12 Temmuz 2011 Salı

Yarından İtibaren Kapalıyız!

Bu blog'u belki bir işlevi vardır düşüncesi ile açık tutuyorduk. Okuyucusuna hitap etmediği kanaatine vardık.

Yaptığımız açıkta düşünme, açıkta gözden geçirmeden ibaretti.

Okurların dünyasıyla bizim referans dünyamız farklı ve birbirlerini dışlıyor.

Okuyucunun dünyası ile eleştirel bir bağ olmadığında bir dayatmanın, tutuculuğun sözcülüğüne soyunmuş gibi oluyoruz.

Bir süreliğine tadilat için kapatacağız, daha sonra da kapalı devre devam edip etmeyeceğine karar vereceğiz.

Düzeltilmemiş yazılar bir saygısızlığın ya da teşhirin ifadesi değil idiler. Kırdıklarımız ve teşhir eder göründüklerimiz oldu ise kendilerinden özür dileriz.

Kapalı olduğumuz sürede neler yazdığımızı, neleri yazmadığımızı da gözden geçireceğiz.

Saygılarımızla.

5 Temmuz 2011 Salı

Murat Belge Metin Lokumcu Hakkında

Birikim'in ilk sayılarındaki yazıların çoğunu hatırlarım.

İlk "Birikimci"lerin de bir kısmını tanırım. Biz onları çok iyi okuduk, okuttuk. Onlar bizi hiç okuyamadılar sanırım. Okutturmadılar da.

Can Yücel farklı bir insandı. Murat Belge'yi işitmiş olmasını, tepkisinin şiirini Galata Köprüsünün altındaki meyhanede gürüldemesini isterdim. 12 Eylüldeki gibi.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

"Tükürdüklerini Yalayacaklar!" Sloganı ve Demokrasinin Açık Diskuru

"Tükürdüklerini yalayacaklar!" diye bağırmak, "tükürüleni yalatmak" için elinden geleni yapacağını da deklare etmek.

Başkalarına tükürdüğünü yalatanlar ve tükürdüklerini yalamalarıyla bizi memnun edecek olanlar eşit, parazitsiz, yamultulmamış bir siyasi diskurun üyleri olamazlar!

Hele hele "tükürdüğünü yalayarak" helâl kazanç sahibi olacaklarını ifade edersek vekillerin, "helâl" ile kasdettiğimizin meşruiyetini iddia etmemiz imkansız hale gelir.

Milletvekilleri maaşlarını AKP ya da AKP seçmeni ödemiyor! CHP'li seçmenin ödediği vergi eğer hür vatandaşların verdiği türden vergi sayılmıyorsa ayrı! Ümit ediyoruz ki canımız, malımız, sanımız, namusumuzun birlerine helâl olması önkabulünü canlandıran gerekçelemeler böyle yerli yersiz ifade edilmez!

CHP seçmeni partisini desteklemektedir. Özel mahkemelerin meclis üzerine vesayeti tartışma ve protesto konusu olduğuna göre, statükoyu savunan partiler parlementoyu savunduklarını iddia edemezler. Meclisteki çoğunluk, taleplere ve iddialara kayıtsız kalmayı politika edindiğine göre "muhalefetin yerinin parlemento olması" şartını koşmak karşı tarafı dinlememe ve kayıtsızlık politikalarını tahkim etme çabasından ibarettir.

Burada eski uygulama düzgündür: Maaşı hakedip etmediklerine maaşı alacak olanlar karar vermelidirler. Partilerinin alacakları kararlar dahi milletvekillerini ianeye, borca harca itmemelidir. İktidarın zorlayacağı maaşsızlık ancak bir içsavaş toplumunda geçerli olabilir! Zorlayıcı, abluka altına alıcı, nifak çıkarmaya yönelik bir hareket olur!

Seçmenin partisinin tavrını onaylaması bile çoğu sınır durumunda şart değildir, partilerin her politikaları populer olmayabiliyor, kemer sıkma politikalarında olduğu gibi. "Yemin" ile maaşın helal olacağı, izlenen politikaların önemsiz olması da söz konusu değildir. Maaş'ın hak edilip edilmemesi tartışması ancak teorik boyutta geçerlidir, aksi halde Vatikan tipi bir ruhban sınıfının gerektiğini de argümanda "implicit" olarak ifade etmiş oluruz. Kimin maaşını hakedip etmediğine nihaî hükmün ahiret sorunu olduğunu unuttuğumuzda, sendikal hakları, hakkani ücretlendirme politikalarını bir kenara atmış oluruz.

Asgari ücret insanlıkdışı bir düzeye geriletilmiş olduğu zamanlarda dahi maaşını haketmeme halleri her daim olabilecektir. Haketme etmeme tartışması "maaş"ın kendisini tartışmaya, hak hukuk kavramını zorlamaya başladığında medeniyet iddialarını terkederek tartışabileceğimiz bir keyfiliğe kapı açmış oluruz!

Bu yanlış ufku taşeron işçi olan görme özürlü vatandaşa yöneldiğinde görmemiz, tekrarlanmaması için yeterli olmalıydı. Taşeron temzilikçi kadrosundaki hemşirehanımın kadro talebiyle işten atılmasıyla da kadro, maaş, ücret gibi mevzularda hukukunu bulamamış bir medeniyet iddiası demokratik gündeme kendisini dayatmış oldu!

Milletvekillerini açlıkla, sefaletle terbiye ederek meclise ya da fevriliğe çekmeye zorladığımızda "iktidar" olarak vebal altında olmadığımızı, temsilin hukukunu çiğnemediğimizi evrensel olarak geçerli olabilecek biçimde savunabilir miyiz? Ben sanmıyorum!

Her milletvekili çocuklarına burs alacağı bir zengin arkadaşı yoksa kendisine iktidarın dayattığını mı yapmak zorundadır? Ekonomik bağımsızlık milletvekilleri için elzemdir, ancak ayrı bir tartışma konusudur, şablon bir ekonomik düzey tesbiti bir ölçüde tartışmalı olsa da, elzemdir.

Kendisini helal ve harama kriter koyucu yetkinliğe yükseltmek, "tükürüğü geri yalatıcılığın hukukundan konuşmak" demokratik bir ülkenin "iktidar"dan konuşma tarzının içinde meşruiyetiyle verili değildir. Hikmet sahiplerinin dahi tartışmaya açık olarak ifade edebildikleri, iktidar kürsüsünün işi haline getirilmemelidr.

Demokrasilerde ikna süreçleri dayatma, abluka, propaganda ve çarpıtmadan arıtılmış söylemlerde gerçekleşir. Uzlaşmazlığa yol açacak baskı, teslimiyete yol açabilecek ekonomik abluka, dinlememenin ifadesi olan propagandif dil dominansın, baskının ve "hakikati gölgelemenin" araçlarıdır.

Demokrasinin evi meclis değildir, dominanstan, dayatmadan uzak/arınmış bir dildir. Parlemento demokrasinin bir kurumudur. Seçim gibi, oylama gibi, tartışmaya ve yargıya açık olmak gibi. Yerel yönetimlerin ezildiği bir parlementarizm demokrasinin yerinde yönetim ilkesini de çiğnemektedir.

Parlementonun rolü merkezidir, ancak, demokrasinin diğer kurum ve kuruluşlarını ezmemiş, yok saymamış bir parlemento için bu geçerlidir. Kurucu meclislerin istisnai rolleri, ilerlemiş demokrasilere zorlanamaz! Eksikli ve ayıplı bir demokratik modelin parlemento anlayışı ise ölçü edinilmemelidir.

Parlementomuz bin bir emekle, zahmetle, acıyla ve çileyle kuruldu. Kazanımlarımıza sahip çıkmamız onların rollerini indirgeyici, eğretileyici bir dil ve tarz ile olmamalı, olmamalıydı!

Demokrasinin dili, gerekçelemeleri, diskuru ayaklar altına alınarak demokrasi savunulamaz: Demokratik propaganda yoktur, demokratik tartışma, açıklık vardır.

Demokrasi geridönüşsüzlüğün, kapalılığın, dayatmacılığın, zor ve şiddetin diliyle konsensus sağlayıcılığın karşıtıdır!

Ablukacılık, zorlayıcılık demokratik değildir.

Açık bir ufuk, anlaşmanın açık tutulmuşluğu demokrasinin ilk şartıdır, hatırlatırız, Efendim.

3 Temmuz 2011 Pazar

"Ya Sev Ya Terket'!"in Yeni Bir Versiyonu Olarak: "Ya Yemin Et Ya da Terket!"

Herkes kendisine yakışanı yapsın. Herşeyi söyleyip, çözümsüzlüğün avukatlığını yapıp "muhalefetsiz demokrasi olmaz!" demek saçmalığın ta kendisi. Erken seçimse erken seçim!

Bu kadar şantaj ve baskı ile uğraşacaklarına sorun çözümü için gayret edeceklerini gösterebilirlerdi. Gaye protestocuların meclise dönmelerini sağlamaksa iş bu kadar basit. Yeni koalisyonlar oluşturmanın, CHP muhaliflerine propaganda metinleri döktürtmenin bir anlamı yok! Meclise dönüşü sağlama şantajı ile geriye dönüşsüzlüğün geriliminin temeli atılıyor.

Konu basit, halk iradesi mi özel yargının üstünlüğü mü? Hukuk mu, özel hukuk mu?

Hopa'da cenaze törenine bile katılanlar tehdit altındalar! Yarın siyanür havuzlarına karşı çıkanlar toplanmayacak diyebilecek bir hukuksever var mı? Yurtdışına çıkan "muhalifleri" yurtdışına ihbar eden, günlerini zehir etmeyi vatana hizmet gören entrikacılar var bazı havaalanlarında! Onlar maaşlarını hakediyorlar, değil mi?

Kimin seçme seçilme hakkı garanti altında? Kim iftiradan, yalandan, çamurdan kendisini uzak tutabilir adalet dağıtımı kesintiye uğrarsa?

Bizler hukuk devletinin, militanlaşmamış hukukun, çevrecilere, gençlere, sendikacılara haşere muamelesi yaptırmayacak bir hukukun savunucusuyuz!

İnsanca bir hayat talebi, farklı düşünenlere hayat hakkı, "parasız eğitim" diyenleri zındana tıkmaktan başka bir bildiği olmayanların keyfine mi bırakılacak?

Demokrasiden yanaysanız, demokratlar gibi davranırsınız! Her itiraz eden çocuğun boğazına yapışmadan!

"Konsensus olmadan demokrasi olmaz!" derken, "ortak düşünebileceğimiz bir şey var mı, kaldı mı?" dememizi istiyorsunuz! Yine siz bilirsiniz! Zor zamanlarda sizleri aklımıza bile getirmeyeceğimize emin olunuz!

Ya bu hükümran fasonlarını bırakın bir insanlık dilinden, kardeşlik dilinden konuşun, ya da toplama kamplarını kurun artık, kurabiliyorsanız! Bıktık!

Sizlere sırt dönülemeyeceğini, her şeyi çarpıtacağınızı, hakikate sadakatsizliğin her haddeye kadar götürebileceğini bu kadar düşündürmeyin!

Dayanışma hep siz zora düştüğünüzde, sizin hakkınızı savunmaktan ibaret öyle mi? Bizler hukuksuzuz yani? Pekalâ, demokrasiyi ayaklar altına almadan, kabahatlerinizi halı altına süpürebileceğinize emin olmadan bir deneyin bakalım!

Yalan ya da hakikat, sizin tercihiniz! Biz demokrasi için direneceğiz! Size hep lazım olmuş ve olacak demokrasi için!

2 Temmuz 2011 Cumartesi

"İleri Demokrasi"nin CHP'yi Sosyalist Enternasyonalden Tard Ettireceği Geyiği Üzerine

"Parlementoyu boykot" sosyalist jargonda "parlementarizm"i terktir. Parlemento dışında mücadeleyi seçiştir. Bu tercih konjunktürel değil, ideolojiktir, siyasi mücadele tarzı üzerine bir tartışmadır. Parlementodan çekilmeyi, seçimlere katılmamayı içerir.

1. Enternasyonal, 2. Enternasyonal ve diğer enternasyonallerin tarihi sadece bu noktada değil başka bir çok konuda ayrışmaların tarihidir. Bolşevik Menşevik tartışması, iktidara giden yol, iktidarın seçimle bırakılıp bırakılmayacağı tartışmaları CHP'nin gündemindeki, üzerinde siyaset yürüttüğü zemindeki tartışmalarda konu edilebilir bir şey değildir.

CHP'nin yaptığı zaten "boykot" da değildir, boykota dönüştüğünde bile sosyalist enternasyonalin mesele ettiği boykotla alakalı değildir. CHP her medeni siyasi parti gibi parlemento dışı demokratik mücadelenin parlementer demokrasi ile çeliştiğini düşünmemektedir.

İş parlementodan çekilmeye kadar gitse dahi, CHP parlementer sistemi, seçimle gelip gitmeyi, çok partili hayatı savunmaktadır. "Parlementerist" muhafazakarlıktan farklı olarak, CHP, sendika, çevre, kadın, gençlik, barış, hak hareketlerini demokrasinin olmazsa olmazları olarak görmektedir. Demokratik platform meclisten ibaret değildir!

Sosyalist Enternasyonaldekiler eğer protestoya düşman bir çizgi izlemesini istiyor, karşılaştığı dayatmalara karşı direnmemesini talep ediyorlarsa taşeron işçi hareketinin mucidi ve çevre hareketinin vatan hainliği olduğunu savunan yeni liberal muhafazakarlığı kendilerine üye olarak alırlar! Bu kendi bilecekleri iştir! CHP'yi ilgilendirmez! CHP, protestosuna da devam edecektir, parlementer demokratik çizgisine de.

Sosyalist Enternasyonal ölçü ve had bilen bir yerdir: Çoğu paylaşım savaşında tavırları sorunlu olmuştur. Üyeleri içinde "en sorunlu parti", sanıldığı gibi CHP olmamıştır. CHP'nin SE'ye katılımı sosyal demokratik bir forum olması gibi nedenlerledir. Eski kutuplaşmalar ile alakalı değildir.

SE pekala eleştirel bir platform olarak da görülebilir. Kriterlerin, ilkelerin olması iyidir. Ancak ilke tartışmalarını yıllardır pek görebilmiş değiliz. SD partiler de zaten işçi sınıfı partileri olma özelliklerini gitgide kaybettiler. Bazı ülkelerin partileri zaten biraz solda olan milliyetçi partiler. Bazıları işçi hareketinin ilk enternasyonaldeki ayrışmasından baki. Sömürgeciliğin öncülüğünü, sözcülüğünü yapmış olanlar da, sömürgeciliğe şiddetle karşı çıkmış olanlar da aynı platformdalar.

CHP şu anki yapısıyla bile ortalarda bir yerde duruyor.

Ortak nokta demokrasidir. CHP cunta döneminde kapatılmış, açılmış, müdahalelerden geçmiş bir partidir, evet. Sorunları olmuştur, olacaktır. Muhafazakar dini topluluk gazetelerinin geçtiğimiz senelerde avrupada CHP'nin sosyal demokrat olmadığı propagandası hiç hoş olmamıştır, komünizmle mücadele geleneğinden, soğuk savaştan gelip de demokrat olmalarını sorgulamasak, hatta soğuk savaşta SE'nin soğuk savaşçı bir kanadının da olduğunu kabul etsek de...

Bugün yeni liberal siyasi dinciliğin CHP'yi SE ile tehdit etmesi haydi haydiye abesle iştigaldir. Müzevirliktir! Bırakalım demokrat sol CHP'yi eleştirsin. Demokrat sağ da eleştirsin, ama "şimdilerde pek demokrat soğuksavaşçı sağ"ın kaynattığı kazanı demokrasi oyununun bir parçası olarak görmemizi de kimse beklemesin!

Eleştiri eleştiridir, entirka entrikadır, soğuk savaşçılık sömürgeciliktir! Gungadin'lik boştur!

SE patronaj kurumu değildir. Ortak bir platformdur. Şimdilerde pek bir önemi kalmamış olsa da ileride dünya sorunlarının tartışıldığı, krizlere fikren hazırlık yapılabildiği, çatışmalara sebep olabilecek bazı dispozisyonların gözden geçirebildiği bir ortama yeniden dönüşebilir.

Biz 12 Eylüle direnmiş, demokrasi için mücadele etmiş insanlar CHP'yi desteklemeye devam ettikten sonra, ne yaparsanız yapın, nafile!

CHP de değişecektir. Dünya da. CHP'nin demokratik bir parti olması dünya için, hakikat için bir kazançtır! CHP halk ile, toplumsal dinamikleri ile buluşacaktır!