmek zorunda. Yalnız daha ciddi dil, kültür kuramlarına sahip olmak için değil, daha hakikatli olabilmek için de.
Çalışmaların dilin, davranışın, dünyada oluşun pedagojisi, didaktiği açısından önemi zaten bilinen bir şey. Bu tip çalışmalar hem eski doğu kültüründe hem de modern toplum kuramında (herbert Mead'in çocuğunu bir maymunla paralel büyütmesi her şeyin yanı sıra karşılaştırmalı yetişme genetiği, interaksiyonun çeşitlenen ve çoğullaşan hakikati ve temelleri üzerine düşünmek için büyük bir imkândı) pozitivizmin devreye girmesine kadar, girdikten sonra da konunun hakikatine dikkat çekme açısından oldukça önemli idi. Pozitivizme çatmak için bir bahane aramayayım: Pozitivizmin sınanmasıyla ortaya çıkan eleştirel imkânlar daha insanî bir bilim, yorum ve anlama dünyasına yürümemiz için büyük bir dönüm noktası oluşturmuştur.
İster bir hobi görülsün isterse bilimsel bir çalışmanın parçası olarak bu tür çalışmalar (dil, kültür, tarih anlayış, akıl, toplumsallaşma) insanca duruş ve bakışın hayat dünyasını gerekli kılıyor. Ufkun genişleme dinamiğinin metdolojiden değil insanca tevazudan, şevkat ve ezbersizlikten geldiğini gösteren güzel bir ilgi, duruş, çabanın enetellektüel yolunu araması, kendisini ifade etmesi.
Bilim Felsefesi, Toplum Kuramı ya da Yorumbilgisi dersi vermemiz nedense her dönemde engellenmemiş olsaydı bu sitedeki videoları teker teker öğrencilerime izletir, yorumlardım. Bilim, anlayış insanî duruş işidir. Evden, toplumdan, sokaktan, ruhu yaralı bir köpekten alınan olmadan üç beş senelik ezberle bilim olmaz.
İleride fırsat bulabilirsek Yorumbilgisinde, doğu klasiklerinin tartışılmalarında, kuramsal felsefe seminerlerinde bu sevimli hayvanların interaktif hareketlerine dikkat çekmeye, böylesi çalışmaları özendirmeye çalışacağız.
(Alel acele, online yazıldı, düzeltilmedi)
Felsefî Yorumbilgisi ile ilgilenenler başta olmak üzere ezberi ezbere bağlama yerine bilimlerin insani, iletişimsel, açık diskurda cereyan eden, ufuk kaynaşmalarıyla genişleyen hareketini önemseyenlerin bu sitedeki hiç bir video ve yazıyı kaçırmamalarını salık veriyorum.
12 Eylül sonrası üniversitenin yapmakta eksik kaldığı bu tip çabaları modern lingvistik, terapi kuramları, sosyal psikolojinin temellerinin genişletilmesi, işlenmesi, açılması olarak özendirememesidir.
Nehir ve Begüm Hanımların yaptıklarında önemli olan şey papağanların toplumsallaşmaları, yeniden toplumsallaşmaları, terapileri, dil öğrenimlerinde konunun hakikatine en yakın yani en insanî yolu seçmiş olmaları.
Papağanlara "papağanlık" yaptırılmıyor. Bir ufuk kaynaşmasının, diyalog ortaklığının, bireyselliklerinve doğaların ayırd edici, birleştirici, özgünleştirici ve biricikleştirici hareketleri ve dinamikleri içerisinde dinamik bir dil, karşılıklı rol modeli izliyor olmaları dikkat çekici.
Bir oyun ortamı sunulurken hangi renk ve sese ilgi veya sevgi duyulduğuna dikkat edilmesi değil dikkatimi çeken, bu ilgi ve sevginin değişebilirliğine dikkat edebilen bir duruş.
Manevî Bilimlerin (İnsanî ve Sosyal Bilimlerin toplamı) içerisine hayvanların sosyolojisi de ergeç dahil edilmek zorunda. Yalnız daha ciddi dil, kültür kuramlarına sahip olmak için değil, daha hakikatli olabilmek için de.
Çalışmaların dilin, davranışın, dünyada oluşun pedagojisi, didaktiği açısından önemi zaten bilinen bir şey. Bu tip çalışmalar hem eski doğu kültüründe hem de modern toplum kuramında (herbert Mead'in çocuğunu bir maymunla paralel büyütmesi her şeyin yanı sıra karşılaştırmalı yetişme genetiği, interaksiyonun çeşitlenen ve çoğullaşan hakikati ve temelleri üzerine düşünmek için büyük bir imkândı) pozitivizmin devreye girmesine kadar, girdikten sonra da konunun hakikatine dikkat çekme açısından oldukça önemli idi. Pozitivizme çatmak için bir bahane aramayayım: Pozitivizmin sınanmasıyla ortaya çıkan eleştirel imkânlar daha insanî bir bilim, yorum ve anlama dünyasına yürümemiz için büyük bir dönüm noktası oluşturmuştur.
İster bir hobi görülsün isterse bilimsel bir çalışmanın parçası olarak bu tür çalışmalar (dil, kültür, tarih anlayış, akıl, toplumsallaşma) insanca duruş ve bakışın hayat dünyasını gerekli kılıyor. Ufkun genişleme dinamiğinin metdolojiden değil insanca tevazudan, şevkat ve ezbersizlikten geldiğini gösteren güzel bir ilgi, duruş, çabanın enetellektüel yolunu araması, kendisini ifade etmesi.
Bilim Felsefesi, Toplum Kuramı ya da Yorumbilgisi dersi vermemiz nedense her dönemde engellenmemiş olsaydı bu sitedeki videoları teker teker öğrencilerime izletir, yorumlardım. Bilim, anlayış insanî duruş işidir. Evden, toplumdan, sokaktan, ruhu yaralı bir köpekten alınan olmadan üç beş senelik ezberle bilim olmaz.
İleride fırsat bulabilirsek Yorumbilgisinde, doğu klasiklerinin tartışılmalarında, kuramsal felsefe seminerlerinde bu sevimli hayvanların interaktif hareketlerine dikkat çekmeye, böylesi çalışmaları özendirmeye çalışacağız.
(Alel acele, online yazıldı, düzeltilmedi)
31 Mart 2012 Cumartesi
Çocuklara UHT'li Süt Dağıtmak Akla Ziyan!
Süpermarket ve mandıralarda "taze süt", "günlük süt" etiketiyle satılan çeşitli firmalara ait sütler ne günlük süt ne de bildiğimiz anlamıyla "pastörize".
Etiketleri dikkatle okur ve son kullanma tarihine dikkat ederseniz UHT sütler "taze süt" etiketi ile satılmakta.
Dünyanın her yerinde süt endüstrileri soğutuculu taşıtlarda dağıtım yapıp, soğuk depolarda ve buzdolaplarında muhafaza ederken bizde işin kolayı bulunmuş durumda.
Süt bir çok ülkede çocuklara sunuluyor, ancak kısa ömürlü pastörize süt olarak! Bozulur bir yiyecek maddesi olarak ihtimam görerek.
UHT'li süt üzerine tartışılan, tüketimine sağlık açısından itiraz edilen işlemlerden geçmiş işlenmiş bir süt türü. Satış yerlerinde buzdolabından pazarlanması sadece tazelik imajı açısından önem taşıyor. İmal tarihinin yakın bir tarih olması biraz daha eski olanlardan çok daha sağlıklı olması anlamına gelmiyor. Eski tarihli sütler belki biraz daha fazla çevreden etki görmüş olabilirler ancak, pastörüzasyonun türünün kendisi tereddütlere yol açan.
Siyah beyaz filmlerde süt içerek uyuyanlar şimdilerde şaşırtıcı geliyordur, şimdilerde "süt uyku kaçırıyor, sindirimi zorluyor, metabolizmayı olumsuz etkiliyor" diye düşünenler çok. Eski kitaplarda kedilerin sevdikleri içecek süt idi. Şimdilerde kedilere süt vermeye kalkarsanız kedi severler kızabiliyor. Değişen süt hakkındaki bilgi değil, sütün işlenmişliğinin yol açtıkları.
Çiğ süt dağıtılması çeşitli nedenlerle neredeyse imkânsız. Salgın hastalık dönemlerinden sonra kanun ve yönetmelikler çoğu ülkede çiğ süt dağıtımı sınırlandırıyor. Buna karşın kısa sürede bozulabilen ve soğuk dağıtım gerektiren pastörize süt UHT süte gündelik kullanımda tercih ediliyor.
Meyvelerin radyasyon, parafin ve kimyasal zarlama ile bozulmalarının, çürümelerinin engellenmesi teknikleri batıda uzun bir dönem kullanıldı. Sağlık üzerine etkileri geç de olsa anlaşıldı ya da gündeme gelebildi.
Bugün UHT'li sütlerin uzun dayanıklılığı bile iticiliği için yeterli bir gerekçe oluşturuyor.
Dondurma, çikolata, bisküvi, tatlı, pastacılık sektörlerinde UHT'li ürünler dolgu, katkı, koyulaştırıcı, kıvam verici, stabilize edici, koruyucu, renk verici maddelerle takviye edilerek sağlık açısından kabul edilemez bileşimler halinde pazara sürülüyor.
Süt tüketimine, süt ürünlerine, yan sanayilerine hiç bir itirazımız yok. Süt tüketimi abartılmamak kaydıyla halk sağlığı açısından bir ölçüt olarak görülebilir. Ancak süt sanayimizin zahmete girip soğuk ve gündelik dağıtım, depolama ilkelerini kabul etmesi ve halk sağlığı ile oynamamasını garantilememiz kaydıyla!
Dondurma, çikolata ve gıda ürünlerinde hangi tür işlemden geçmiş süt kullanıldığı, son ürünün geçirdiği pastörizasyon türü v.b. açık ve net olarak deklare edilmelidir.
Organik ortamda üretim gibi mevzular işin sadece ayrıntısıdır.
Etiketler:
Çevre,
Gıda,
Hatırlama Notu,
İsyan,
İtiraz,
Yetti Artık Yazısı
19 Mart 2012 Pazartesi
Akademik Hâl: İyi ki Dışarda ve Dışındayız!
Etiketler:
Akademik Hâl,
Aydın Eleştirisi,
Bir Zamanlar Tek Parti Döneminde,
Meslekî Etik,
Yetti Artık Yazısı
18 Mart 2012 Pazar
Pax Nobeliana
Etiketler:
Aydın Eleştirisi,
Basın Eleştirisi,
Hatırlama Notu,
Meslekî Etik,
Siyasî Gündem,
Tarihe Şerh Düşmek,
Yetti Artık Yazısı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



